Faşizm

Fırsatını arayan nefret

Faşizm ihtimallere tahammül etmez.
Bu ülkede büyük bir isyan potansiyeli var.
Yönetilenler eskisi gibi yönetilmek istemiyorsa hiç bir saray halkın örgütlenmesini beklemez.


ankara katliamı

Vietnam savaşı sürerken Nixon‘un söylediği bir söz var: “Öyle şeyler yapmalıyız ki bizim çıldırmış olduğumuzu ve bizimle başa çıkamayacaklarını düşünmeliler.”

ABD başkanının bunları söylediği dönemde Sovyet Rusya‘yı sürekli taciz ediyorlar, Vietnamlı’ları kitleler halinde öldürüyorlardı.

Ankara katliamında bir günde 102 kişi öldü. 1

Tam bir gözü dönmüşlük olduğu ortada. Ancak hiçbir burjuva iktidar ne kadar gözü dönse de sebepsiz yere insan öldürmez.

28 kişinin öldürüldüğü 19 Aralık 2000 hapishaneler katliamı da böyle bir gözü dönmüşlüktü ama sonucuna ulaşmıştı. O yüzden 19 Aralık’ı daha büyük bir kitlesel katliam izlemedi.

Oysa biz son altı ayda ardarda büyüyen katliamlarla karşı karşıyayız.

Son yıllarda devam eden dört süreç Ankara’da o bombalarda birleşti.

Kürtler içindeki yurtsever-sol damarın kurutulması

PKK’nin içindeki sol, teslimiyete karşı olan kesimlerin tasfiyesi. Bu süreç fiilen Paris’te Sakine Cansız‘larla başladı. Bir el masada el uzatırken, diğer el öldürüyordu. Masanın kurulması ne kadar sıradışıysa, Avrupa’da İsrail tipi infazların yapılması da aynı ölçüde beklenmedik ve sıradışıydı.

Bu kanlı tasfiye AKP destekli cihadçı çeteler eliyle Rojava‘da devam etti. PKK, Kuzey Kürdistan’dan çektiği kadar gücü belki de daha fazlasını Rojava’ya sevketti. TIR’larla yollanan silahlar, Suriye halkı kadar onları da vurdu.

Masa varken süren Cizre’de, Gever’de vb. yaşanan cinayetler sonrasında iyice hız kazandı. Kürt halkı ’90’ları aşan siyasi bir soykırımla yüz yüze. Değilse mahallelerinde, ilçelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilip de tepelerinde insansız hava araçlarını, karşılarında havan toplarını, keskin nişancıları buldukları bu dönemin adı ne?

Barış kılığına girmiş teslimiyete karşı çıkan yurtsever Kürt gençleri ABD’yi rahatsız ediyor. Bu yurtsever-sol damarın Gezi sonrasında devrimcilerle buluşmasını istemiyorlar ve bunu da açık açık yazıyorlar.

Örgütsüz ve öndersiz sol potansiyelin ezilmesi

2007’de Hrant Dink‘in tüm devlet kurumlarının gözetiminde öldürülmesinin ardından sokağa dökülen kitle bugünlerin ilk habercisiydi.2

Bu kitle, içindeki liberallerden; cumhuriyet mitingleri kitlesi, içindeki ordu yalakası darbecilerden; Tekel direnişi kitlesi, içlerindeki satılık sendikacılardan muzdaripti. İçlerindeki bu hastalıklardan ne kadar kurtulabildikleri tartışmalı.

Ancak bu kitleler 1 Mayıs Taksim mücadelelerinde, Grup Yorum konserlerinde kendini gösteren ve devrimci grupların bilinen toplamını kat kat aşan kitleyle Gezi‘de, tam da Reyhanlı katliamı ertesinde buluştu.

Gezi yıkmayı başaramadı ama başardıkları muazzamdı. Abdullah Gül “on yıllık imajımız on günde yerle bir oldu” dedi. O imajı bir daha bulamadılar.

Bulmalarına izin vermedik. AKP-Cemaat koalisyonu çatladı. Türkiye giderek daha yönetilemez oldu o günden sonra.

Devletler rıza ve zorla yönetilir. Kitlelerin rızasının azaldığı yerde devletin elinde zoru artırmaktan başka yol kalmadı. Mesele sadece yönetenlerin yönetememe sorunu olsaydı Osmanlı genleri ya da Bizans oyunları bir çözüm bulurdu fakat mesele daha büyük. Yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemiyor.

Faşizmin kitle tabanına Selefiler de eklendi

Cihadçılara silah satmak, o parayı inşaatlara yatırmak, Körfez sermayesinden gelen paralarla ekonomiyi çevirmek Türkiye’nin gördüğü en kârlı ve kanlı ticaretti.

911 kilometrelik Suriye sınırının neredeyse her kilometresi cihadçı örgütlerce parsellendi. Dünyanın dört bir yanından uçaklar silah ve cihadçı taşıdılar sınıra. Sınır boyunda kamplar kurdular. Suriye’ye savaşmaya gitmeyenleri ya da sınır kentlerinde köle gibi çalışmayı istemeyenleri sokağa attılar. Dilenci ettiler.

Esad Suriyesi direndikçe Selefiler ülkemizde yayıldı. Bu ülkede faşizmin zaten belli bir tabanı var. Selefiler bu tabana kolayca tutacak bir aşı.

AKP’nin bu kesimi Gezi ile kendini gösteren potansiyele ve Kürtlere karşı kullanacağı o günden sonra yazıldı, çizildi. Ama biz yaşayarak öğrenen insanlarız.3

Cihadçıların Kobanê’ye saldırısı, Gezi’de sallanan çözüm sürecine bir darbe daha vurmuştu. Kürtler, Kobanê için ayaklandığında sokaklarda karşılarında ’90’ların Hizbul Kontra’sının 2014 versiyonu olan, Suriye cihadının dostlarından Hüda-Par‘cıları pompalı silahlarıyla buldu.

ABD Kürt halkının sabrının taştığını gördü ve silah verdi. “Gezi yaşanmış olmasaydı silah vermezdik” diye fısıldadılar gazetelerin Washington temsilcilerine. Gezi’de de Kobanê isyanında da bir tarafımız zayıf kalmıştı. O günden sonra bu bizim derdimiz, egemenlerin de korkusu oldu. Ya iki taraf da aynı anda ayaklanırsa halleri nic’olurdu. İç güvenlik yasaları geldi peşinden.

Kürt hareketinin Suriye’de kalıcı olabilmek için ABD ile girdiği alış veriş giderek artan bir bağımlılık getirse de Rojava hâlâ bir çıkış olarak görülüyor. Emperyalizmin tercihi Kürt hareketini silahsızlandırmanın kısa vadede imkansız olduğunu görüp kendine bağlamaktı. 4 Bunu da el altından desteklediği IŞİD tehdidiyle bir ölçüde başardı.

Yeni sermaye birikimi kansız olabilir mi?

AKP ne kadar kötü polis olduysa ABD ve AB de o kadar iyi polis oldu.

Hep itidal çağrısı yaptılar ama şehirlerde büyüyen öfkeyi bastırmak için AKP’ye ne gerekiyorsa satmaya devam ettiler.

AKP emperyalizmin istediği yasaları çıkarmıştı.

Şehirlerde mülkiyet yapısını değiştiren, devletin insanların evini istediği fiyattan alıp geri istediği fiyattan satma imkanı veren, her iki evden birini yıkacak, bankaların dört gözle beklediği kentsel dönüşümün yasal zemini tamamdı.

Kırda toprağın miras yoluyla bölünmesinin engellenmesi adı altında bankaları ve büyük tarım şirketlerini ihya edecek, toprakta büyük mülkiyeti artıracak yasalar hazırdı.

Ama uygulama aynı ölçüde hızlı değildi. Gezi hızlarını kesti. İnsanların evlerine, tarlalarına, birikimlerine el koymak daha zordu.

Geçmiş taleplerini revize ederek küçülten, şehirlerdeki küçük ama etkili sol grupları giderek daha fazla etkisi altına alan HDP, emperyalizm açısından Gezi’de yükselen taleplerin akacağı bir kanal olarak görüldü.

İsyan yerine kısmi bir çözüm elbette onlar açısından tercih sebebiydi. İrlanda ve Güney Afrika’da silahlar bırakılırken belirli bir kesimi zenginliğe ortak etmek etkili olmuştu. Zenginleşen kesim ‘kaosa karşı istikrar’da kendisinden bekleneni yerine getirmede daha istekli oluyordu.

Yerel yönetimlerin yetkilerini artırmak, yeni il özel idare yasası HDP elindeki belediyeler etrafında belirli yeni bir zengin kesim yaratacaktı ve buna talip olan da çoktu.

AKP’nin restorasyonu, HDP’nin, CHP’nin solundaki boşluğu doldurması emperyalizmin tercih ettiği bir şeydi, fakat henüz tam sonuç vermedi. HDP kitlesinin taşıdığı özelliklerle emperyalizme ve faşizme tam güven vermesi zor.

AKP’nin suçlarının büyüklüğü ve fırsatını arayan nefretin keskinliği en ufak bir geri vitese izin vermedi.

Tampon bölge Türkiye

Suriye savaşı aynı zamanda iki bloğun bir vekalet savaşı olarak başladı. ABD ve AB’nin bu savaşı Rusya ve Çin’e doğru yaymak istediği sır değil. Bunda en etkili araç ise bu ülkelerin Müslüman nüfusunu kullanmak.

Uygulamalı bir silah fuarının içindeyiz. Suriye’de çözüm yakınsa bu devasa silah görüntüsü niye?

Rusya’nın savaşa doğrudan dahil olması dengeleri değiştirdi. Türkiye bunun sonuçlarını geciktirmeye ve bu defa da mülteciler üzerinden para kazanmaya çalışıyor. Fakat bu defa gelecek göç silahlı cihadçılar ve onların taraftar kitlesi olacak.

Alman başbakanı Merkel‘in alelacele gelip bir seçim hükümeti ile pazarlığa oturması, AB ilerleme raporunun açıklanmasının Erdoğan’ın isteğiyle ertelenmesi bundan.

‘Yukarıdan demokratik devrim yapıyor’ denilen, ‘Türkiye’yi AB’ye sokacak’ denilen AKP sonunda Türkiye‘yi AB’nin geri dönüşüm kutusuna çevirdi.

AB mültecilerin içindeki eğitilmiş genç kesimden istediğini seçip alacak. Geri kalan Türkiye’nin üzerine kalacak.5

Rusya, İran ve Suriye’nin silahları karşısında tutunamayan her gün mevzi kaybeden cihadçılar ise Türkiye’ye gelecek. Başka gidecek yerleri yok.

Onlar geldikçe yeni Ankara katliamları yaşanacak.

Faşizm ve isyan potansiyeli: Birisi fazla bu ülkeye

Türkiye yeni bir sermaye birikimi dönemi yaşayacak, daha az küçük burjuva daha çok işçileşmiş bir toplum olacağız.

Hedefleri bu. Hepimiz bu hedeflerin önünde engeliz.

Geçmiş 12 Eylül-24 Ocak kararları ve 19 AralıkIMF reformları tecrübelerinden biliyoruz ki bu ülkede halkı yoksullaştırmak her zaman zorla olmuştur.

12 Eylül olduğunda teorinin ve pratiğin ustaları “açık faşizmin kurumsallaşması ve buna eşlik eden demokrasicilik oyunu” demişlerdi. Abdullah Gül’ün deyimiyle imaj bitti. Ellerinde çıplak zor kaldı.

Cihadçıları bir zor aracı olarak kullanmak çok kolay, etkili ve zaten cihadçıların Türkiye planları da buna uygun.

Gezi ile politize olan ama örgütsüz milyonlar, barış sürecinin artık kandırmakta zorlandığı Kürt halkının geniş bir kesimi var. Aralarında düne göre daha güçlü bağlar var.

Karşılarında fırsatını arayan kitlesel bir nefret olduğunun farkındalar. Yükselen bu isyanı HDP ile düzen içerisinde çözme ihtimali giderek azalıyor.

Bu düzeni tehdit eden ciddi bir potansiyel. Geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki faşizm ihtimallerden hiç hazzetmez.

Zaten silahsızlandırıp ezmek istediği Kürt hareketi varken bir de genişleyen sol potansiyele tahammül etmez.

Ankara Katliamı bu tablo üzerinde oldu. Daha önceki katliamlarla sonuç alamadıkları için yenilerini daha büyüklerini daha vahşilerini yapıyorlar.

Ho Chi Minh (oturan), Vo Nguyen Giap (ayakta)

Ho Chi Minh (oturan), Vo Nguyen Giap (ayakta)

Nixon gibiler.

Vietnam halkının önce Fransa, sonrasında ABD’ye karşı mücadelesinde iki isim öne çıktı. Ho Chi Minh sakin, bilge, mütevazi, halkın sevgisini kazanmış bir liderdi. Vo Nguyen Giap düşmanlarının bile saygısını kazanmış bir komutandı.

Öyle bir lideri, öyle bir komutanı görene kadar herkes yanındakine sahip çıksın.

@s_altunoglu

  1. Ölü sayısı henüz tam kesinleşmedi
  2. Ankara Katliamı’na dair sızan belgeler de benzer bir durumu işaret ediyor. Şimdiden on klasörlük iddianameyi dolduracak kadar belge, tape sızdı. Bunları sızdıranlar katliamın hazırlığını an be an kaydetmişler. Uyarmadıkları için onlar da en az bombacılar kadar suç ortağı. Bu belgeleri açıklayan gazeteciler ve siyasiler bu durumun elbetteki farkında. Yine birileri ölülerimiz üzerinden yükselme gayreti içinde.
  3. Diyarbakır bombası sonrasında Demirtaş “bundan sonra kendi güvenliğimizi kendimiz alacağız” demişti. Oysa alınmadı. Halkı “ancak tecrübeyle öğreniyor” diye eleştiren biz solcular da pek farklı değiliz. 10 Ekim katliamından sonra yapılan eylem ve cenazelerde güvenlik alma çabası var. Peki bunca teori/tecrübe neye yarıyor?
  4. Son olarak ABD, Suriye Demokratik Kuvvetleri adı altında bir oluşum kurdu. YPG/YPJ bu gücün ana gövdesini oluşturuyor. Bu gücü 50 ton silahla donattı.
  5. Yaklaşık üç milyon mültecinin kelimenin tam anlamıyla mülksüzleşerek ülkemiz işçi sınıfına katılması, ’90’lardaki iç göçten sonra en büyük işçileşme hareketi. Ancak henüz sol buna teorik ve pratik bir politika üretmedi
Etiketler: , , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica