Ansaneri JovaAnti-emperyalizmEnternasyonalizm

Ya birlikte ya hiç:
Anti-emperyalizm ve enternasyonalizm

Ansaneri Jova | İktidar sorunu gitgide emperyalizm kavramından ve gerçeğinden soyutlanırken anti-emperyalist mücadele anlayışı da muhtevasını kaybetti. Tutarlı olmayan anti-emperyalizm enternasyonalist de olamadı.


Kore savaşı sırasında Çinli sanatçı Gu Yuan (古元), 1919-1996) tarafından çizilen suluboya propaganda afişi (Kaynak: Battledore)

1951 Kore savaşı sırasında Çinli sanatçı Gu Yuan (古元, 1919-1996) tarafından çizilen suluboya propaganda afişi (Kaynak: Battledore)

Emperyalizm, anti-emperyalizm ülkemiz solunun çıkış noktası sayılabilecek bir kavramdır. “Artık biz varız” demesinin sebebidir emperyalizm…

68 kuşağı hareketi dünya çapında emperyalist saldırganlığa karşı bir kalkışma başlatırken Türkiye solu da kendini şekillendirecek, olgunlaştıracak bu mücadeleye kanalize olmuştu. Eksiğini gediğini bu mücadeleler sayesinde öğrenmiş, Leninist örgüt anlayışını hayata geçirebilmeyi bu mücadelelerle deneyimlemişti.

Ülkemizde kapitalizm (bugüne oranla) gelişmemiş ve buna bağımlı olarak dolayısıyla ona karşı mücadele de olgunlaşmamıştı. Böyle bir ortamda dünyanın birçok yerinde emperyalizme karşı tepkiler çığ gibi büyümüş, ülkemizde de yankısını bulabilmiştir. Tabii ki Marksist Leninist yayınların ülkeye yeni yeni giriyor olması, bunların tartışılması ve tartışan unsurların olgunlaşma süreci de etkilemiştir bu süreci. Koşullar ne olursa olsun emperyalist saldırganlık ülkemizdeki devrimci mücadelenin fitilini ateşlemiştir.

Bu tepkisel süreç kendini tamamlamadan 71 devrimci kopuşuyla birlikte Türkiye Devrimci Hareketi’nde artık farklı eğilimler ve mücadeleler ortaya çıkmış, siyasi hatta raylar yavaş yavaş yerine oturmuştur. Reformizm, Leninist ilkeler ve tezler doğrultusunda kesin biçimde mahkûm edilmiş ve silahlı temelde var olan anlayışla arasındaki makas açılmıştır.

71 devrimci kopuşunun özgün teorisyenleri

70'lerin kuramcı kimliğiyle öne çıkan iki savaşçı önderi: Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya

70’lerin kuramcı kimliğiyle öne çıkan iki savaşçı önderi: Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya

71 devrimci kopuşunda hiç kuşku yok ki en özgün teoriyi ortaya Mahir Çayan atmıştır. Yeni sömürgecilik teorisi ve buna uygun kurduğu strateji ile Türkiye tarihinde uzun bir yürüyüş başlatmıştır. Bu yürüyüşe damgasına vuran çizgi anti-emperyalist anti-oligarşik devrim çizgisi olmuştur. Yine görece özgün bir teori de İbrahim Kaypakkaya tarafından Kemalizm hakkındaki yapılan değerlendirmelerdir.

Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) o gün görevlerini olabildiğince doğru yapmıştır. İşte bu koşulları oluşturan ve bir dinamiğe dönüşen süreci yaratan emperyalizm gerçekliği olmuştur. Türkiye Devriminin Yolu tartışmaları da bu süreçte esasları bakımından yapılmış ve iktidar mücadelesinde strateji ve taktik gündemleşmiştir.

Erozyona uğrayan anti-emperyalizm

Fakat ilerleyen yıllar boyunca iktidar sorunu gitgide emperyalizm kavramından ve gerçeğinden soyutlanmış, anti-emperyalist mücadele anlayışı da eylemselliği de çıkış noktasındaki muhtevasını kaybetmiştir. Mahirlerin çizgisini sürdüren örgütler1 dışında kalanlar, anti-emperyalizmi uluslararası dayanışmacılığa, protesto biçimine indirgemiştir adeta.

Ya teorideki emperyalizm ile pratikteki anti-emperyalizmin birbiriyle alakası olmamış ya da emperyalizmin ne olduğu tahrif edilmiş; demokratik emperyalizm-globalizm gibi teorilerle durumu açıklamaya kalkmışlardır. Yeni sömürgecilik teorisini kavrayamayan anlayış, oligarşik yapıyı ve onun tarihsel gelişimini görememiş, buna uygun bir strateji kuramamıştır. Dolayısıyla savrulmalar ve bölünmeler birbirini izlemiş, kendini tekrar eden teorilerle iktidar mücadelesine her seferinde farklı bir yerden “aday” olmuşlardır. Anti-emperyalist eylemleri gündeminin dışında tutmuş ya da yukarıda söylediğimiz gibi emperyalist saldırganlığın karşısına devrimci şiddetle veya daha mütevazi, radikal olmayan eylemlerle çıkma tavrı hâkim hale gelmiştir.

Oysa emperyalizm Lenin’in dediği gibi “can çekişen kapitalizmdi” ve artık yok edilmeliydi. Tekellerin dev sömürü ağı demekti, sürekli bunalım demekti; dolayısıyla sürekli pazar arayışı demekti. Hatta günü geldi zorunlu entegrasyon demek oldu adı… Ama özü değişmedi. Değiştiğini söyleyen teorileri bizzat emperyalist pratiğin kendisi çürüttü. Ama yine de ülkemiz solu anti-emperyalizmi temel almaktan hep kaçındı. Çünkü anti-emperyalizmi temel almak demek yeni sömürge Türkiye’de emperyalizmle bir bütün olarak gelişen oligarşiye olabildiğince vurmak demekti, sırtını halktan başka yaslayacak bir yerin olmaması demekti. ABD’den demokrasi beklenmeyecek, AB standartları yeterli görülmeyecekti bu mücadele hattında. Ama öyle olmadı; icazetçi, statükocu çizgi Marksizm-Leninizm diye kitlelere yutturuldu.

Ortadoğu ve Emperyalizm

Bugün Ortadoğu’daki gelişmeler bize emperyalizmin değişmediğini açık biçimde gösteriyor. Kendi dışında gelişen güçlerin bölgede “güçlenen” varlığı ekonomik olarak yaşadığı buhranı çözebilecek pazarlardan mahrum bırakıyor ABD ve AB emperyalistlerini. Bu sorunu aşmak için bölgede tetikçi örgütler geliştirip arenaya sürülüyor.

Suriye halkı bugün bu tehditle karşı karşıya iken ülkemiz solu üçüncü yol bulabilir miyiz derdindedir. Irak müdahalesinde olduğu gibi ABD’ye karşı tavır geliştirememe durumu iyice derinleşmiş vaziyette. Bölgedeki Kürt hareketinin pragmatik tutumu, savaşı farklı cephelere bölmüş durumda. Ama ABD’nin Suriye üzerindeki planlarını değiştirmeye yetecek bir unsur değil. Hatta öyle ki bu biçimde aşamama durumunda Kürtlerle ittifak da gündeme gelebilir. Ki bunun sinyallerini bugünden görebiliyoruz.

Ülkemizde bulunan bir hareketten başka ABD’ye karşı pratik eylem geliştirmiyor anti-emperyalist politikalar gündemleştirilmiyor. Bugün bu mücadeleyi şu veya bu oranda veren, ülkede anti-emperyalist temelde gelişebilecek tepkiye öncülük edebilecek Marksist Leninist hatta iddialı tek bir yapı görünüyor. Diğerleri diyebileceğimiz geniş bir kesimin de buna karşın ortak bir görüş birliği yok.

Fakat kimse Marksist-Leninistliği elden bırakmıyor, enternasyonal görevlerini “sözde” ertelemiyor. Anti-emperyalistlerin koyu enternasyonalist çizgisini görünürde de olsa elden bırakmıyorlar. Şengal’de bir katliam mı var? Şengal’e yardım kampanyaları, masalar… Filistin’e Siyonist saldırımı başladı? Filistin için İsrail konsolosluğu önünde açıklamalar, yumurta atmalar… İşte bizim enternasyonalizm anlayışımız budur.

Peki, doğru mudur? Gerçek anti-emperyalistlerin “koyu” enternasyonalist çizgisi böyle mi olmalıdır? Yakılan çocukların, yıkılan evlerin, adeta sürü gibi sürülen yığınla insanın hesabı böyle mi sorulmalıdır? Kısaca bu yapılanların karşılığı bu mu olmalıdır? Kuşkusuz bu “pratiğin” sahiplerine de sorsak kabul etmezler, “Hayır tabi ki bu değil,” derler.

O zaman gerçekleri bir kez daha hatırlatmak pratiğin ışığında görevdir bizlere.

Proletaryanın mücadelesi muhtevası bakımından enternasyonal, şekil bakımından ulusaldır.”

Karl Marx bu sözü söylerken bir gerçeği ifade ediyor: Kendi ülkesindeki (bizim durumumuzda oligarşiye ve emperyalizme karşı) mücadele ile enternasyonalist mücadele birbirini yadsıyan değil tamamlayan şeylerdir, birbirinden farklı ele alınamaz. Bir başka deyişle, kendi ülkesindeki devrim için çarpışmayan anlayış zaten enternasyonalist zaten olamaz.

Yani diyor ki, Soma için gerekeni yapmaz, siyasi iktidarın emperyalizmle ilişkileri üzerinden mücadelelere girişmez, hayatın içinde gelişen çelişkileri yakalayıp politika geliştirmezsen başka halklarla dayanışma çabalarının da siyasal bakımdan bir anlamı olmaz… Ortadoğu’daki gelişmelere bakacak olursak Suriye, Filistin, Kobanê, Şengal’e gösterdiğiniz uluslararası dayanışmacı tavır sizi enternasyonalist yapmaya yetmez.

Tutarlı olmayan anti-emperyalizm enternasyonalist olamıyor

Tutarlı bir anti-emperyalist olamamanın diyeti bu çarpık pratiği büyütmekten başka bir şey olamazdı. ABD’den Kürt sorununu çözmesini bekleyen anlayış, Suriye’deki ABD müdahalesini görmez, göremez. AB’nin Türkiye oligarşisini hizaya getireceğini iddia eden anlayış Ortadoğu’daki AB pazarlarını göremez, emperyalistlerin taktiklerini bir bir yutmak zorunda kalır. Emperyalistler yapacakları müdahalenin “demokratik, insani” gözükmesi için açıklamalar yaparlar. Müdahaleyi meşrulaştıracak dezenformasyon politikaları izlerler. Gerçekleri bir bir çarpıtır veya mutlak yalan söylerler.

Reformizm ve oportünizm de doğru emperyalizm tahlillerine sahip olmadığı için tüm bu politikalara şu veya bu biçimde angaje olur. “Ne Saddam ne ABD” diyen pratik emperyalizme nasıl karşı çıkabilir, kime karşı çıkacak? Geriye ya daha ileri bir küçük burjuva iktidarı ya da proletarya diktatörlüğü kalıyor. Fakat Kaddafi’nin devrilmesi örneğinde de müdahaleye doğru yerden itiraz edeni görmedik. Madem küçük burjuva diktatörlükleri sizin için emperyalizmin sömürge iktidarlarından daha ileri değil, o zaman emperyalist saldırganlığa karşı çıkın, demek kalıyor geriye. Bunu da yapmadıklarında ağır bir dille eleştiriyi mecbur kılıyorlar.

Bugün artık anti-emperyalist tepkilerin saldırılara oranla çığ gibi büyümesi gerekirken buna denk bir eylemler bütünü göremiyoruz. Buna paralel çarpık mücadele anlayışlarıyla karşı karşıyayız. Mahir Çayan’ın çizdiği yolu kavrayamayanlar, anti-emperyalist anti-oligarşik devrim mücadelesinin devrimin yegane yolu olduğunu göremeyecek ve çürüyeceklerdir. Bu çürüme ideolojide, politikada, kültürde kendini her seferinde gösterecek, gösteriyor. Cüretli, ısrarcı, uzlaşmaz, statükoları bozan her tarz bu çürümeyi temizleyecektir. İşte bunun yolu da emperyalizmi ve ülkemizi doğru kavramaktan geçiyor.

Yazımı sonlandırırken bu konu vesilesiyle ABD’ye karşı eylem gerçekleştiren Alişan Şanlı‘yı saygı ve sevgiyle anıyorum. Emperyalizmden hesap soran feda ruhuyla kuşanmış mücadele pratiğini tüm devrimcilerin sosyalistlerin sahiplenmesi gerektiğine inanıyorum. 

@ansanerijovaa

  1. Bir döneme kadar MLSPB, Acil, HDÖ, DY gibi örgütler reflekssel temelde de olsa, ilkesel olarak bu mücadelelere girişmiş fakat sonuna kadar gidememiş, kimi tasfiye olmuş, kimi yok olmuştur. Devrimci Sol ve devamında DHKP-C ise bu çizginin dünden bugüne ısrarcısı olmuştur.
Etiketler: , , ,

Bir Yorum

  1. Pingback: Bir Levazımatçı, bir Şakşakçı, bir Utangaç

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica