Aytül FıratYozlaştırma Politikaları

Yeniden Fuhuş Üzerine: Eleştirilere Dair Notlar

Geçtiğimiz sene başlayan “fuhuş mu ve seks işçiliği mi” tartışmasına iki yazıyla katılan Aytül Fırat, yazılarına gelen eleştirileri değerlendirdi.


Fuhus_Kapitalizm

Fahişelik gerçeğini olağan bir durummuş gibi görmemizi, bunun varlığını bir şekilde kabul etmemizi dayatan bir toplumsal düzenin insanlarıyız. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, örneğin “seks işçiliği” kavramını sahiplenmek gibi eğilimler, bu düzen içinde fuhşa içkin kölelik olgusunu perdeleyen bir rol oynamakta maalesef.1

Geçtiğimiz kasım ayında, fuhuş olgusuna nasıl yaklaşmak gerektiğine dair süregelen tartışmaya, birbirini izleyen iki yazı ile katılmıştım. Açıkçası yazıların Siyasol.org’da yayınlanmasının ardından gelen eleştiriler beni memnun etti. Yazıların okumaya değer bulunmasından ziyade, içimizi acıtan bu konunun tekrar tartışılmasının ne kadar anlamlı olduğunu fark etmekti beni memnun eden. Bu bakımdan gelen eleştirileri çok kıymetli, eleştirilerin çağrıştırdıklarına odaklanmayı ise son derece önemli buluyorum.

Patriyarka kavramı neden kullanılmadı?

İlk eleştiri, özellikle “Fahişelik Üzerine I” yazısında yapılan analize yönelikti. Yazının başında “insan türünün biyolojik varlığına dair, tarihsel/toplumsal yapı etkileşiminden büyük ölçüde azade” bir analiz yapılacağı belirtilmişti. Böyle bir analize gerek duyulmuştu, çünkü buradan hareketle seks işçiliği kavramının eleştirel şekilde ele alınacağı bir tartışma zeminine ulaşılacaktı. Gelen eleştiri ise, fuhşun olgusal varlığının, yazının odaklandığı şekilde sadece kadın-erkek cinselliğinin biyolojik yanıyla açıklanamayacak olmasına dayandırılmaktaydı. Metnin kurgusuna dair isabetli bir tespit.

Hakikaten de yazıda, bu olgu ile örneğin ‘erkek egemen’ toplumsal ilişkiler ya da içeriği daha güçlü bir kavram olarak ‘patriyarka’ arasındaki ilişki dile getirilmiyordu; hatta bu kavramlar yazının herhangi bir satırında geçmiyordu bile. Sözü geçen tespit son derece haklı bir eleştiriye kaynak teşkil edebilirdi: Tabii yazının fahişelik olgusunun nasıl var olduğunu, gerçekten de tarihsel/toplumsal yapı dışı bir varoluş üzerinden açıklamak gibi bir derdi olsaydı elbette.

Aksine metin, “seks işçiliği” kavramının yetersizliğini işaret etmek üzere, fahişeliğin ortaya çıkışını tek bir sebebe indirgeyen mantıksal bir kurgu üzerine yerleşmişti. Aslına bakılırsa bu ‘tuhaf’ kurgu bilinçli bir tercihti; çünkü bugün meşruluk talebiyle karşımıza çıkan, hatta siyaseten doğrucu olabilmemizi sağlamak adına kendini bize dayatan bir kavram olarak ‘seks işçiliği’nin nasıl bir algı zemini gerektirdiğini tartışmaya açmak istiyordu.

Alanlarla verenlerin razı olduğu, her şeyin mal olarak fiyatlandırılabildiği bir dünyada seks sektöründe yadırganacak ne vardı?

Nihayetinde ise “alanlarla verenlerin razı olduğu, pazar mekanizmasının doğal olarak işlediği, faydalı olan her şeyin serbestçe bir mal olarak fiyatlandırılabildiği liberal bir dünyada, seks sektörünün varlık göstermesinde yadırganacak bir taraf” bulamayışımızın olağanlığı ironik şekilde vurgulandı. Buradaki öncelikli amaç, liberal dünyanın yarattığı sorunlu algıya dikkat çekmekti. O halde konuya bu şekilde tersten yaklaşan ya da ironi yolu ile bunu göstermeye çalışan bir metine, neden örneğin “patriyarka” gibi bir olgu dâhil edilsindi ki?

Tartışma devrimci eylemin niteliğine ilişkin değildi

Yazının II. kısmında fuhuş sektörünü tarihsel-toplumsal bağlamıyla ve bugünün kapitalist ilişki biçimlerini dikkate alarak nasıl görmek gerektiğiyle ilgili tespitler yapıldı. Bir diğer eleştiri de, yazının bu bölümü ile ilgili oldu. Erkek egemenliğinin köklüce yerleşik olduğu, erkek şiddetinin çok yaygın olduğu Türkiye gibi bir toplumda fuhuş sektöründe çalışan kadınların ‘şiddet’li bir eyleme maruz kalmış olmaları son derece talihsiz bir durumdu. Devrimci bir siyasi hareket (Halk Cephesi) tarafından gerçekleştirilen böylesi bir eylemin düşündürdükleriyle doğan bir yazıda, eylemin toplumsal tehlikeleri ve yanlışlığına ‘yeterince’ odaklanılmamış olması da haliyle eleştiri konusu olmuştu. Nitekim bu çok yerinde bir eleştiri, çünkü yazıda bu konuya yeterince odaklanılmadığı aşikâr. Ancak bu eksikliğin sebebi -sanılabilecek olduğunun aksine-, bir devrimci siyasal hareketin eylem biçimini meşrulaştırmak falan değildi. O halde neydi?

Sözü geçen eylemin yazıda kısaca eleştirildiği göze çarpıyor ancak, bunu kuvvetli bir çaba olarak görmek yersiz olur. Dahası eylemin niteliği, amaçları, sonuçları üzerinden bir tartışma yürütmek yazıda hedeflenmemiş durumda. Zira kişisel sınırlılığım beni, sözü geçen eylemin ya da devrimci eylemlerin yapısına ilişkin büyük tespitler yapmaktan, kapsamlı tartışmalar kurmaktan alıkoyuyor. Elbette eylemler hakkında, sağda solda rastladığımız türden genelgeçer tespitler sıralamak da mümkün. Ancak tartışmaya yeni bir açılım getirmedikten sonra, böylesi bence pek bir anlam ifade etmiyor. Diğer taraftan düşün dünyası bu sınırlılıkları aşan birileri tarafından bu mutlaka yapılmalı, elbette yapılıyor da.

Eyleme yönelik eleştirilerin Halk Cephesi’ne duyulan öfkeyle bir ilgisi olmadığı, sadece eylemin şiddet içeriğini vurgulama amacı taşıdığı düşünülebilir. Kanımca bu da son derece meşru bir sebep. Çünkü burada vurgulanan, seks işçilerinin de diğer işçiler gibi kapitalist sistemin mağduru olduğu ve cezalandırılmayı hak etmediği.

‘Fahişeler seks işçisidir; işçi oldukları için de onlara böyle davranılmamalıdır’ düşüncesinin üzerine çıkabilen nitelikte bir eleştiri bulmak pek zor.

Esasında bana kalırsa şiddete uğramayı hak etmez durumda olabilmek için, işçi olarak tanımlanmaya gerek de yok. Lâkin burada dikkat çekici bir şekilde çokça vurgulanan ‘seks işçiliği’ kavramı son derece belirsiz bir içerikle karşımıza çıkıyor. Açıkçası konunun gündemde olduğu döneme dönüp baktığımızda, her nedense ‘fahişeler seks işçisidir; işçi oldukları için de onlara böyle davranılmamalıdır’ düşüncesinin üzerine çıkabilen nitelikte bir eleştiri bulmak pek zor. Üstelik konunun, sadece eylemin niteliği bakımından değil, çeşitli toplumsal bağlamları üzerinden çok daha kapsamlı ve farklı eleştirileri hak ettiği bu kadar açık iken.

Metinde “siyasal eylemin niteliği, amacı, biçimi nasıl olmalı?” ya da “devrimci bir hareketi devrimci yapan unsurlar nedir?” gibi soruları yöneltmeye cüret edememiş olmak, başka soruları sormaya engel teşkil etmemeli diye düşünerek, şu soruları sorup yanıt aramıştık:  “Fuhuş sektöründe çalıştırılanlar gerçekten işçi midirler?” “Eğer değillerse ve üstelik biz onları seks işçisi sanıyorsak ne olacak?

Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin, O Beni Genelevde Piyanist Sanıyor 2

Böylelikle bilindiği üzere seks işçiliği-fahişelik sorunsalı üzerinden konu tartışmaya açıldı. Diğer taraftan metnin kendisine yönelik olmasa da, konuya ilişkin önemli bir tespit daha yapıldı: “Evet ama her şeye rağmen neden fahişeler işçi sınıfına dâhil olmasın ki? Biz de aslında fahişeler gibiyiz. Kapitalist toplumda biz de bedenimizi, aklımızı, emeğimizi satıyoruz sonuçta, onlar da..” şeklinde özetlenebilen yorumlar ortaya çıktı. Hatta konuya bu şekilde yaklaşanlar hiç de azımsanmayacak miktarda. Sanki emek sömürüsünün her çeşidi bugün bireyleri öyle bir duruma sürüklemiş ki, bir ‘genelevde piyanist’ olmak, bazen bir reklamcı olmaya tercih edilebilir bir şey gibi görünüyor sonuç olarak.

Cevap niteliğinde sadece, geçenlerde “yapamadım.. çünkü insanlar bana izin vermedi, çalışamadım” diye haykırarak, kendisini bir köprüden ölüme savuran gencecik bir kadını, daha doğrusu onu ölüme sürükleyen sebepleri örnek göstermek yeterli olurdu belki, bu ikisinin aynı şey olmadığını tekrar düşünmek için. Eylül Cansın’ın annesinin sözleri bile yeterdi belki:

Kızımın evine girdiğimde gördüğüm tablo son derece korkunçtu. Kızım bir tek ölmemişti. Her tarafı yara bere ve kan içindeydi. Vücudunun her yerinde morluklar vardı. İntiharından yaklaşık iki ay önce Aşkın Güldiken kızıma ‘Eğer Kadıköy’de yaşamak istiyorsan günlük kazancının yarısını bana ödeyeceksin’ demiş. Kızım da bir süre onlara korkudan para vermiş ama sonra kabul etmemiş ve ‘Artık size para vermeyeceğim’ demiş. Aşkın Güldiken, Duygu Buket, Kumsal Sönmez ve Elçin Canözü kızımı Bağdat Caddesi’nin ortasında çırılçıplak soymuşlar elektroşok silahıyla, masa ve sehpa bacaklarıyla dakikalarca dövmüşler. Evlerinin yakınlarında bir otoparka almışlar kızımı, orada öldüreceklermiş.

Lâkin yapmak istediğim, sadece aradaki farkı göstermeye çalışarak konuyu öylece kapatmak değil; zira burada konunun bir başka yanının daha tartışılmasına ihtiyaç var sanırım.

Dolayısıyla bir sonraki yazı, fahişelerin seks işçisi olarak değerlendirilmesi gerektiğini değil, belki de işçilerin fahişeler gibi değerlendirilmesi gerektiğini düşünen insanların verdiği ilhamla yazılıyor. Bu sefer de metnin odağında “seks köleleri” dışındaki “fahişeler”, en azından kendini öyle sananlar olacak…

  1. Fahişeliğin neden seks işçiliği olarak tanımlanmaması gerektiğine ilişkin, Sarah Ditum’un 01.12.2014 tarihli makalesine bakılmasını öneririm. Makalenin sonunda “Playing the Whore” kitabının yazarı Melissa Gira Grant’ın konuyla ilgili açıklamasına da yer verilmekte.
  2. Siyasi parti reklamlarıyla tanınan Fransız reklamcı Jacques Séguéla’nın kendi yaşamına dair kitabı.
Etiketler: , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica