Aytül FıratYozlaştırma Politikaları

Fahişelik üzerine 2: Kapitalist toplumda fuhuş ve toplumsal mücadele

Günümüz toplumunda bütün kadınları bir küme içine toplayacak olursak, cinselliğini sunarak gelir elde etmeye zorlanan kadınlar, yani fahişelik yapacak kadınlar ve diğerleri, nasıl, neye göre ayrılmaktadır?


yerdeki kartlar

Yazının 1. bölümü

Kısım II- Fahişeliğin kapitalist topluma özgü ayırdedici özellikleri hakkında

Biliriz ki pazarlar varlığını kapitalizme borçlu değildir. Malların kullanım ve değişim değerinin olabilmesi, pazarların gelişmesi batı toplumlarında ticaretin hız kazandığı 16. yy.’dan çok daha önce doğu toplumlarında ortaya çıkmış bir olgudur. Kısacası kapitalizmin varlığı ticaretin varlığının ön koşulu değildir; yani ticaret bir toplumda kapitalist üretim ilişkileri oluşmasa dahi varlık gösterebilir. Ne var ki aksi mümkün olamayacaktır; kapitalizm ticaret olmadan, pazar ve değişim ilişkisi kurulmadan ilişkisel ağlarını öremez.

Fahişeliğin, yani odaklandığımız kısmıyla, erkek dünyasına belirli bir bedel karşılığında sunulan bir hizmet tipi olarak kadın cinselliğinin, kapitalizm öncesi toplumlarda da bir mal olarak pazarda bulunabildiği bilinmektedir. Bir toplumsal yapıda, kapitalist üretim geçerli olsun ya da olmasın, kadın bedeninin sağladığı cinsel hizmeti pazara sunmanın ancak üç yolu olabilir:

  • Birinci olasılık, kadının kendi bedeni üzerinde kendisinin tasarrufta bulunmasıdır. (Kadının arada hiçbir komisyoncu ya da tüccar olmadan doğrudan müşterisi ile karşı karşıya kalması)
  • İkincisi, kadının bir aracı/tüccar/kurum vasıtası ile müşteriye sunulması.
  • Üçüncüsü ise, bir başkasının mülkiyetinde bulunan köle kadın bedeninin sürekli ya da geçici olarak cinsel ve diğer türden hizmete tahsis edilecek şekilde satılması.

Fahişelik mi, seks işçiliği mi, yoksa kölelik mi?

Kadın cinselliğinin bu üç tip pazara sunulma biçimi, ne kapitalizmle ortaya çıkmış ne de kapitalizmle ortadan kalkmıştır. 1 Sadece kapitalist toplumda bu kitlenin sınıfsal durumunu görmek açısından konuyu ele aldığımızda, bu faaliyet karşılığında yüksek bir gelir ya da sadece karın tokluğu/geçim elde etmeden bağımsız olarak:

  • Birinci durumda çalışan kişilerin kategorik anlamda “seks işçisi” olarak adlandırılması bence mümkün görünmemektedir. Müşterisi ile kurduğu dolaysız ilişki, kendi bedeni üzerindeki tasarrufu, bu durumun belki bir tür zanaatkârlık kapsamı içinde değerlendirilmesini daha isabetli kılmaktadır.
  •  
    Büyük genelev sahipleri kapitalist işletmecilerdir ve burada çalışan kadınlar seks işçisi olarak kabul edilebilir
    İkinci durumda kadın, işletmeci tarafından belirli bir ücret karşılığında çalıştırılıyor ise, cinsel hizmet meta olarak üretiliyor demektir. Bu açıdan bakıldığında, evet, büyük genelev sahipleri kapitalist işletmecilerdir ve burada çalışan kadınlar seks işçisi olarak kabul edilebilir.  Ne var ki bu durumu, bir sonraki olasılıktan ayrı değerlendirmek yanlış olacaktır.
  • Bu seçenek ilk bakışta günümüzde yaygın olmadığı izlenimi vermektedir. Hâlbuki örneğin ülke içindeki kimi göçmen kadınların ya da uluslararası göçmen kadınların, köle tacirlerinin eline geçmesi veya kendi aileleri tarafından bile bu sarmala sürüklenmeleri sıkça karşılaşılan bir durumdur. Savaşta işgal edilen bölgelerde toprakla birlikte el konulan kadınlara uygulanan şiddet ve tecavüz suçlarının yanı sıra, bu kadınların tacirler tarafından fuhuş sektörüne sunulması da sık karşılaşılan bir olgudur. Uzun lafın kısası, doğrudan köleleştirme günümüzde de son derece yaygındır. Ne var ki daha da yaygın olan bir kölelik tipi bulunmaktadır. Bir önceki seçenekte belirtilen durumda, eğer seks işçisi tüccar tarafından çalıştırılırken özgürce aradaki sözleşmeyi feshedemiyor, kendi rızası ve inisiyatifini kullanarak çalışma ortamını çeşitli sebeplerle terk edemiyorsa bu bir kölelik tipi değil midir? Baskı, zor ve tehdit ile ‘seks işçiliği’ne mahkûm edilen kadının köle olduğunu iddia etmek bence yanlış olmayacaktır.

Kapitalizmle endüstrileşen fuhuş

Sadece fuhuş sektörünün kapitalistleşmesi ya da bu sektörde yer alanların sınıfsal konumlarının kapitalizm içinde belirlenmesi ile ilgili değildir. Konu daha ziyade fuhuş alanının, toplumu bütünüyle kuşatmış kapitalist üretim ilişkileri tarafından, yani bu ilişkilerin elverdiği şekilde ve ölçüde yeniden yapılandırılıyor olmasıyla ilgilidir
Bu aşamada konunun tartışılması bakımında son derece önemli bir tespit yapmalıyız: fuhşun bugünün kapitalist toplumunda yer alma biçimi, sadece fuhuş sektörünün kapitalistleşmesi ya da bu sektörde yer alanların sınıfsal konumlarının kapitalizm içinde belirlenmesi ile ilgili değildir. Konu daha ziyade fuhuş alanının, toplumu bütünüyle kuşatmış kapitalist üretim ilişkileri tarafından, yani bu ilişkilerin elverdiği şekilde ve ölçüde yeniden yapılandırılıyor olmasıyla ilgilidir. Bir hizmet olarak seks ticaretinin, bugün büyük bir endüstri içinde yer alması temel fark olarak ortada durmaktadır. Bedensel seks hizmeti sağlama sınırlarını çoktan aşan bu sektör, cinsel hizmette çeşitlilik, porno endüstrisi, cinsel oyuncaklar piyasası vs. gibi pek çok yöne doğru yayılmıştır. Buradan elde edilmesi muhtemel kâr ise, büyük sermayelerin stratejik olarak bu alana kanalize olmasına da ayrıca yol açmaktadır. Seksin kendisi büyük bir endüstri içinde metalaşırken, her türden metaın da, bireylerin seks algısı ile bağlantılandırılması ve bunun bir pazarlama stratejisi haline gelmesi ise, bu dönemin karakteristik özelliklerinden biri olarak göze çarpar. Fuhşun kendisini olağanlaştıran, fuhuş sektöründe yer alma biçimlerini de genelgeçer anlamda işçi-kapitalist ilişkisine indirgeyen algılamanın köklerinden birisi de buraya dayanmaktadır.

İnsanlararası ilişki boyutu açısından konuyu ele aldığımızda ise, bugünün dünyasının önemli farklılıklar arz etmekte olduğu karşımıza çıkmakta. Örneğin, bugün karşı karşıya kaldığımız bir olgu en az cinsel haz sağlayan nesneler kadar, cinsel haz sağlayan kişilerin de birbirleriyle ikâme edilebilme hızı. İnsanların büyük bir çoğunluğunun, mal düşkünü olduğu kadar beden düşkünü olması, bir türlü doyuramadığı arzularının varlığıyla barışabilmek için açgözlülüğünü kendi anlam dünyasının ölçütlerine göre meşrulaştırması, yani bir bakıma oburlaşmış, oburluğuna kılıf bulmuş ve bunlarla barışmış insanlar kitlesi haline gelmesidir. Diğer taraftan belki bundan da önemlisi, içinde yer aldığı kapitalist toplumun, örneğin karşısındakine ödeme yaptığı için, onun neden orada olduğu ya da ne hissettiğini düşünmesinin gerekmediği bir düşünsel zemini bireye çoktan sağlamış olmasıdır.

Bir önceki bölümde sorulan soruyu unutturmadan, tekrar soralım: günümüz toplumunda bütün kadınları bir küme içine toplayacak olursak, cinselliğini sunarak gelir elde etmeye zorlanan kadınlar, yani fahişelik yapacak kadınlar ve diğerleri, nasıl, neye göre ayrılmaktadır?

Bugünün kapitalizmi içinde fuhuş sektörünü kuran mekanizma, yedek orduda umutsuzca bekleyen niteliksiz emeğin özellikle kadın kısmı ile homoseksüel ve travesti erkeklerini, her sınıftan erkeğin hizmetine koşmanın önündeki her türden engeli kaldırmayı da içermekte
Bugünün kapitalist toplumunda, birbirinden çok farklı koşullarda yaşayan pek çok insanın her türden emek-gücü kapitalist üretim içinde kullanılmakta, emek-gücü sahiplerinin büyük bir bölümünü ise işçi sınıfı oluşturmaktadır. Nitelikli-niteliksiz, beyaz yakalı-mavi yakalı ayrımı yapmaksızın ele aldığımızda, ‘yedek sanayi ordusu’nda bekleyen milyonlarca kişi olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Burada, işsizlik ve yoksulluğun insanları fuhuşa sürüklediği gibi bir beylik düşünceyi tekrar etmeyeceğim. Amacım, fuhuş sektörünün varlığı karşında takındığımız tavrı sembolize etmesinden dolayı sektörde çalışanları işçi olarak nitelendirme ihtiyacımızdan çok daha önemli bulduğum bir boyuta dikkat çekmek. Benim bunlardan bahsetme sebebim, fuhuş dünyasına bir sürü farklı hikâyeyle içerilen kadınlar açısından önemli olanın, fuhuş alanına girdikten sonra değil, daha önce onların büyük bir çoğunluğunun yedek orduda bekleyen niteliksiz emek oldukları gerçeğini unutmamak gerektiği. Bugünün kapitalizmi içinde fuhuş sektörünü kuran mekanizma, yedek orduda umutsuzca bekleyen niteliksiz emeğin özellikle kadın kısmı ile homoseksüel ve travesti erkeklerini, her sınıftan erkeğin hizmetine koşmanın önündeki her türden engeli kaldırmayı da içermekte. Dolayısıyla bu sektöre türlü şekilde mahkûmiyet, bu sektöre bir şekilde bulaştıktan sonra yaşanan kölelik, bir bakıma beyaz ya da mavi yakalı işçi olmaya erişememenin ya da geçim ve güvence sağlayamamanın bir sonucu olarak karşımızda durmakta.

Fahişelik olgusuna sınıfsal perspektif

O halde konunun sınıfsal kısmını değerlendirirken fuhuş sektörü içinde yer alan kadınların büyük bir kısmının aslında proleterya içinde yer aldığını, belki daha önce geçim sağlaması gerekmediğini, işçileşme niyeti ile yola çıkmış ama buna erişememiş insanlar olduğunu dikkate almalıyız. Dolayısıyla gerekli koşullar oluştuğunda ise, işçileşebilmekten ziyade, köleleştirilerek serbestçe varlık gösteren pazarlara haz aracı olarak sunulan insanlar haline gelmeleri de bir sonuç olarak değerlendirilmeli. Toplumun fuhuş kurbanlarının, müşterilerin tüketimcilik ve oburlukla kuşatılmış haz dünyalarından maksimum kar elde edebilecek şekilde sistematik olarak köleleştirilmesi ve bu gerçekliğin endüstri-pazar ilişkiselliği içinde rasyonelleştirilmesi ise bu döneme damgasını vuran önemli eğilimlerden birisi.

Elbette buradaki mücadele, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal güvence gibi unsurlardan ibaret olmayıp, kölelik mekanizmasını ortadan kaldırma nihai hedefini güttüğü sürece
Sınıfsal anlamını dikkate alarak ‘fahişelik ve seks işçiliği ikilemi’ üzerinden konuya bakacak olursak, bugünün toplumunda bazı kadınların seks işçisi olabilme koşullarına ulaşmış olduklarını söylemek mümkün olmakla birlikte, büyük bir çoğunluğunun henüz işçileşmemiş olduğu da ortada. Bu açıdan yaklaştığımızda maalesef kapitalizm öncesi üretim ilişkisinin geçerli olduğu dönemlerde olduğu gibi sadece “fahişe” olarak bile adlandırılmaları isabetsiz olabilir çünkü çeşitli yerlerde de sıkça dile getirildiği üzere, fuhuş sektöründe cinsellikleri pazarlanan kadınların büyük bir kısmı yine kapitalizm öncesi toplumlarda görülen “köle”liğin bir türünü yaşamakta. Bir toplumda seks kölelerini işçiler olarak değerlendirme eğiliminin ise, bence biri olumsuz diğeri son derece olumlu iki sebebi bulunuyor. Birincisi yukarıda açıklanan haliyle, serbest pazar koşullarının geçerli olduğu toplumlarda, bu sektörün gelişimini ve varlığını kasıtlı ya da kasıtsız olarak meşrulaştırma eğilimi. Diğeri ise, fuhuş sektörü içinde işçileşme gerçekleştiğinde, işçi sınıfına atfedilen üretme gücü ve bu gücün siyaseten de sağlayacağı olanaklara vurgu yaparak, örneğin güvence, sosyal hakların artırılması gibi taleplerin, fuhuş sektöründe çalışanlar için de geçerli olması için çabalayanların tutumu. Bu koşullar altında oldukça güç bir uğraş olmakla beraber, hiç şüphesiz ikinci eğilimin somut karşılık bulması, pek çoğumuzun memnuniyetle karşılayacağı bir durum olacaktır. Elbette buradaki mücadele, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal güvence gibi unsurlardan ibaret olmayıp, kölelik mekanizmasını ortadan kaldırma nihai hedefini güttüğü sürece. 2 Yazının başında da ifade ettiğim üzere, seks işçiliği kavramsallaştırmasını isabetli bulmamakla beraber, ilkesel bir ayrım içinde olmayışımın sebebi de budur.

Kısım III- Konuya bakma biçimimiz ve toplumsal mücadelenin yönü hakkında

Bu bölüm elbette “Asiye nasıl kurtulur?” sorusunu cevaplama kaygısı ile yazılmamaktadır. Pek çok sebepten dolayı toplumsal anlamda barışılması güç olan, bakma biçimimizi tam olarak belirleyemediğimiz ve türettiği her türden derdi kaldırmaya dönük mücadelenin yönünü tespit etmekte hayli zorlandığımız bir olgu, tüm yanlarıyla hâlâ karşımızda durmakta.

Beden, kadının bedeni; ancak belki hatırlamadığı kadar önceden alınan bir karar, çok büyük olasılıkla arzusuna da dayalı olmayan bir karar, onun kendi kararı değildir. Birileri bu kararın aldığında, hayatları da ellerinden alınmaya başlar; cinsel hayatları, yaşayacakları duygular, alacakları haz, sosyal hayatları, yaşamda kendilerini gerçekleştirme ihtimalleri, hayalleri, huzurları çalınır. İster gönüllü görünen isterse zorunlu bir köleliğin, içinden çıkılması çok güç kısırdöngüsü içinde yaşamlarını sürdürürlerken, kendi varoluşlarını kabullenmeye dönük bir eğilim ya da rasyonelleştirme çabası sergilemeleri ise psikolojik açıdan belki de son derece olağandır. Asiye’nin de söylediği gibi;

Ben vazgeçtin erdemden
Bir parça ekmek
Yatacak bir yer
Örtünebileyim bir bezle yeter
Şuymuş buymuş önemli mi o kadar
Adı ne olursa olsun yaşamaya mecbursun

Kolay değil her gelene yar olmak
Vazgeçmek sevgiden aşktan
Mal olmak
Belki mümkün şu dünyadan toz olmak
Ama elde değil bayan, yok olmak
Adı ne olursa olsun..
Yaşamaya mecbursun….

Netameli bir konu ve üç farklı yaklaşım

Fuhuş karşıtı söylemin tamamının, negatif anlamlar yüklü toplumsal ahlakçılık başlığı altında değerlendirilmesi bence son derece problemli. Herhangi bir olguya ya da duruma karşıt tutum almak, karşıt tutum alınan pozisyondan ve bu pozisyonda durmanın sebebinden bağımsız değerlendirilmemeli
Fahişelik olgusuna karşı takınılacak tutumun niteliğini anlamak son derece önemli; öyleyse buraya kadar süren tartışmanın son uğrağı da konunun bu kısmı olmalı. Açıkça ifade etmeliyim ki, fuhuş karşıtı söylemin tamamının, negatif anlamlar yüklü toplumsal ahlakçılık başlığı altında değerlendirilmesi bence son derece problemli. Herhangi bir olguya ya da duruma karşıt tutum almak, karşıt tutum alınan pozisyondan ve bu pozisyonda durmanın sebebinden bağımsız değerlendirilmemeli. Fahişeliğe ve seks endüstrisine karşı tutum alanların tamamını, kurban durumunda olan kadına karşı düşmanlık iddiasıyla ya da ahlakçılığın bir türü ile suçlamak, algılama ve algılanan üzerinde düşünme faaliyetimizde en iyi ihtimalle tembelliğe ya da kolaycılığa, biraz daha şüpheci yaklaşırsak pragmatizme kaçmamızla ilgiliymiş gibi geliyor bana.

İster kasıtlı olsun ister kasıtsız, konuya mekanik bir nedensellik ilişkisi kurularak yaklaşılmasının, bir yanılgı ya da yanlış olduğunun ifade edilmesi gerekiyor. Bu yanılgının altını çizme ihtiyacı, konunun sadece olgusal ya da soyutlama düzeyinde yanlış analiz edilmesiyle ilgili olsaydı, bir bilimsellik itirazına da indirgenebilirdi. Ne var ki sebep bu değil. Ahlakçılık tespitinin ardında yer alan mekanik nedensellik, uzun vadede genel kabul gören bir deterministik söylemin yerleşmesine neden oluyor. Bunun en temel sebebi zaman içinde olgulara yaklaşma biçimiyle farklılaşmış olan düşünsel konumların, kimi zaman kurulan argümanın hiçe sayılmasına yol açması ve fikirler üzerinden yürümesi gereken tartışmanın önüne geçmesi. Mekanik nedensellik birikintisi, keskin çizgilerle birilerini dışarıda bırakma ya da içeride tutmanın biricik sebebi haline geldiğinde ise yaftalanma kaygısı, yazarları o alanlara ilişmeden dolaşmaya, tabiri caizse ‘tehlikeli sularda yüzmeme’ye iterken, kimi zaman onlara türlü türlü beyanı da dayatıyor. Oysa ki bu noktada yüzleşilmesi gereken bir diğer şey, verilen tepkilere aşırı bir hassasiyetle yaklaşıp bir şekilde çoktan belirlenmiş, sınırları çizilmiş kutsal değerler alanına saldırılmış gibi davranılmasının da, bir tür solculuk/entellektüellik ahlakını dayatır hale gelmesi.

Diğer taraftan, doğru amaçlar için bile olsa –ki amaçlar da mutlaka tartışılmalı-, çeşitli durumlarda kendi adaletini dayatan bir eğilim ile toplumsal anlam bütünü içinde son derece kırılgan alanlara sert temasların, suçlamak ve cezalandırmak konusunda kullanılan yanlış yöntemlerin de ödenecek bedeller doğuracağı akılda tutulmalı.
Son dönemlerde karşılaştığımız can sıkıcı olayları da dikkate alarak şunu belirtmek istiyorum: Bir fahişe, toplum tarafından kurban edilmiş birisi olabilir, elbette suç potansiyeli taşıması daha anlaşılır taraflar barındırmaktadır da. Ne var ki eğer ortada bir yanlış ya da haksızlık varsa, edimde bulunanın kadın ya da fahişe olması, bireyi bu yanlışın sorumluluğundan kurtarmaz. Birey-toplum arası etkileşim ve insan davranışlarının bu etkileşim içinde şekillendiğini kabul edecek olursak, eylemin tek sorumluluğunu sadece failin kendisinde bulunmayacağını da ileri sürebiliriz. Biliriz ki insan davranışlarının bir kısmından toplum da sorumludur; lâkin sözü geçen toplumsal sorumluluk, bireyin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi, onu eyleminin sonuçlarını yaşamaktan da kurtaramayacaktır. Bunun aksini ileri sürmek ise büyük olasılıkla hem gerçekçilikten hem de hakkaniyetten uzaklaşmak anlamına gelir.

Son derece açıktır ki bir insanın belirli bir durumda kurban durumunda olması, başka bir durumda bir diğerini kurban etmesine engel olmamaktadır. O halde şu kritik soruyu kendimize sormalıyız: Suç algısı, cezalandırılanın cinsiyetine ve ceza verenin kim olduğuna göre değişmeli midir? Örneğin 13 yaşındaki N.Ç.’yi 24 yetişkin erkeğe pazarlayan Türkan Temel, kadın olduğu için daha mı az sorumlu sayılmalı? Hiç şüphesiz pozitif ayrımcılık denilen olgunun böyle bir alanı kaplayamayacağını kadınlar ve erkekler olarak bilsek bile, görünen o ki zaman zaman bunu unutabilmekteyiz.

Diğer taraftan, doğru amaçlar için bile olsa –ki amaçlar da mutlaka tartışılmalı-, çeşitli durumlarda kendi adaletini dayatan bir eğilim ile toplumsal anlam bütünü içinde son derece kırılgan alanlara sert temasların, suçlamak ve cezalandırmak konusunda kullanılan yanlış yöntemlerin de ödenecek bedeller doğuracağı akılda tutulmalı. Bu bedellerin belki de en büyüğü -bu sebepten de en kaçınılması gereken-, sorunları derinleştiren, onları çözümsüzlüğe kilitleyen ve geri dönmesi güç eylemlilik halleri…

Asiye’nin de söylediği gibi;

Neye yarar temizlemek bedeni
Kim getirir artık benden gideni
Bir kerecik elledin mi düzeni
Artık mümkün değil bayan
Saf kalmak…

 

 Yazının 1. bölümü

  1. “Mehmet Mutlu, geçtiğimiz yaz bir blogda, ‘Marx’ın Fahişeleri 2, Komple Muamele’, isimli bir yazı yayınladı. Mehmet Mutlu, son günlerde ortaya çıkan çeşitli sebeplerle birlikte, ilk yazısında seks işçiliği kavramının tartışıldığına da dikkat çekerek, 2. yazısında mevcut kafa karışıklığını Marx’ın kavramları ve yöntemine başvurarak aşmayı önermektedir; ve bu yolla seks işçiliği kavramsallaştırmasının geçerliliğini göstermeye çalışmıştır. Konuya meta, emekgücü, kullanım ve değişim değeri, toplumsal emek, para ve meta kavramları üzerinden yaklaşmayı öneren Mutlu, “seks hizmeti, başka mal ve hizmetlerin alım satımında olduğu gibi yaygın olarak para, kimi durumlarda çıkar karşılığında sunulur. Bununla birlikte telefon ya da internet vasıtasıyla gerçekleştirilen sanal sekste olduğu gibi, kontör ya da kredi olarak adlandırılan ve aslında kendisi de sanal bir değer olan paranın sanal biçimleriyle ödenebilir. Burada çözümlememiz açısından önemli olan nokta, meta ile başlayan emek sürecinin para-meta biçimini alarak sonlanmasıdır” şeklindeki ifadesinin ardından, yazılanların seks işçiliğinin neden bir iş olarak adlandırılması gerektiğinin kuramsal temellerinin bulunduğunu iddia etmiştir. Burada belirtilen kavramsal temellendirme ile fahişeliğin, seks işçiliği şeklinde adlandırılması gereği arasında bence bir bağlantı bulunmamaktadır. Zira bahsedilen ilişkisellik kapitalist olmayan toplumlarda da geçerlidir. Daha önce de belirttiğim üzere seks işçisi kavramını kullanmayı problemli görmemekle birlikte, kullanılma sebebini açıklama iddiası ile yazılan bir yazıda, kavramsal olarak bu durumun açıklanamamış olması önemlidir.”
  2. “Seks işçilerinin çalışma koşullarının düzenlenmesine odaklananlar ile fuhuş sektörüne karşıt bir politikayı savunanlar arasındaki gerilim, bu topraklara özgü değil elbette. IWL-FI (International Workers League-Fourth International)’ın web sayfasında 01 Kasım 2014 tarihli bir yazı yayınlandı. Yazıda, Arjantin’deki AMMAR (Association of  Prostitute Women of Argentina) isimli derneğin geçtiğimiz ağustos ayında, fahişeliğin seks işçiliği olarak kabul edilmesi, seks işçilerinin çalışma koşullarının Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenmesi yönünde bir teklif sunmalarıyla birlikte canlanan tartışma ve ileri sürülen farklı görüşler ele alınmış. Bazı feminist örgütlerin ‘fahişelerin bedenlerini kullanma biçimleri ve bedenlerini göstermekten utanmayıp, bu durumla gurur duymalarının, toplumdaki önyargıları ve cinsel tabuları yıktığını’ iddia ettikleri belirtiliyor. Son derece ilginç bir şekilde fuhuş sektörünün düzenlenmesini savunmalarının ardında da bu gerekçe yer alıyor. Diğer taraftan FIT (Workers and Left Front) partili milletvekili Angelica Lagunas ise, fuhşun toplumsal sebeplerine odaklanmanın önemini dile getiriyor. Yoksul kadınların hayatta kalmak için kendilerini aşağılamak zorunda kalmamalarını savunmanın gerektiğini vurgularken, konuya yaklaşımlarının fahişelere karşı olmaktan çok uzak olduğunu dile getiriyor. Fuhuşla savaşmanın sosyal örgütler ve sendikaların görevi olduğunu, tüm kadınların iyi kazanç, eğitim, sağlık, konut ve sosyal hizmetlere ücretsiz erişim ile insanca yaşam koşullarına sahip olması yönünde çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Yazıya dikkatimizi çeken Hakan Gülseven’e teşekkürler”
Etiketler: ,

Bir Yorum

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica