Aytül FıratYozlaştırma Politikaları

Fahişelik üzerine 1: İktisadi ve kültürel bir tartışma

Kadın bedeninin “mallaşması” ve “metalaşması” sorununa “fahişelik” ve “seks işçiliği” kavramları çerçevesinde bakan bu yazının ilk bölümü, kadın cinselliği arzının kıt, erkeklerin kadın cinselliğine dönük talebinin yüksek olması durumunda kadın cinselliğinin belirli bir tüketici kitlesine memnuniyet sağlayan bir şey olarak pazarda fiyatlandırılmasını iktisadi açıdan tartışıyor.


Jean-Léon Gérôme, Roma Köle Pazarı (1867)

Jean-Léon Gérôme, Roma Köle Pazarı, ayrıntı (1867): Roma, kadın köleliğinin en vahşi biçimde yaşandığı “uygarlık”lardan biriydi.

Yazının 2. bölümü

Giriş: Neden bu konu?

Kadın bedeninin ya da kadın bedeni aracılığıyla sunulan seks hizmetinin metalaşmasını anlamaya dair taşları yerli yerine oturtma, bununla birlikte heteroseksüel kadın-erkek ilişkisi üzerinden, aradaki nedensellik bağlantısını tek bir etkene indirgeyen bir hipoteze dayalı fahişelik olgusunun tarihsel hikâyesinin bütününü olmasa bile, metalaşma sürecine yön veren temel unsurları arama ihtiyacı hâsıl oldu kişisel dünyamda.

Devasa boyutlara ulaşmış, yıllık cirosu büyük sektörlerle rekabet edecek ölçüde genişlemiş, metalaşmanın her tipini barındırdığı bilinen seks endüstrisi içinde özellikle fahişelik ya da seks işçiliği olarak tarif edilen alana odaklanmak, sanırım, giderek daha zor bir hal almakta. Kapitalizm öncesi toplumlarda da görülen bir olgu olarak fahişeliğin, toplumsal değişime özgü şekilde ve sürekli olarak yeniden belirlenen tarafları, diğer yandan bugün ulaştığı endüstriyel özellikleri, bu zorluğun en temel sebepleri. Kaldı ki bu alan, ilkel zamanlarda kazandığı pek çok özelliğini –biz onlara bugünkü değer yargılarımızla olumlu ya da olumsuz anlamlar atfediyor olsak da– hâlâ içeriyor ve son derece özgün biçimde sözü geçen anlamlar bütününü geleceğe taşıyacak mekanizmaları da bünyesinde barındırıyor.

Hal böyle iken konuya yaklaşmamak, akıldan çıkarmak benim için olanaksız; üstelik bu olanaksızlığın tek sebebi konunun yukarıda bahsedilen ilginç ve özgün yanları da değil. Örneğin geçtiğimiz yaz Halk Cephesi’nin Sarıgazi bölgesinde fahişelere ve fuhuş pazarlığı yapanlara yönelttiği fiziksel şiddet/cezalandırma, ve hemen ardından olayın topluma aktarılma biçimi çeşitli tartışmaları alevlendirirken, sözü geçen tartışmaların konunun algılanmasını sınırlandıran tarafları, benim için yazma itkisi oluşturan bir diğer sebep. Yaşadığımız toplumsal pratiğin oluşturduğu böylesi koşullar altında burada geliştirilen yaklaşma biçimi okuyucuya bazen kaba ve sevimsiz, aksine bazen sıcak ve duygusal gelebilecek taraflar taşıyacak da olsa, yazı, halihazırda tartışılan bir konunun sadece daha fazla tartışılmasına, ve fakat farklı şekillerde de tartışılabilmesine yol açma fırsatını yakalamak adına da yazılmaktadır.

Kadın fahişeliği ve kavram tartışması

Burada seks hizmetinin bugünün toplumunda metalaşmasının anlamına, bu hizmeti bir şekilde sunan fahişenin ya da başka bir ifade ile seks işçisinin uğraşının sosyo-ekonomik anlamına, yani geçimini sağlama faaliyeti olarak kadın fahişeliğine odaklanılacaktır. Süreci “seks işçiliği” kavramsallaştırması aracılığıyla kavrayanlarla ilkesel olarak farklı bir yerde durmamakla birlikte, bu yazı içinde ‘fahişe’ kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Kaldı ki yazının sonunda, geçimini bu yoldan kazanan kişileri “fahişe” ya da “seks işçisi” olarak ifade etmenin farkına dair de bazı sonuçlara ulaşmayı umuyorum.

Kapitalizm öncesi toplumlarda da bir toplumsal kurum, meslek ya da geçim aracı olarak varlık gösterdiği bilinen fahişeliğin, kapitalist toplumda seks hizmetinin bir meta olarak üretilir1 hale gelişini içerip içermediği son derece önemli, zira buradan hareketle aşağıda seks hizmeti üretimi ve “seks işçiliği” kavramını da içeren bir tartışmaya geçilecek. Bu tartışmaya geçebilmek için ise ilk kısımda, insan türünün biyolojik varlığına dair, tarihsel/toplumsal yapı etkileşiminden büyük ölçüde azade, soyutlamaya dayalı ve redüktif bir hipotez üzerinden bir analiz yapılacaktır.

Kısım 1: Kadın cinselliğinin pazarda bulunan bir mal olmasının olağan sebepleri hakkında

Bir şeyin meta olabilmesi için, öncelikle onun bir mal olması gerekmektedir. Çünkü ancak değişim değeri taşıyan bir mal, kapitalist toplumda bir meta haline gelebilecektir. Odaklandığımız alan itibarı ile öncelikle sorulması gereken, erkek cinselliğinden farklı olarak kadın cinselliğinin bir iktisadi mal olabilmesinin sebebi olmalıdır. Aranırsa eğer, bu soruya pek çok cevap bulunabilir. Burada ise heteroseksüel kadın-erkek ilişkisi üzerinden, aradaki nedensellik bağlantısını tek bir etkene indirgeyen bir hipoteze dayalı kısa bir cevap aranacaktır.

Bu yazı, kadın bedeninin mallaşması ve metalaşması sorununa heteroseksüel kadın-erkek ilişkisi üzerinden, aradaki nedensellik bağlantısını tek bir etkene indirgeyen bir hipoteze dayalı bir cevap arıyor

Bir biyolojik tür olarak dişi-insan, cinsel ilişkinin bedelini kendi bedeninde büyüyecek bir insan yavrusu ile baş başa kalma ihtimali ile öder. Bu çok yüksek ve ağır bir bedeldir. Bedelin ağırlığının sebebi sadece biyolojik olanlar –örneğin gebelik döneminin zorlukları ya da doğum– değildir. Daha da önemlisi hem biyolojik hem de toplumsal bir zorunluluk olarak bir insanı yetişkinlik dönemine kadar doyurma, barındırma, büyütme, sosyalleştirme sorumluluğudur.

Diğer hayvan tiplerinin aksine, insan yavrusu en geç yetişkinleşen canlıdır. Dolayısıyla günümüzün modern dünyasının gebelik önleyici metotlarını göz ardı edecek olursak, kadınlar cinselliklerini elbette seçilen ve arzu edilen, aynı zamanda genellikle ‘tanınan’ erkekle yaşamak istemektedir. Tanınan/bilinen erkeğin en önemli özelliği ise, kabaca ifade edecek olursak, kadını, bir insan yavrusunu yetişkinleştirme sorumluluğuyla baş başa bırakıp gitmeyecek erkektir.

Kadın: Arzuların kurumsal bastırılması

Kadın, bedeninin arzularını belki de en çok bu sebepten susturmak zorunda kalmıştır. Bedeninin arzularını dizginlemeyen kadın üzerinden çeşitli topluluklara baktığımızda, bu durumun kültürel olarak olağan kabul edildiği ya da daha yaygın olarak, kurulu düzen içinde çeşitli önlem ya da cezalandırma yöntemlerinin geliştirildiği toplumlar göze çarpar. Yani arzuları dizginlemek, bazı toplumlarda çeşitli mekanizmalar aracılığıyla kadına dayatılan bir davranış haline gelebilmiştir.

Diğer taraftan cinselliğinin kendisi tarafından da baskılanmasını kolaylaştırmak için kadın, toplumsal, ahlaki ya da dinsel normları gönüllü biçimde kabullenmeye de itilebilir. Konunun bu kısmına dair bir tespit yapma ihtiyacı ise, ahlaki açıdan kadının gebeliğinden dolayı suçlanmasına ya da tam tersi bu durumun topluluk içinde olağan karşılanmasına odaklanma niyetinden ileri gelmiyor. Burada gösterilmek istenen tek şey, kadınının cinsel ilişki sorumluluğunu erkekten daha farklı yaşamak zorunda kalmasının, aralarındaki önemli bir farka denk düştüğü.

Çizilen bu çok genel çerçeveye sadık kalarak evliliğin de bu koşullardan türeyen bir toplumsal kurum olduğunu ileri sürmek mümkündür. Diğer taraftan tarihte insan cinselliği ve ailesininin bilinen-bilinemeyen pek çok türü de oluşmuştur. Doğan çocukların, topluluk içindeki başka bir tür işbölümü içinde yetiştirildiği ya da kadın ve ailesi sorumluluğunda büyütüldüğü topluluklar da vardır. Diğer taraftan çokeşliliğin, ensest ilişkinin, homoseksüelliğin ve biseksüelliğin olağan ya da baskın olduğu topluluklar da bulunmaktadır. Hiç şüphesiz türün üyelerinin karşılaması gereken bedensel arzu ve türün devamlılığını sağlama/üreme arasındaki bu karmaşık ilişki, toplumsallaşmanın biçimleriyle karşılıklı şekilde etkileşmiştir.

Erkek: “Bedelsiz” cinsellik

Ele alışa devam etmek üzere yukarıda kurulan çerçeveye geri dönelim. Erkek de en az kadın kadar, bedeninin arzusunu, cinselliğini doyurmak istemektedir. Bulaşıcı hastalıkları dışarıda bırakacak olursak, yaşayabiliyorsa eğer, cinselliğinin erkeğin bedeni ve yaşamı üzerinde, kadınınki kadar büyük bir etkisi olmadığı açıktır. Seks ile bedenini “doyuran” erkek, hiçbir değişikliği hayatına içermeden yoluna devam edebilmektedir.

Aile sorumluluğu yüklenmeyen çokeşli erkekler kadın cinselliğini geçici biçimde talep eder. Ancak bu koşullara uygun şekilde cinsellik talep eden erkekler toplamı ile kadınlar toplamının eşit olmaması, sorunları ortaya çıkarır.

Erkek için bir diğer alternatif, belirli bir yaşamsal düzen/döngü dâhilinde cinselliğini –eğer tekeşli ise– belirli bir hanede belirli bir kadın ile yaşamasıdır ki, ortalama toplumun ahlaki normları açısından en makbul ve meşru bulunan da bu olacaktır. Ne var ki aile sorumluluğu paylaşmak/yüklenmekten uzak olan, bunu beceremeyen ya da duygusal anlamda bunu istemeyen erkekler ile çokeşli erkekler kadın cinselliğini geçici biçimde talep eder. Ancak burada önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır: Bu koşullara uygun şekilde cinsellik talep eden erkekler toplamı ile kadınlar toplamı eşit değildir.

Cinselliğin metalaşmasının liberal iktisadi temeli

Eğer kadın cinselliği “ender” bulunan bir şey olmasaydı, yani yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü “kıt”lık özelliği taşımasaydı, tıpkı erkek cinselliği gibi olur, taraflar birbirleriyle karşılığında maddi bir şey sunmadan cinsel ilişki yaşayabilirlerdi. Ne var ki kadın cinselliği, yukarıda sadece bir sebebi üzerinden açıklanmış bile olsa, gündelik hayatta erkek cinselliğine nazaran ender bulunan bir şeydir. Ortodoks iktisadın kavramlarıyla konuşacak olursak, kadın cinselliği arzının kıt, erkeklerin kadın cinselliğine dönük talebinin yüksek olması durumunda, birilerine “fayda” sağlayan diğer şeyler gibi, kadın cinselliği de, belirli bir tüketici kitlesine memnuniyet sağlayan bir şey olarak pazarda fiyatlandırılacaktır.

Herhangi bir şeyi pazarda fiyatlandırma imkânının ardındaki yegâne koşut, o toplumda pazar mekanizmasının toplumsal ilişkiye içsel anlamda kurulu varlığı olacaktır. Yani bir şekilde o toplulukta değişim ilişkisi kurulmuş ve pazar mekanizması işlerlik kazanmış ise, ender ve arzu edilen bir şeyin pazara sunulmasıyla mutlaka bir değişim değeri ortaya çıkar. Böylelikle bu kıtlığın farkında olarak, bedensel haz hizmetini sunmaya razı olan kadınlar ve bu hizmet için belirli bir bütçe ayırmayı kabullenen erkeklerin karşılaştığı pazarlar olağan şekilde varlık gösterecektir; kaldı ki pek çok toplumda göstermiştir de.

Kadın cinselliği arzının kıt, erkeklerin kadın cinselliğine dönük talebinin yüksek olması durumunda kadın cinselliği belirli bir tüketici kitlesine memnuniyet sağlayan bir şey olarak pazarda fiyatlandırılır.

Diğer taraftan pazar ilişkisinin ortaya çıkabilmesinin, yani kadın cinselliğinin karşılığında maddi bir şey ödenecek kadar “değer”li oluşunun en önemli sebeplerinden biri, kadınların büyük çoğunluğunun bu pazar ilişkisi dışında kalmalarıdır. Az sayıda kadının, gelir elde etme amacıyla, çok sayıda erkeğin geçici süreli cinsel partneri olması da bu sayede mümkün olabilmektedir. Bir diğer ifade ile bu kadınlar, diğer kadınların seksi, erkekler için ender kılmaları sayesinde fahişe olabilmektedirler.

Fahişelik, kadınların cinselliği para karşılığında sunmak istemeleri ile ilgili değil, erkeklerin aksine kadınların büyük çoğunluğunun cinselliklerini sunmayışlarıyla ilgili bir olgudur. Dolayısıyla mantıksal olarak, benzer koşullar ortaya çıktığında erkek fahişeliğinin de aynı şekilde yaygınlaşabilecek olduğunu ileri sürebiliriz. Sonuç olarak, pazarda cinsellik arz etmek üzere bulunan görece az sayıda kadın bedeninin, çok sayıdaki erkek bedeninin hizmetine sunulması mümkün hale gelmiş olur.

“Bırakınız satsınlar…”

O halde, alanlarla verenlerin razı olduğu, pazar mekanizmasının doğal olarak işlediği, fayda olan her şeyin serbestçe bir mal olarak fiyatlandırılabildiği liberal bir dünyada, seks sektörünün varlık göstermesinde yadırganacak bir taraf bulunmamaktadır.

Burada yapılmış olan analiz de, fahişeliğin olağan ve hatta doğal bir tür toplumsal kurum olduğu gerçeğini destekler niteliktedir. Buradan hareketle elbette fahişeleri toplumdaki diğer işçiler gibi değerlendirmek mümkündür. Liberal anlayışın klasik döneminden gelen “Laissez faire laissez passer” ilkesinden bir nebze olsun sapılmamıştır. Üstelik Ortodoks iktisadın rasyonel insanlarının değer yargısız evrenini de dikkate alırsak, burada yargı, evet, “Bırakınız fahişeler serbestçe işlerini yapsın, bırakınız rahatça genelevler açılsın, bırakınız seks talipleri serbestçe istediği eve girsinler çıksınlar”dır. Ve elbette “Eğer piyasa ihtiyaç duyuyorsa, bırakınız çocuk işçiler de fabrikalara girsin, bırakınız ücretler aşağı doğru çekilsin, ellemeyelim de insanlar kömür madenlerinde her türlü koşulda çalışsın…” Haliyle kapitalist ekonominin serbest piyasa koşulları ile kuşatılmış bizlerin bu şekilde düşünmekte ve davranmakta bir beis bulmaması da olağan karşılanmalıdır.

Konuyu Marksçı kavramlarla anlamaya çalışmak

Ancak, konuyu Marksist ekonomi politik ya da sosyoloji içinde ele almaya çalışan yaklaşımların bazılarına bir tehlike ve problem göze çarpmaktadır: Değişim, yani pazar ilişkisini, Marksçı kavramlara atıfla anlamaya çalışmak ile herhangi bir malın değişim ilişkisinin olağanlığını Marksist düşünceye mal etmek arasında çok önemli bir fark bulunmaktadır; fakat bu gerçek çeşitli sebeplerle zaman zaman göz ardı edilmektedir. Bu türden yanıltıcı eğilimler karşısında bir netlik yakalama çabası ise hiç şüphesiz bu çalışma için de anlamlıdır.

O halde konumuza, liberal düşünce biçiminin dışında bir algıyla yaklaşabilmeyi kolaylaştıracak boyutlar eklenebilir. Örneğin fahişeliği bir meslek olarak seçenlerle seçmeyenler olarak kadınları ikiye ayırabileceğimiz gibi, kaba bir tasnif ile fahişeleri de ikiye ayırabilecek olduğumuz üzerinde düşünebiliriz.

Bu ikinci ayrım şöyle yapılabilir:

  • Gelir sağlama amacıyla, cinsel hizmeti gönüllü olarak sağlayan kadınlar ile
  • Bu işi yapmaya zorlanan kadınlar
Sorulması gereken soru: günümüz toplumunda cinselliğini sunarak gelir elde etmeye zorlanan kadınlar, yani fahişelik yapacak kadınlar ve diğerleri, nasıl, neye göre ayrılmaktadır?

(Gönüllü olarak böyle bir geçim biçimini ya da cinsel yaşamı sürdürmenin psikolojik, sosyolojik, antropolojik açıdan incelenegelen çok önemli boyutları bulunuyordur elbette. Ancak ben burada özellikle kadın fahişeliğine, kadın fahişeliğinin de ekonomik zorunluluğa dayalı kısmına odaklanmayı tercih ediyorum, zira günümüzde fahişelik olgusu üzerine yapılan araştırmalar, çalışmalar, anketler, gönüllülükten ziyade, zorunluluk olgusuna işaret etmektedir. Örneğin, bugün satın alınmış cinsel ilişkiler üzerine geçmişi de içeren bir araştırma yapılabilse ve biz, toplamda para karşılığı hem homoseksüel hem de heteroseksüel cinsel ilişki hizmetini para karşılığında satın almak isteyen kadın ve erkekleri sayısal olarak karşılaştırabilseydik, para ödeyerek cinsellik talep eden erkeklerin açık ara önde olduğunu görürdük. Diğer taraftan fuhuş sektöründe yer alan erkeklerin çok önemli bir kısmı da, tıpkı kadınlar gibi, erkeklerin haz alanına hizmet etmektedir. )

Bu aşamada bir soru ortaya çıkıyor: günümüz toplumunda bütün kadınları bir küme içine toplayacak olursak, cinselliğini sunarak gelir elde etmeye zorlanan kadınlar, yani fahişelik yapacak kadınlar ve diğerleri, nasıl, neye göre ayrılmaktadır?

Bu soru kesinlikle toplumsal bağlamından azade biçimde yanıtlanamayacak olduğundan, ona, günümüz kapitalist toplumuna özgü bir cevap aranmalıdır. Bu uğraş, kapitalizm öncesi topluluklarda da varlık gösteren fahişelik olgusunun, kapitalizme özgü ayırt edici özelliklerinin neler olduğunu tartışmakla anlam kazanacaktır.

Yazının 2. bölümü

Bir_Lincin_sefaleti

Fuhus_Seks_Isciligi-Eren-Paylasim

 

Fahiselik_Uzerine-1-paylasim

Kavram_istismarlari-Paylasim

 

  1. Bu çalışmada, seksin hizmet üretimine konu olabilecek türde bir faaliyet olduğu varsayımı reddedilmemektedir. Lakin burada olmasa bile mutlaka sorulması gereken bir diğer soru, seks faaliyeti sunmanın bir mal/hizmet üretimi olarak kabul edilip edilemeyeceği olmalıdır. Bu soru cevaplanırken odaklanılması gerekenler arasında ise, seks hizmetini, ticarete konu olabilen diğer hizmet tiplerinden ayıran özellikleri olacaktır.
Etiketler: ,

3 Yorum

  1. “kadın fahişeliğinin de ekonomik zorunluluğa dayalı kısmına odaklanmayı tercih ediyorum” Aytül Fırat

    Ekonomik zorunluluk ele alınırken “ekonomi dışı zor”uda unutmamak gerekiyor.Fahişelik yapanlar sadece ekonomik zorunluluklardan ötürü yani geçinmek için başka çareleri kalmadığından “zorunlu gönüllülük” nedeniyle fahişelik yapmazlar.Doğrudan zor ve değişik araçlarla,(şantaj,uyuşturucu,tehdit vb.) fuhşa zorlanırlar.Bütün pezevenkler şu veya bu zamanda şu veya bu biçimde fiili zora başvururlar.Örneğin,kimse proletaryanın kafasına silah dayayarak çalıştırmaz.Veya işi bırakırsan öldürürüm,yüzünü keserim,ailene zarar veririm demez.Zorunlu fahişelik,işçilikten çok köleliğe yakın bir durumdur.
    Şimdilik küçük bir not düşüp yazının devamını sabırsızlıkla bekleyelim.

  2. Pingback: Bir lincin teorik sefaleti

  3. Pingback: Siyasol – Yeniden Fuhuş Üzerine: Eleştirilere Dair Notlar

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica