Güney Amerika

Zulüm Düzeni Böyle Yıkıldı: Nikaragua Devrimi

19 Temmuz 1979’da Managua’ya giren halk güçlerinin ilan ettiği Nikaragua Devrimi çok önemli bir gerçeği gösterir bize: Doğru politikalar uygulandığında, halka güvenildiğinde, kararlı ve fedakâr olunduğunda devrim bir hayal olmaktan çıkar.


"Komutan ve devrimin önderi Carlos Fonseca"

“Başkomutan ve Sandinist halk devriminin önderi Carlos Fonseca, FSLN’nin 1961’deki kurucusu, 8 Kasım 1976’da Zinica’da savaşarak düştü”

Cinayeti hobi edinmiş bir polis teşkilatı. Yalancılık ve çürümüşlük timsali yöneticiler. İşadamları ve emperyalizmle el ele verip bütün ülkeyi yağmalamaya yemin etmiş bir iktidar. Ve bir depremin yıktığı çürük binaların altında kalıp ölen binlerce yoksul insan. 1979 yılındaki devrimden önce Nikaragua’da durum işte böyleydi.

Nikaragua bir Orta Amerika ülkesidir. Ülke 1909 yılında ABD tarafından işgal edildi ve 1933 yılına kadar da ABD’nin güdümündeki toprak ağaları tarafından yönetildi. ABD o yıl ordusunu Nikaragua’dan çekti ve iktidarı göstermelik bir jestle Anastasio Somoza isimli bir başka işbirlikçisine bıraktı.

Nikaragua artık “bağımsız” bir ülkeydi.

O tarihten başlayarak 1979 yılına kadar Nikaragua halkı baba oğul Somozalar tarafından yönetilecektir artık. Nikaragua adeta Somozaların aile şirketine, ülkenin polisi olarak görev yapan Ulusal Muhafızlar isimli suç örgütü de onların özel güvenliğine dönüştürülecektir.

Uzaktan bakıldığında Nikaragua bir demokrasiydi. Somozalar her seferinde seçimle başa geliyor, Mahir Çayan’ın “demokrasicilik oyunu” dediği yöntemle hüküm sürüyordu. Bu sandık demokrasisi Somozaların 1940 yılından itibaren akrabalarıyla birlikte ülkeyi yağmalamaya başlamasının kılıfı oldu. Ne de olsa “milli irade” böyle istiyordu.

Somozalar ülkedeki pek çok kahve plantasyonuna el koydu, lisans ve vergi kanunlarını canları istediği gibi değiştirerek akrabalarını zenginletti, ticaret hareketlerini kendi çıkarlarına olacak şekilde kontrol etmeye başladı. Dünya Bankası’ndan alınan bütün krediler rejim yandaşlarının cebine ve ülkenin toprakları ise tapu halinde kasalara aktı.

1960’larda Somozaların iktidarı sarsılacak gibi oldu. Ülke böyle yağmalanırken, pastadan daha çok pay isteyen egemen sınıflar Somozaları devirmeye çalışacaktı. 1967 yılında Nikaragua’daki yönetime seçim hileleriyle tekrar el koyan oğul Somoza Debayle, krizi çözmek için bütün devlet kadrolarına kendi arkadaşlarını ve akrabalarını atama yolunu seçti. “Yargı bağımsızlığı” Somozaların en sevdiği fıkraydı şimdi.

Mezar Kazıcılar

Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratır” der Marx ve Engels. Nikaragua’da kapitalizm geliştikçe topraksızların, yoksulların sayısı arttı. Büyük topraklar Somoza’ya yakın bürokratlara ve ailelerine dağıtıldıkça, Nikaragualı küçük köylü elindeki tarlalarını da kaybetti.

Devrimden önce toprak ağalarıyla küçük köylü arasındaki uçurum inanılmazdı örneğin: Nüfusun yüzde beşi bile etmeyen bir azınlık Nikaragua’daki toprakların %50’sine sahipken, ülke nüfusunun ağırlıklı kesimini oluşturan küçük köylüdeki toprak yalnızca %3.5’ti.

Küçük köylü böylece borcunu ödemek için ya toprak ağalarının ya da fabrika patronlarının hizmetinde çalışmaya başladı, işçi oldu. 1960’larda tarlalarını kaybeden pek çok mısır ve fasulye yetiştiricisi pamuk işçisine dönüştü.

Tarlalarda iş bulamayanlar ise büyük kentlere göç ettiler. Nikaragua’nın başkenti kocaman bir gettoya dönüşmüştü adeta. Managua’nıngecekondularında artan işsizliğin, azalan maaşların ve yoksulluğun derdiyle uğraşan Nikaragualı emekçiler yaşıyordu. İnsanlar yetersiz besleniyor, doğan 1000 bebekten 100’ü hastalıktan ölüyordu.

Kapitalizm yalnızca emekçilerin sayısını arttırmamıştı elbette. Nitelikli iş gücüne olan ihtiyaç çoğaldıkça ülkede yeni üniversiteler açıldı, 1958 ile 1970 yılları arasında üniversite öğrencilerinin sayısı 955’ten 9385’e çıktı. Pek çok öğrencinin yüzü hem halka hem de dünyaya dönüktü. Yanı başlarındaki Küba Devrimini, Brezilya ve Şili’deki mücadeleleri dikkatle izliyorlardı.

Nikaragua devriminin önderlerinden olan Tomas Borge, “silahsız kitleler yenilmeye mahkumdur, tıpkı kitlesiz silahlar gibi” diye yazmıştı bir keresinde. Nikaragua’daki silahsız kitleler her geçen gün çoğalıyordu. Ancak tüm yoksulluklarına rağmen şimdilik onları devrime ikna etmek zor görünüyordu. Bilinçler Somoza’nın propagandasının, Ulusal Muhafızlar’ın yaydığı korkunun ve Katolik Kilisesi’nin vaaz ettiği çaresizliğin altında ezilmekteydi.

Somoza rejimiyle Nikaragua halkı arasında oluşan bu suni dengeyi kim bozacak, biriken baruta ilk kıvılcımı kim çakacaktı?

FSLN: Kitlesiz ama Cüretli Bir Silah

Fotoğraf: Susan Meiselas

Fotoğraf: Susan Meiselas

Somoza’nın Ulusal Muhafızları 1969 yılının Temmuz ayında Managua’daki bir eve baskın düzenlediler. Evde FSLN gerillalarının kaldığı istihbaratı alınmıştı. Heyecanlı ve hevesliydiler. “Teröristlerin” üzerine çökecek ve FSLN’nin belini kıracaklardı.

Baskın başlar başlamaz evdeki gerillalar silahlarına sarıldı ve çatışmaya başladı. Evin etrafı 300 ulusal muhafızla ve bir Amerikan Sherman tankıyla çevrildi. Somoza kendi borazanı haline gelmiş olan Nikaragua ulusal televizyonuna canlı yayın yapma talimatı verdi: FSLN bu sefer çok kötü kenara sıkışmıştı, yenilgi kesindi. Tüm halka devlete baş kaldırmamak gerektiğini göstermek için bulunmaz bir fırsattı.

Ne var ki işler iktidarın beklediği gibi gitmedi. Kuşatma saatler sürdü ama evdekiler bir türlü teslim olmadı. Nikaragua televizyonunun canlı yayını adeta bir FSLN propagandasına dönüştü. Bütün halk nefesini tutmuş direnişi izlerken, Ulusal Muhafızlar nihayet eve girdiklerinde kendileri için daha da hazin bir manzarayla karşılaştılar. Yalnızca bir kişi vardı evde: Komutan Julio Cezar Buitrago.

Baskın başlar başlamaz yoldaşlarına geri çekilme talimatı vermiş ve 300 polisle bir tanka karşı saatlerce tek başına çarpışmıştı komutan. Devrim şehidi efsaneleşti. Çatışmada harap olan ev, Nikaragua devrim müzesinin bir parçasıdır.

Şimdi Nikaragua’daki herkeste aynı soru vardı:

Kim bu FSLN?

Komutan Buitrago’nun fedası gerçekleştiğinde FSLN 8 senelik bir silahlı örgüttü. İsminin açılımı Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi’ydi. Örgüte ismine veren Sandino, Nikaragua’daki ABD işgaline karşı savaşmış, fakat daha sonra Somoza tarafından pusuya düşürülerek 1934 yılında öldürülmüş bir devrimci önderdi.

Cephe Nikaragua’daki yoksulluğun ve baskı rejiminin bir sonucu olduğu kadar, Küba’daki devrimin de bir meyvesiydi. Bu nedenle devrimciler örgütü kurar kurmaz elde silah dağa çıkmayı denemişlerdi. 1963 yılında yapılan bu deneme büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Örgütün pek çok üyesi Somoza’nın Ulusal Muhafızlar’ı tarafından öldürüldü, önderi Carlos Fonseca ağır yaralanıp tutsak düştü. Uzaktan seyreden pek çok Nikaragualı için bu yenilgi devlete el kaldırılmayacağının kanıtıydı.

Fakat Carlos Fonseca yılmadı. Cephe gerillaları tekrar toparlanıp 1967 yılında bir kez daha Ulusal Muhafızlara karşı silahlı bir eylem örgütlediler. Sonuç yine yenilgiydi. Fonseca bir kere daha yaralanacaktı. “Bu iş olmaz” diyenler haklı çıkmış gibi görünüyorlardı.

Bu ikinci yenilgi Cephe önderlerini yine yıldırmadıysa da, onları taktiklerini gözden geçirmeye itti. Şimdiye kadar Nikaragua içinde yeterince örgütlenmeden, Küba Devrimi’ne birebir benzeyen bir modelle devrim yapmaya çalışmışlardı. Ve bu nedenle kitlesiz silahlar olarak kalmışlardı. 1967 yılından sonra Cephe “sessizce güç biriktirmek” dediği yeni bir aşamaya geçti.

Eldeki silahlara bir kitle lazımdı.

Silahlar ve kitleler buluşuyor

Böylece 1967 yılından 1974 yılına kadar sürecek yeni bir dönem başladı Cephe için. Devrimci örgüt, kadrolarının ağırlıklı bir kısmıyla şehirlerde ve kırlarda Nikaragua halkını örgütlemeye girişti. Bu yıllar boyunca Cephe gerilla birliklerini örgütlemeye devam ettiyse de, asıl amaç kurulan köylü, işçi ve öğrenci dernekleri aracılığıyla ülkenin her yanına, özellikle de yoksul mahallelere ve köylere yayılmaktı.

Bu sayede Cephe birkaç yıl içerisinde yalıtılmış küçük bir silahlı örgüt olmaktan çıktı. Kırdaki gerilla birliklerinin nüfusunu çoğaltmış, kentlerdeki yoksul mahallerde militan bir kitle tabanı yaratmıştı. Bir Cephe militanı bunu şöyle anlatacaktı:

Köylülüğü kazanmak için onun bir parçası olmak gerekliydi. Biz de öyle yaptık. Köylüyle, onun sorunlarıyla yaşadık, ailesinin bir üyesi olduk… 1972 yılına gelindiğinde güvenlerini bütünüyle kazanmış ve zincir adını verdiğimiz bir örgütsel ağ oluşturmuştuk.

Somoza’nın Deprem Vurgunu ve Cephe

1972 yılı Nikaragua ve Cephe için ayrıca önemliydi. O yıl ülkenin başkenti Managua’da gerçekleşen bir deprem, 10 bine yakın insanı öldürdü, 250 bin insanı evsiz bıraktı. Managua’daki fabrikaların birçoğu depremden sonra kullanılmaz hale geldi. Evsiz insanlar bir de işsiz kaldılar.

Ama deprem demek para demekti aynı zamanda. Managua’nın harabelerine bakan halk yıkılmış evlerini, kaybettiği yakınlarını görüyordu. Somozaların gözünün önünde ise yeni binalar, yeni duble yollarla gelecek yatırım fırsatları, paracıklar uçuşuyordu.

Somoza Debayle bu depremi kendi iktidarını daha da pekiştirmek için kullandı. Derhal ülkede bir olağanüstü hal ilan edip, kendini yönetim komitesinin başına geçirdi. Böylece ağzından çıkan her söz kanuna dönüştü.

Somoza olağanüstü hal vesilesiyle uluslararası deprem yardımı ve kredisi suyunun da başına oturmuştu. Şehrin yeniden planlaması, molozların temizlenmesi ve yeni binaların yapılması işini eline aldı. Ülkeye yardım için gelen kredilerle kendine çimento fabrikaları ve inşaat şirketleri kurdu. Bu inşaat tekeli sayesinde ülkenin en zengin ailelerinden birinin başı olmuştu şimdi.

Güney Amerika’da bir başka Küba Devrimi daha olmasından korkan ABD’nin sağladığı maddi yardım ve eğitim desteği sayesinde, Ulusal Muhafızlar daha da güçlendirildi.

Yani deprem Somoza’nın servetini, siyasi ve askeri gücünü; Nikaragua’daki yoksullarınsa kinini büyütmeye yaramıştı. Ve eğer doğru yerlere harcanırsa, sınıf kini bir halkın en büyük servetidir.

Demek ki iş bu kini örgütlemekte ve silahlandırmaktaydı.

İleri görüşlü önder Carlos Fonseca’nın girişimiyle Cephe depremden hemen sonra yıkılan mahallelerde örgütlenme çalışmasına başladı. Uluslararası yardım çağrıları yayımlayarak, ülkeye gönderilen yardımların bir kısmını kendi bünyesinde örgütledi. Halk içinde adaletli bir paylaşım yaratmaya çalıştı.

Managua depremi Cephe’nin şehirlerdeki varlığını güçlendirdi. Örgütün adı yoksul mahallelerde giderek daha fazla biliniyordu şimdi. Managua’da yaşayan 40 yaşındaki bir işçi olan Cezar Cephe’yi şöyle anlatıyordu:

Bizim için savaştıklarını biliyordum. Biz sadece yaşıyoruz, yiyip içiyoruz. Fakat Cepheliler vicdanlarını izlediler. Anlamışlardı, birileri yiyor, birileri yiyemiyordu ve onlar da yiyemeyenler için dövüştüler.

Ama bu kadarı yeterli değildi. Devrim yapmak için daha büyük bedelleri göze almak gerekirdi.

“Halkın Adaleti Hesap Sormaya Geldi”

Tropik iklime sahip Nikaragua sıcak bir ülkedir. Yıl boyunca hava sıcaklıkları 20 derecenin altına pek düşmez. 1974 yılının 27 Aralık günü de hava sıcaktı.

O gün Nikaragua’nın eski tarım bakanı ve pamuk zengini Castillo’nun evinde bir parti vardı. Davetliler arasında ABD Büyükelçisi Shelton, Nikaragua’nın ABD Büyükelçisi ve Somoza’nın kayınbiraderi Argüello, Dışişleri Bakanı Lang, Somoza’nın kuzeni ve Ulusal Ekonomik Kalkınma Kurumu’nun başkanı Noel Debayle gibi önemli isimler vardı.

Saat 10:50 sıralarında 13 iyi eğitimli Cephe gerillası Castillo’nun evini bastı ve az evvel partiden ayrılmış olan Shelton dışında, partideki tüm kodamanları rehin almayı başardı. Evdeki müzisyenlerin çaldığı hoş müziklerin yerini, gerillalara silah çeken ev sahibi Castillo’yu vuran silahın sesi ve devrimcilerin sert talimatları almıştı şimdi.

Yeni bir dönem başlıyordu.

FSLN taleplerini sıraladı:

  • Örgüte 5 milyon dolar fidye ödenecek.
  • Hapishanelerdeki tutsak devrimciler serbest bırakılacak.
  • Nikaragua’daki tüm radyolarda ve televizyonlarda Cephe’nin Nikaragua halkına mesajı yayınlanacak.
  • 13 gerillayı, serbest bırakılan tutsakları ve rehineleri Küba’ya götürecek bir uçak ayarlanacak.

Somoza Debayle İspanya ziyaretini yarım bırakıp geldi ve örgütle saatler süren bir pazarlığa oturdu. Sonuç 40 yıllık Somoza iktidarının yaşadığı en büyük aşağılanmaydı: 1 milyon dolar ödenmiş, tutsaklar serbest bırakılmış, Küba’ya giden bir uçak ayarlanmış ve Nikaragua’daki radyolarla televizyonlar Cephe’nin iki uzun mesajını yayınlamıştı. Örgüt tüm halkı Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadeleye, kendi saflarına çağırıyordu.

Mücadele Geriliyor mu?

Her zaferin bir bedeli vardır. Esasında zaferleri büyük ve unutulmaz kılan şey, onları elde etmek için ödenen bedeller, yaşanan kayıplardır. Feda iradesi, kurduğu hayaller kadar büyük olmayanlar yenilirler. 1974 zaferiyle FSLN yeni bir başlangıç yapmayı denemişti ve şimdi bedelinin ödenmesi gerekiyordu.

Öfkeden deliye dönen Somoza Debayle, 1974 yılından başlayarak 1977 yılına kadar sürecek bir sıkıyönetim ilan etti Nikaragua’da. Devrimcileri bulmak için her taşın altına bakıyordu. Bu yıllar Nikaragua halkı için bir cehennemdi adeta. Ulusal Muhafızlar gündüz vakti sokak ortasında insanları kaçırıp kaybediyor, vuruyor, evleri basıyordu. Mısır tarlalarında başsız, işkence edilerek öldürülmüş cesetlere rastlanması gündelik hale gelmişti.

Bir de marş vardı Muhafızların diline dolanan: “Muhafızlar kimdir? Muhafızlar kaplandır! Kaplanlar ne içer? Halkın kanını!

Üniformalıların halka yönelik artan zulmü karşısında, devrimciler Ulusal Muhafız askerlerinin adreslerini tespit etmeye başladı. FSLN imzasıyla bu adreslere gönderilen mektuplarda şöyle diyordu:

Belki de işsiz olduğun için Muhafız oldun. Toprağın yoktu, çalışacak yerin yoktu. Belki de bir hiç uğruna çalışmaktan sıkılmış bir tarım işçisiydin. Dolayısıyla Muhafız olmaya karar verdin. Ya da kim bilir belki de çok açtın, gel dediler geldin.

Şimdi ülkenin zenginleri ve Somoza seni topun ağzına sürüyor, seni kendi halkına karşı kullanıyor. Sen Somoza’nın ve zenginlerin sahip olduklarının bekçi köpeğisin. Seni bu yüzden övüyorlar. Vicdanına sesleniyoruz: Bunu düşün, bir öldürmeye gönderildiğin köylülerin ve işçilerin hayatına bak, bir de kendi patronlarının hayatına.

Sınıf mücadelesinin kanunu: Cephe güçlendikçe mücadele kolaylaşmıyor, zorlaşıyordu. 1976 yılında FSLN’nin önderi Carlos Fonseca vuruldu. Aynı yıl bir diğer önder Tomas Borge tutsak düştü. FSLN içindeki birlik çözülmeye başlıyordu.

Bölünme

1975-1976 yılları arasında örgüt üçe bölündü.

Bu bölünme örgüt içerisindeki bir iktidar mücadelesinden çok, farklı ideolojik eğilimlerin bir yansımasıydı: Kendilerine Proletarios diyen kanat, daha çok işçi sınıfı içinde örgütlenmek gerektiğini düşünüyordu ama silahlı güç bakımından zayıftı. Uzun Süreli Halk Savaşı’ndan yana olan kanat, şehirlerde ve kırlarda temkinli gerilla faaliyetleriyle rejime karşı belki on yıllar sürecek bir halk savaşı verilmesi gerektiğine inanıyordu.

Kendilerine Terceristas ya da Üçüncü Yolcular diyen grup ise Nikaragua’da silahlı ayaklanma koşullarının olgunlaşmaya başladığını, her kesimden halkın bir an evvel silahlandırılması gerektiğini söylüyordu.

Rejimin baskısına ve örgütün bölünmesine rağmen Cephe’nin üç kanadının büyümesi de devam etti. Kendilerine çalışma alanları belirlemiş olan örgütler, zaman zaman işbirliği de yaparak halk mücadelesini genişletmeye uğraştılar. Ulusal Muhafızların ev baskınlarıyla şehit düşen gerillaların yerini, cenazelerinde intikam yeminleri eden yoldaşları alıyor, örgütlerin şehirlerdeki ve kırlardaki ilişki ağları genişliyordu.

Cephe’nin verdiği mücadelenin Nikaragua halklarını nasıl derinden etkilediği, Edgard Lang isimli bir gencin ailesine yazdığı şu mektuptan da anlaşılabilir. Lang’ın babası Federico Lang Nikaragua’nın zengin işadamlarından ve Somoza’nın destekçilerinden biriydi:

Eminim son aylardaki tuhaf davranışlarım dikkatinizi çekmiştir. Artık partilere gitmiyorum. Ortadan kaybolup duruyorum.

Sevgili Annem ve Babam: Çünkü ben bir devrimci, bir FSLN üyesi oldum. Bunun nedenleri şöyle: (1) Çünkü ben yirmi yıldır çılgıncısına para harcayarak yaşarken, işçilerin ve köylülerin binlerce çocuğu açlık çekiyor, yetersiz beslenmeden ya da hastalıktan ölüyordu. Ülkemiz sefaletle ve geri kalmışlıkla doludur. (2) Tüm Nikaragualıların halkımızın özgürlüğü için savaşmak gibi kutsal bir görevi vardır. Bizim kuşağımız, bizden önceki kuşağın yapması gerekeni yapıyor. Bize bıraktığınız esir Nikaragua’da adaletsizlik ve suç hüküm sürüyor. Çocuklarımızın da bizi aynı şeyle suçlamasını istemiyoruz… (3) Ben dağlara gidiyorum. Orada yurtseverler, dürüst insanlar, halkları için her şeylerini feda etmeye istekli insanlar var.

Hiçbir zorlama olmadan, kimsenin baskısı altında kalmadan kendi irademle gittiğimi bilmelisiniz. Birilerinin beni kullandığı fikrini kafanızdan atın.

Beni kötü bileceksiniz, fakat gerçek tam tersidir. Hep dürüst bir insan olmamı isterdiniz ve Nikaragua’da insan yalnızca Somoza tiranlığına karşı tüm gücüyle savaşarak dürüst kalabiliyor…

Keşke ayrılmamız böyle acılı olmasaydı, ama şartlar böyle.

Edgard Lang 1979 yılında, devrimin zaferine birkaç ay kala Ulusal Muhafızlar tarafından öldürülmüştür.

1978: Tepedekiler Birbirine Düşüyor, Halk Ayaklanıyor

Fotoğraf: Susan Meiselas

Fotoğraf: Susan Meiselas

Ülkenin tarihi boyunca Somozalar ile Nikaragualı diğer sermayedarlar arasındaki ilişkiler bir iyi bir kötü olmuştu. Ekonomi tıkırındaysa, karları artıyorsa Somoza’nın çalıp çırpmasına pek ses etmemişti burjuvazi. Ama ekonomi krize girdiğinde, Somoza onlara kardan pay vermeyi reddettiğinde ya da halk ayaklanmaya çalıştığında huzursuzlanıyorlar, Somoza’yı eleştirmeye başlıyorlardı.

İşte 1978 yılına girildiğinde Nikaragua’daki durum bu ikincisiydi. Ülkede ekonomik kriz başlamış, şurada burada işçiler grev ilan etmiş ve Cephe hem kırda hem kentte durmaksızın silahlı eylem yapar hale gelmişti. Temmuz ayında Cephe bütün halk muhalefetini Birleşik Halk Hareketi (BHH) isimli bir yapıda buluşturmayı başardı. Ve BHH yalnızca Somoza’ya değil, burjuvaziye de mesaj veriyordu: Halk bizimle.

Burjuvazi huzursuzdu ve meşruluğu giderek kaybolmakta olan Somoza’nın iktidardan çekilmesini istiyordu. Yoksa kriz yönetilmez hale gelecek ve halk devrimcileri bir umut olarak görmeye başlayacaktı.

İşte bu eleştirilere karşılık Somoza hayatına mal olacak bir hata yaptı. Burjuva muhalefetin bilinen ve sevilen figürü gazeteci Chamorro’yu bir suikastla öldürttü. Chamorro Somoza iktidarına sert eleştiriler getiren bir gazete çıkarıyordu ve bu yüzden halk kesimleri tarafından da seviliyordu. Cenazesinde Managua’nın sokaklarını dolduran on binlerce öfkeli insan vardı.

Cenaze sırasında Somoza ailesine ait araçları ve binaları ateşe veren halk, ülkede genel bir isyan ortamı yarattı. Burjuva muhalefeti de kontrolü altındaki sendikaları bir genel greve yönlendirdi. Bunun Nikaragua devrimi için bir dönüm noktası olduğu sonradan anlaşılacaktı.

Bu suikastla birlikte aydınlar, burjuvazi, onun güdümündeki basın ve dinsel otoriteler Somoza’yı yalnız bıraktılar. Managua Başpiskoposu ertesi ay yayımladığı mesajda şöyle diyecekti:

Her zaman öncelikle barışçıl araçların kullanılması gerektiğine, şiddete dayanmayan araçların sivil toplum sınırları içerisinde kullanılması gerektiğine inandım. Fakat şunu da söylemem gerekiyor ki, bazı ahlak ve ilahiyat yetkilileri şu üç koşul mevcutsa kolektif silahlı direnişin kabul edilebilir olduğuna inanıyorlar:

Tartışmasız bir nefsi müdafaa durumunu meşru kılacak ciddi ve bariz bir adaletsizlik varsa;
Tüm somut barışçıl çözümler başarısızlığa uğramışsa;
Adaletsizliğin neden olduğu silahlı mücadele, bu adaletsizliğin sürmesinin yaratacağından daha az mağduriyet yaratacaksa.

Somoza rejimine karşı devrimci şiddet kullanmanın gerekliliğine giderek daha fazla insan ikna oluyordu. Adalet yoksa, halkın kendi adaletini sağlaması meşruydu. Cephe 20 yıla yaklaşan mücadelesinin meyvelerini toplayabilirdi artık. Çünkü Somoza’nın azgın Muhafızlar’ı karşısında halkın adaletini savunabilecek FSLN’den başka bir alternatif yoktu. Cephe’nin henüz güçsüz olması ise bir zaman sorunuydu yalnızca.

Chamorro suikastının suları durulmuyor, baskılar ve cinayetler de Somoza’nın krizini çözemiyordu. FSLN’nin bölünmüş kolları polis karakollarına baskınlar yapıyor, örgütsüz halk şurada burada ayaklanmalar başlatıyor, Nikaragua’nın sokaklarında gece ateşler yanıyordu. O yıl ülkenin tarihinin en büyük öğrenci eylemi 60 bin kişinin katılımıyla yapıldı.

Doğrudan devrimcilerin kontrolü altında olmayan Monimbo isimli gecekondu mahallesinde başlayan halk ayaklanması, Somoza’nın bölgeye 600 polis ve tanklar göndermesiyle bastırılabildi. Mahalleden yaklaşık 200 kişinin cesedi çıktı.

Her halk isyanı, bir sonrakinin nedenine dönüşürken, Somoza Debayle tüm halka meydan okuyordu adeta. O yılki bir konuşmasında “Ne giderim, ne de beni götürebilirsiniz” diyecekti.

Devrimci Cüret Gösterisi

23 Ağustos 1978 tarihinde Somoza hükümetinin bakanlar kurulu Ulusal Saray ismi verilen hükümet binasında buluştu. Gündem, Nikaragua’nın askeri harcamaları için daha fazla bütçe ayrılmasıydı. Sarayın yüzlerce çalışanı, basın, üst düzey bakanlık memurları ve bakanlar, tümü de binadaydı.

Aynı gün kendine Terceristas – Üçüncü Yolcu diyen FSLN grubu da bir hazırlık içindeydi. 25 gerilla Somoza’nın kişisel koruması kılığına girmiş, onların kullandığına benzer bir kamyona atlayarak Ulusal Saray’ın yolunu tutmuştu. Amaç şaşırtma taktiğini kullanarak üç dakikadan kısa bir süre içerisinde Saray’ın kapısında bekleyen muhafızları etkisiz hale getirip, bakanların toplantı yaptığı Mavi Oda’ya bir baskın düzenlemekti.

Düşmanlarımızın burnu büyüktür. En büyük güçleri bizim beyinlerimize yerleştirebildikleri çaresizlik duygusudur ve buna güvenirler. “Devlete el kalkmaz” duygusuyla beynimizi bir kere teslim aldılar mı, fazladan güvenlik önlemine bile gerek kalmaz, çünkü ona vurmayı aklımızdan bile geçirmez olmuşuzdur artık. Devrimci cüret halkın kafasındaki bu zincirleri kırmakla da yükümlüdür. Bir kere ortaya çıkıp, halka devletin kâğıttan kaplan olduğunu gösterince, devletin bu gücü bir güçsüzlüğe dönüşür artık.

İşte Nikaragualı devrimcilerin Ulusal Saray baskınının asıl amacı buydu: Bütün ülkede terör estiren bu sömürücü azınlık, aslında kendini bile korumaktan aciz bir suç çetesidir, demek istiyorlardı.

Cüretli plan başarılı oldu. Gerillaların kamyonu bir sorun olmadan Ulusal Saray’ın bahçesine girdi; üç dakikadan kısa süre içerisinde güvenlik etkisiz hale getirildi; binanın tüm giriş çıkışları kontrol altına alındı. Mavi Oda’da toplantı yapan onlarca bakan ve üst düzey yetkili, binanın yüzlerce çalışanı Cephe’nin rehinesiydi şimdi.

Somoza Debayle o sırada sarayda değildi. Gerillalar sadece 4 sene sonra aynı tuzağa bir kere daha düşürmüşlerdi onu. 1974’te ne yaşandıysa tekrar yaşandı: 500 bin dolar fidye; hapishanelerdeki devrimci tutsakların serbest bırakılması; gerillaları, tutsakları ve rehineleri yurtdışına çıkaracak bir uçağın ayarlanması ve ülkedeki tüm radyo ve televizyonlardan devrimciler tarafından yazılmış bir genel ayaklanma çağrısı metninin okunması.

Bu baskınla birlikte Nikaragua’nın mücadeleye tarafsız kalan kitlelerinde de hareketlenme başladı: Galiba devrim mümkündü ve böyle yaratıcı operasyonlar örgütleyebilen devrimciler güvenilir ve zeki insanlar olabilirlerdi. Carlos Fonseca’nın rüyası, cüret, feda ve yaratıcılık sayesinde bir halkın ortak rüyası haline gelmeye başlamıştı.

Eylül Ayaklanması ve ayaklanmanın dersleri

Cephe’nin genel ayaklanma çağrısı, örgütün kendisini bile şaşırtacak kadar yaygın bir yanıt bulmuştu halkta. Hemen o hafta ülkenin çeşitli yerlerinde hem örgütlü hem de kendiliğinden isyanlar patladı. Cephe ya sözünde duracak ve bunlara önderlik edecekti ya da bu devrimci dalga yavaş yavaş sönecekti. Somoza’yla uzlaşma ya da müzakere bir çözüm değildi.

Matagalpa ayaklanması böyledir. Kent yoksulları bir genel ayaklanmayla bütün şehri kontrol altına almış ve üç gün boyunca ellerinde tutmayı başarmışlar fakat sonunda binlerle gelen Ulusal Muhafızlar’a yenik düşmüşlerdi.

Cephe’nin kendi örgütlediği ayaklanmalar da vardı. Devrimcilerin öncülük ettiği halk milisleri, onlarca şehir ve kasabada Ulusal Muhafız karakollarına baskınlar düzenliyor ve silahlarına el koyuyordu. Somoza’nın zulüm rejiminden bıkan halk FSLN saflarına adeta akın ediyordu. Öyle ki Omar CabezasHiç insan sıkıntımız olmadı, silah sıkıntımız vardı” diyecektir.

Ne var ki Eylül ayında bütün ülkeyi saran ve Ekim ayına kadar devam eden bu ayaklanmanın pek çok eksiği vardı. Hazırlıklar yetersizdi. Ülkenin her yerinde iyi örgütlenilmemiş, örgütlü bölgeler arasında koordinasyon sağlanamamıştı. Ülkenin sadece bir yerinde ayaklanma başlatmak, diğer yerlerini bu ayaklanmaya katmamak ya da onların kendiliğinden katılacaklarını beklemek yanlıştı.

Ağır silah üstünlüğünü elinde tutan Somoza’nın Ulusal Muhafızları, derhal “Temizlik Operasyonu” adını verdikleri büyük bir kıyım saldırısı başlatarak, ayaklanmaları teker teker bastırdı. Somozaların eğitimli Muhafızları karşısında isyan deneyimi oldukça sınırlı olan devrimciler Eylül Ayaklanması’nda askeri bir yenilgiye uğradılar.

Muhafızların baskın yaptığı köylerde yargısız infaz, tecavüz, işkence vakaları yaşanıyordu. 13-30 yaş arasındaki bütün erkekler potansiyel tehdit olarak görülüyor ve eğer şanslılarsa tutuklanıyorlardı. Bu isyan bastırma harekatı sırasında 5 bin insanın öldüğü, 25 bin insanın evsiz kaldığı ve 60 bin insanın mülteci konumuna düştüğü söylenmektedir. Sonuçta devrimciler kendilerine destek veren halk kesimleriyle birlikte sessizce dağlara çekilmek zorunda kaldılar.

Başka bir örgüt olsa, direniş ve devrim sayfasını burada kapatabilir, Somoza ile uzlaşma ve barışma yolları arayabilirdi. Gerçekten de 1978 Ekim’inden bakıldığında Somoza çok güçlüymüş ve devrim çok uzakmış gibi görünüyordu.

Fakat Cephe yenilgilere şerbetliydi, kolay pes edeceğe benzemiyordu. Üstelik Somoza’nın katliamları rejimin meşruiyetine yalnızca ülke içinde değil, ülke dışında da zarar vermiş; FSLN adını herkes duyar olmuştu.

Şimdi yapılması gereken yeni ve daha büyük bir isyana hazırlanmaktı.

Cephe’ye göre ayaklanmanın en büyük eksikliği, halkın savaş temelinde örgütlenmemesiydi. Sivil Savunma Komiteleri bu tespitin sonucu olarak kurulmaya başlandı: Örgütlü mahallelerdeki halk, tıbbi destekten istihbarata, mühimmat depolamaktan silah imalatına kadar halk savaşının değişik kollarında görev alacak şekilde örgütlendi.

Mahallelerdeki evlerin duvarları delinerek, gerillaların mahallenin bir ucundan girip, diğerinden çıkabilecekleri güvenli tüneller inşa edildi. Haberleşme ve eğitim ağları kuruldu. Kısa süre içerisinde halk yeniden coşkusunu ve cüretini kuşanmıştı. Askeri yenilgi, siyasi bir zafere dönüşmüştü. Ulusal Muhafızların bir gün baskın yaptığı devrimci bir mahallede yaşayan 15 yaşındaki genç devrimci Enrique şöyle anlatıyor:

Mahalledeki tencerelere vurmaya başladıkları gündü. O gün Muhafızlar Sandinistlerin tepeden tırnağa silahlı olduklarını düşünüyordu. Ama bütün gece boyunca elimizde .22’lik bir tabancadan başka bir şey yoktu, silah sesini tencerelerle yapıyorduk. İşte o gün kendimi tek bir tabancayla güçlü hissettim. Daha önce hiç silahım olmamıştı. Sonra anladım ki Muhafızların silahı vardı ama cesareti, davası, bir ideali yoktu.

Ulusal Muhafızlar yavaş yavaş kendi ülkesinde değil, düşman toprağında yürüyen işgal ordusu muamelesi görmeye başladı. Ölüm pahasına direnmeye karar vermiş bir halkın önünde hiçbir güç duramazdı ve Somoza’nın düzeninin cenaze marşı yavaş yavaş çalmaya başlamıştı.

Şimdi vur ki kırılsın bu zincir

Ocak 1979’da FSLN burjuva muhalefetinin Somoza karşıtı unsurlarıyla halk hareketini birleştirdiği daha geniş bir cephe kurdu. Üçe bölünen FSLN’nin önderleri, Mart ayında toplanarak bir birleşme anlaşması imzaladılar. Eylül ayaklanmasının yenilmesine neden olan koordinasyonsuzluğun üstesinden böylece gelinmiş olacaktı.

Ancak Ekim 1978 ile Nisan 1979 yılları arasında FSLN’nin faaliyetlerinin en büyük odağı silahlanmaktı. Birkaç ay içerisinde 2500 gerilla Cephe saflarına katıldı.

Artık her şey hazırdı: Sendikalar genel greve ikna edilmiş, halk bir genel ayaklanmaya hazırlanmış, Somoza’nın askeri hedeflerini vurmak için güçlü gerilla birlikleri oluşturulmuştu. 1961 yılında bir avuç insanla yola çıkan devrim gemisinin güvertesinde, şimdi en azından bir isyan başlatmaya yetecek kadar insan vardı. Kitleler ve silahlar nihayet buluşmuştu.

Beklenen işaret 21 Mayıs’ta geldi ve halk güçleri Nikaragua çapında bir saldırıya kalktı. Güçlü silahlara ve örgütlenmeye sahip olan Ulusal Muhafızlara tek bir noktadan saldırmak yerine, Cephe Vietnam Savaşı’ndan öğrenilmiş bir taktikle savaşıyordu: Ülkenin her yerinde, her köyünde, her kasabasında sayısız cepheler açarak, gerek milislerle gerekse de gerillalarla topyekun bir saldırı.

Komutan Humberto Ortega bunu daha sonra şöyle açıklayacaktı:

Başlıca gücümüzün toplumsal, ekonomik ve siyasal düzeylerde topyekun bir seferberlik yaratabilme ve böylece düşmanın teknolojik-askeri kapasitesini dağıtma kabiliyetimiz olduğunu fark ettik… Gerçek şu ki, o zamana kadar halk bizim için gerilla savaşının Ulusal Muhafızlara darbeler vurmasını sağlayan bir dayanaktı. Fakat işin aslı çok başkaydı: Ayaklanma yoluyla düşmanı ezen halk kitlelerin dayanağı gerilla faaliyeti olmuştu.

Ama savaş kolay değildi. Haziran başında Cephe ülkenin kuzeyinde ve güneyinde duruma hakim görünüyorduysa da, Ulusal muhafızlar başkent Managua’daki gerilla birliklerini yenilgiye uğratarak kentin kontrolünü ele geçirmeyi başarmışlardı.

Haziran ayı boyunca savaş devam etti. Topyekun ayaklanma karşısında Somoza’nın güçleri nereye yetişeceklerini bilemiyorlardı. Bu nedenle Managua ve Matagalpa şehirlerine sıkışmış kalmışlardı.

Bunu fark eden Cephe, 16 Haziran’da bir “Geçici Hükümet” kurulduğunu ilan etti. “Paralel iktidar” dediği bir taktikle Cephe kurtardığı bölgelerde seçimler yaptı, mahalle ve kent meclisleri oluşturmaya başladı.

Artık Somoza’nın siyasal hükmü kalmamıştı ama askeri gücünü sonuna kadar kullanmaya kararlı olduğu da belliydi.

Haziran’ın ikinci yarısı ve Temmuz ayının başı, halk güçleri ile Ulusal Muhafızlar arasında süregiden çatışmalar, geri çekilmeler ve ilerlemelerle geçti. Somoza’nın güçleri gün be gün eriyor, FSLN ise güçleniyordu. Ulusal Muhafızlar çözülüyor, üst düzey komutanları ülke dışına kaçarken, düşük rütbeliler ve erler birer birer teslim olmaya başlıyordu.

13 Temmuz’da Managua’ya giden bütün yollar FSLN’nin eline geçti. 17 Temmuz’da Somoza, ailesini ve birkaç üst düzey devlet görevlisini yanına aldı, arkasında yaklaşık 50 bin ölü, yüz binlerce yaralı ve evsiz, Amerikan NAPALM bombalarıyla yanmış köyler ve yıkılmış şehirler bırakarak Miami’ye giden bir uçağa atladı.

Yıllardır sefasını sürdüğü bir düzen uğruna ölmeyi bile göze alamamış bir korkaktı.

19 Temmuz 1979’da Managua’ya giren halk güçleri Nikaragua Devrimi’ni ilan ettiler. Binaların çatısına çıkmış, balkonları, pencereleri ve şehrin meydanlarını doldurmuş binlerce binlerce insan suratlarında bir gülümsemeyle devrimcileri kente buyur ediyorlardı.

Yeni bir düzen kurma zamanıydı şimdi. Ülkenin adını değiştirmenin, yeni bir hayata başlamanın getirdiği coşkuyu Nikaragualı bir devrimci şöyle anlatacaktı:

Kurtuluştan sonra ben şehirlerde ve kırlarda halkın örgütlenmesiyle ilgili herşeyden sorumlu kişiydim. Savaş ekonomisi vardı… Devlet yoktu. Aile yoktu. Piyasa yoktu. Para yoktu. Her şey bir komündü, tam bir komün. Herkes kendisine bir görev verilsin istiyordu, yapacak bir şey istiyordu… Hiyerarşiye yer yoktu. Her şey birlikte yönetiliyordu. Herkes bir devrimde işler böyle yürür diye düşünüyordu. O yüzden insanlara şöyle demek çok kolaydı: “Bu senin görevin. Hallet. Maaş yok, çalışma saati yok.”

Ütopya gerçek olmuştu. “İşte özgürlük, eşitlik, kardeşlik böyle bir şey” diye düşünüyordum. İş bölümü yoktu. Erkekler ve kadınlar kardeşti. Sanki büyük bir aileydik. Sanki kim daha çok cömert olacak, kim komşusunu daha çok sevecek, kim daha fazla fedakarlık edecek diye bir yarış vardı. Polis yoktu, çünkü kimsenin korunmaya ihtiyacı yoktu. Herkes bir yandan elindeki işi yaparken, diğer yandan ötekini gözetiyordu, coşku bulaşıcıydı. Mutlak bir mutluluk vardı, sanki bir parti gibi. Sınırsız coşku, odaklanmış enerji, dayanışma ve öz-disiplin vardı.

Nikaragua devrimi uzun ve zorlu bir süreci kapsar. 1979 yılında devrim tamamlanmadığı gibi, Nikaragualı devrimcinin yukarıda anlatmış olduğu tozpembe tablo da çok uzun sürmemiştir. Devrimden sonra ABD’de eğitilen kontrgerilla çetelerinin ülkeye yönelik 8 yıl süren saldırıları, iktidarı alan devrimcilerin üst üste yaptığı hatalar, izlenen yanlış siyasetler bir süre sonra halkı devrime yabancılaştırdı ve burjuvazi devrimden 10 yıl sonra iktidarı geri aldı. Bu karşı-devrim süreci de başka bir yazının konusu olacak kadar uzundur.

Ne var ki Nikaragua devrimi çok önemli bir gerçeği gösterir bize: Doğru politikalar uygulandığında, halka güvenildiğinde, kararlı ve fedakâr olunduğunda devrim bir hayal olmaktan çıkar.

Ve tabii komutan Tomas Borge’nin o sözü: “Silahsız kitleler yenilmeye mahkumdur, tıpkı kitlesiz silahlar gibi.

@erbu | Yasak Mermi


 

Kaynaklar

  • Dennis Gilbert. Sandinistas. Basil Blackwell, 1988.
  • Dirk Kruijt. Guerillas: War and Peace in Central America. Zed Books, 2008.
  • Mark Everingham. Revolution and the Multiclass Coalition in Nicaragua. University of Pistburg Press, 1996.
  • Henri Weber. Nicaragua: The Sandinist Revolution. Çev: Patrick Camiller. Verso, 1981.
  • John A. Booth. The End and the Beginning: The Nicaraguan Revolution. Westview Press. Colorado, 1982.
  • Matilde Zimmermann. Sandinista: Carlos Fonseca and the Nicaraguan Revolution. Duke University Press, 2001.
  • Omar Cabezas. Dağdan Kopan Ateş. Belge Yayınları.
  • Roxanne Dunbar-Ortiz. Blood on the Border. South End Press, 2005.
  • Susan Meiselas. Nicaragua: June 1978 – July 1979. Writers and Readers Publishing Cooperative. London 1981.
  • Thomas W. Walker, ed. Nicaragua in Revolution. Praeger, 1982.
  • Tomas Borge. Dizginsiz Bir Sabırla. İletişim Yayınları, 1996.
Etiketler: , , , ,

5 Yorum

  1. Pingback: Ezilenlerin Tiyatrosu ve Güney Amerika’daki Etkisi

  2. Pingback: Umutlar Gezi 3. sezonda

  3. Pingback: Her saray bu akıbeti tadacaktır

  4. Pingback: 12 Eylül’den Uyanırken: Yeni Çözüm Dergisi

  5. Pingback: Uğur Mumcu ve ben

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica