Che'nin Çantası

Devrimciler ve Cepheler

Cephe tartışmaları sosyalizme gidecek yolun tartışılmasıyla neredeyse yaşıttır ve sınıf ittifakı tartışmasının en önemli parçalarından biridir. Bu kavrama en özgün katkılardan birini yapan Mahir Çayan ve THKO ile THKP-C gerillalarının birlikte çatıştığı Kızıldere’den en geniş halk kesimlerinin yarattığı Gezi İsyanları’na Cephe tartışması güncelliğini bütünüyle koruyor.


28 Ocak 1980, DİSK mitingi, İzmir-Alsancak (fotoğraf: Kadir Can)

28 Ocak 1980, DİSK mitingi, İzmir-Alsancak (fotoğraf: Kadir Can)

‘Cephe’ kapı gibi bir kelimedir: birçok yere açılır.

Bu ‘kapı gibi’ oluş daha etimolojisinden başlar. Hem batı dillerinde hem Türkçe dahil Ortadoğu dillerinde “alın, yüz, ön taraf” gibi anlamlara açılır. Kökeni ise yine her iki coğrafyanın dillerinde “yüksek, yukarıda olan” gibi anlamlara uzanır.

Bir savaşın taraflarının karşı karşıya geldiği bölge” askeri anlamı, kelimenin bu anlamlarından türemiştir. Cephe, savaşın en “ön” safıdır, düşmanla “yüz yüze” geldiğin yerdir ve en çok orada “alnını” ateşe açar insan.

Cepheler birlikte çatışmanın yeridir. İşte bu birliktelik unsuru, Bolşevik devriminden itibaren, ama özellikle Avrupa faşizmlerinin geliştiği dönemde bu sözcüğü yeni ve çok zengin bir anlam dünyasına açtı: Birbirinden farklı olanların bir ortak hasma karşı bir ortak hedef için mücadele etmek üzere bir araya geldiği örgütlenme biçimi.

Örgüt, tanımı gereği heterojen bir yapıdır: farklı olanlar orada bir araya gelir. Ama siyasi arena, yirminci yüzyıla kadar, örgüt olarak ‘parti’leri tanıyordu. İşçi sınıfı devriminin gerçekleştiği Sovyetler’in ilk adımlarından biri, bayrağına işçinin çekicinin yanına köylünün orağını koymak oldu. Devrimler onun ideolojik ve/veya fiili önderleri dışında müttefiklere ihtiyaç duyuyordu. 1930’larda Avrupa’yı saran faşizmler bu ihtiyacı çok daha acil bir şekilde duyurdu. Komintern’in faşizme karşı birleşik halk cepheleri politikası, Sovyet Kızılordusu ve milyonlarca şehidi ile birlikte, dünyayı gamalı haç karanlığına teslim etmemenin öznesi oldu.

Cephe/ler: Çokluğu bir kılmanın, azları çoğaltmanın yolu

İlk kez Bolşevik devrimiyle gündeme gelen, Komintern tarafından kuramsallaştırılan, ikinci paylaşım savaşı yıllarında Avrupa’da ve Çin’de devrimin başrol oyuncularına dönüşen cepheler, Vietnam ve Küba halkını zafere taşıdıktan sonra 1968’lerin devrime sarsılan dünyasında en önemli örgütlenme biçimleri oldular, öyle ki kimi yerde partiyi gölgede bıraktılar. Yüzyılın sonuna kadar Filistin, Nikaragua, El Salvador, Batı Sahra, Güney Afrika gibi devrimci deneyimlerin en önemli aktörleri cepheler oldu. Öyle ki bazı durumda partiler ya hiç yoktu ya da ancak bu cephelerin içindeyken varlık gösterebildiler.

Tüm bu saydıklarımızın sosyalizm hedefi açısından başarısız deneyimler de olması, aslında bu yiğit mücadelelerin hatadan muaf olmadığını gösteriyor. Komünist partilerin önderliğinin olmadığı her yerde cephelerin farklı kesimleri bir araya getirme ve mücadeleyi ortak düşmana odaklama avantajı, proletaryanın ideolojik önderliğinin olmadığı yerlerde bir dezavantaja dönüştü. Devrimler bir bir yitirildi.

Cephe kavramı denince ilk akla gelen isimlerden Mahir Çayan

Cephe kavramı söz konusu olunca ilk akla gelen kuramcılardan Mahir Çayan

Bu topraklarda cephe denince ilk akla gelen isim olan Mahir Çayan, bu açmaza dahiyane fakat hâlâ bütün içerimleri keşfedilmemiş bir çözüm buldu: Partiye bağlı olan, partinin kılavuzluğunu kabul etse de partinin bütün ideolojisini kabul etmek zorunda olmayan, anti-faşist anti-emperyalist kadrolardan oluşmuş yarı-askeri bir örgüt olarak Cephe. Sözcüğün hem askeri anlamı hem sözlük anlamı bu kavramda çok güçlü bir biçimde bir araya gelir. Askeri niteliği de olan cephe örgütünün en önemli yanı, farklı kesimlerden devrimcileri bir safta hasmın karşısına dikebilmesidir.

Ancak Mahir Çayan’ın öngördüğü tek cepheleşme bu değildi. Daha 1970’te mücadelemizin bütün aşamalarına “mümkün olan en geniş cepheyi kurma politikası hâkim olmalıdır” diye yazmıştı. Faşizme ve emperyalizme karşı olan çeşitli sınıf kesimleri ve örgütlenmelerin bir araya geldiği bir ‘halk cephesi’ ve Çayan’ın yazılarında sıklıkla geçen, devrimi silahla gerçekleştirmeyi öngören ve bu mücadeleyi ertelemeyen kesimlerden oluşan ‘silahlı devrim cephesi’, cephe formunu benimseyen ve bu adı taşıyan fiili ya da aktüel örgütlenme önerileridir.

Cephe “birlik”te dövüşmektir

Aradan geçen yıllar bu önerilerin yerindeliğini göstermekle kalmadı, yeni cepheleşmelerin de ihtiyaç olduğunu gösterdi. Bugün devrimci, sosyalist örgütlenmelerin çoğunun meşru temelde örgütlenen,  böyle olması şart değilse de sık sık “cephe” adını da taşıyan demokratik örgütlenmeleri bulunuyor. Farklı siyasetlerin bu türden örgütlenmeleri zaman zaman bir araya gelerek daha geniş ‘demokratik cephe’ler ya da cepheleşme yolunda platformlar oluşturuyor. Bunların bazıları –HDP/HDK örneğinde görüldüğü gibi– cephe niteliği ağır basan ama parti adını da taşıyabilen yapılar oluşturuyor. Sol Cephe, Yurtsever Cephe, Sanat Cephesi gibi birçok örnekte olduğu gibi, yalnızca siyasetler arası platformlar şeklinde örgütlenmeyen, tek tek bireyleri de kapsayabilen ya da kapsamayı hedefleyen girişimler var.

Cephe kavramının birçok farklı örgütlenme biçimine (bir partiye bağlı olan cephe, halk cephesi, devrimci yapılara bağlı meşru demokratik platform örgütlenmeleri, devrimci yapılar arası dar ve geniş cepheler) işaret edecek şekilde yoğun ve yaygın bir biçimde kullanılması aslında devrim yolunda yürüyenlerin birliğe ne denli ihtiyacı olduğunu, ama bu birliğin ille de parti birliği şeklinde gerçekleşmek zorunda olmadığını (ki dünya devrim deneyimleri bunun nadiren olduğunu gösteriyor) da gösteriyor.

THKP-C’nin THKO ile omuz omuza çatıştığı Kızıldere, bize cephelerin masa başında, kağıt üzerinde ya da gönülde değil mücadelenin tam ortasında kurulduğunu anlatıyor.

1970’ler devrimciliğinin en önemli birkaç damarından biri olan teorinin müellifi Mahir Çayan’ın adını devrim tarihimize silinmez bir mürekkeple yazan Kızıldere, tam da bu cepheleşme girişimlerinden biridir. Çayan’ın “silahlı devrim cephesi” içinde gördüğü ama farkı bir örgütlenme içinde yer alan yoldaşlarının idamını engellemek için, THKP-C’nin THKO ile omuz omuza çatıştığı kır evi, bize cephelerin masa başında, kağıt üzerinde ya da gönülde değil mücadelenin tam ortasında kurulduğunu anlatıyor. Ama bu şanlı kilometre taşında bir şey daha yazıyor: O cephenin henüz kurulmamış olduğu.

Gezi bizi cepheye, cepheleşmeye çağırıyor

Gezi-AKM

Ocak 1980’den (bkz. yazının başındaki resim) Haziran 2013’e halk güçlerinin birliği aynı coşkuyu uyandırıyor

Gezi Ayaklanmaları bize çok farklı halk kesimlerinin ve halkçı, devrimci, sosyalist örgütlenmelerin bir araya gelme sürecini hızlandıran şeyin mücadele, direniş ve barikatlar olduğunu gösterdi. Ama bugün bir gerçek daha sürekli yüzümüze çarpıyor: Bu bir araya gelişin henüz geleceğe miras kalacak bir kalıcılığa ulaşmadığı.

Kalıcı bir cepheleşmenin “oldukça güç ve karmaşık bir mücadele süreci içinde, sabırlı ve mücadeleyle, ilkelerden taviz vermeyen sosyalist bir tutumla, yiğitçe ve mertçe emperyalizme karşı dövüşerek … mümkün” olacağını söylüyordu Mahir Çayan. Devrimcilerin cepheleşmesi hâlâ devrimimizin en önemli görevlerinden birini oluşturuyor ve devrim saflarının neresinde olursak olalım hepimiz bu ihtiyacı hissediyoruz.

Sol neden birlik olmuyor?” şeklinde alabildiğine vulgar bir hal de alabilen bu ihtiyacın, bitmek tükenmek bilmeyen birlik tartışmaları ve protokolleriyle de; hiçbir anlamı olmadığı bir kez daha on milyonlarca insan tarafından görülen seçimler için yapılmış pragmatik birlikteliklerle de; bir örgütün hegemonyasını kurarak geri kalan odakları kendi bünyesinde massetmesi şeklinde de yanıtlanmayacağını aradan geçen onlarca yıl göstermiş olmalıdır. Bu topraklarda devrime ve sosyalizme giden yolu çok farklı güzergahlarda çizen odaklar oldu ve görünüşe göre de hep olacak.

Belki sorun birlik olmaktan ziyade birlikte dövüşmektir. 30 Mart’tan 6 Mayıs’a, 18 Mayıs’tan 15-16 Ağustos’a ayrı rotalardan giden ama tarihin gönlünde hep kesişen, hatta örtüşen o yollar çokluğu bunu söylemiyor mu? 

@prometeatro | Yazilama.net

 

Etiketler: , ,

3 Yorum

  1. Yazının bir cephe gerekliliğine odaklanmasına rağmen, verdiği tarihsel örnekler başta olmak üzere, tek başına “cephe” fikrinin zorunluluğunu açıklamak için zayıf kalmış bir yazı.

    1- Komintern’in faşizme karşı cephe deneyimleri, zorunluluğu ile Vietnam ve Küba’nın deneyim ve zorunlulukları aynı mıdır? Keza Çayan’dan itibaren Türkiye’de bugüne kadar elle tutulur bir cephe olmayınışın tarihsel ve sınıfsal yanları, özellikleri nelerdir? (Daha detay oarak: 12 Eylül öncesinde kendi güçlerinden dolayı başı dönmüş siyasal hareketler 12 Eylül’ün silindir etkisine rağmen neden dişe dokunur bir cephe kuramadı ve/veya sürdüremedi? Bunda sadece kuramayanların mı sorumluluğu var yoksa cephe böyle bir durumda etkisiz mi vey anasıl etkili olabilir?)

    2- Cephe fikrinden nasıl ve ne şekilde bahsedersek bahsedelim “sınıf” vurgusunu yapmak durumunda değil miyiz? Bu da bizi öncelikle cephe ihtiyacının nasıl bir sınıf ilişkilerinden kaynaklandığına götürür. Örneğin Bolşevik derimi neden parti önderliğinde işçi sınıfı devrimiylen, 2. Emperyalist paylaşım savaşında işçi sınıfı diğer sınıflar ve kesimlerle işbirliğine neden gitmek durumunda kalmıştır?

    3- Günümüz için verdiği örnekleri (HDK/HDP, Sol Cephe vb.) tek başına cephe fikri içinde eritmek ne kadar doğru? Cephe tarihsel olarak sınıflar arası ilişkileri ifade ederken, HDK, Sol Cehpe daha çok iktidara karşı zaten var olmuş “sol”un bir araya gelme durum iken, genel bir cephe fikri içinde eritmek yerine, cephe fikri ile beraber güncel olanın özgül yanları tartışmayı gerektirmez mi?

    Özetle cephe fikri hala geçerliliğini koruyan, bugün dahi bir şekilde politik bir oluşum biçimi olarak var olan bir konu.

    Barış’ın konunun önemine dair vurgusu yerinde olmakla birlikte, soyut denebilecek “bir araya gelme” fikrine sıkıştırarak cephe fikrini zayıf biçimde ele almış.

    Cephe gibi önemli bir konu kısa bir yazıya sığdırmak elbette kolay değil. Ancak yukarıda dile getirdiğim tartışmaları da gözetmeden sadece “birleşme” niyetini merkeze alarak cehpe fikrini güzellemek de aynı derece zor.

    Eline sağlık,
    Selamlar.
    Emrah.

  2. Eleştirilerin için teşekkürler Emrah.
    1 için: “Cephe bu durumda etkisiz mi?” sonucuna götüren akıl yürütme biraz “yenilgi teorisi” gibi duruyor, her yenildiğimizde teorimizi gözden geçirmeli miyiz? Sanmıyorum. Belki de tam da o teoriyi yerine getirmediğimiz için yenildik.
    2 için: Bolşevik devriminin de cephe fikrini içinde barındırdığını düşünüyorum, yazıda da belirttim. Ama cephenin bizatihi temel taktik olması için faşizm gibi total bir tahakküm sistemine ihtiyaç vardı. Cephe sınıf ilişkisi önemli bir başlık. Duruşum net: Önderlik işçi sınıfında olmalıdır. Ama önder olacağım diye tek kalmamak kaydıyla.
    3 için: HDK vs.nin özgünlüklerini aslında başka yerlerde epey tartıştım, burada onları da kapsayacak çok daha geniş bir “birliktelik” fikrini konu aldım, ama dediğin gibi, bu kadar kısa bir yazıya her şeyi sığdıramadım, yine de önemli hiçbir şeyi dışarıda bırakmamaya çalıştım.
    Selamlar, teşekkürler.

  3. Pingback: Her saray bu akıbeti tadacaktır

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica