Marksizm-Leninizm

Devrim Nedir ve Onu Neden Çok Severiz?

Grup Yorum ve “Rojava/Kobanê Devrimi” tartışması üzerine: Devrimi sevmemiz normal, çünkü çok güzel bir şey, ama keşke kendisini adından daha çok sevseniz. Siz “radikal demokrat”larsınız, devrime karşısınız, bu gerçekle barışın artık. Bütün radikal demokrasi teorisi zaten devrim teorisine karşı yazılmıştır. Kendinize gelin.


Sovyet_Devrimi-Grup_Yorum_tartismasiDevrim sözcüğü sanıldığı gibi “devirmek” eyleminden değil, “devir” sözcüğünden gelir. Belki de sözcük ürediğinde her iki anlamı da akıldadır. 1 Batı dillerindeki revolution göz önüne alınınca ikinci kök daha önemli görünüyor: Bir devir geçer, yenisi gelir ve bu hep böyle gider. Nietzsche’ci “bengidönüş”e göz kırpar gibi dursa da Marksist devrim teorisine çok daha uygundur bu etimoloji. Devrim, kendisinden önceki devri yıkar ve bu yıkıntıların üzerinde yükselir; bir boşluğun üzerinde değil.

Bir Grup Yorum üyesi bir söyleşisinde “Rojava devrimi” konulu bir soruya “Devrim dersiniz, biz öyle düşünmüyoruz. Ben, kişisel olarak, Marksist-Leninist bakış açısına sahip bir devrimci olarak devrim olarak nitelendirmiyorum. Ama orada katledilen Kürt halkıdır. Katliamı emperyalizm yapıyor. Buna karşı savaşmak gerekir,” deyince Beyaz Kürtler ve şu sıra onlarla hareket eden Beyaz Türkler bir “sosyal linç” girişimi başlattı (Grup Yorum’a Kobanê sorusu ve cevabının dökümü için tıklayın.)

Teşbihte hata olmaz; Kürdistan’da Grup Yorum boykotu Şivan Perwer boykotuna benzer: Kimse uymaz. Zaten çoğunluk kaçak kasetlerden (bugünse internetten) dinlemektedir, en fazla Grup Yorum’un PR’ı olur, daha çok insan albümlerini alır.

Bu teşbih ise kesinlikle hatasız: Kürtlere “Grup Yorum’u boykot edin” demek, “Gezi’de darbeciler, ulusalcılar, çözüm süreci karşıtları vs. var, direnişe katılmayın” demeye benzer. Kürt halkı isyanın türküsünü de kendisini de gördüğü yerde tanır ve savaştan kaçıp metropollerde “biz Kürtler” diye ortam yapmaya çalışan on bin ‘Twitter Kürdü’ bir araya gelse yüreği halkının devrimci tarihinin anısını taşıyan Kürdü isyandan uzak tutamaz. “Gerçek Kürtlük” budur heval!

“Birileri düğmeye bastı ve…”

Yine de bu tartışmanın ortaya çıktığı bağlam ilginçtir. Grup Yorum’un yoldaşı Berkin Elvan için 11 Mart’ta boykot çağrısı hazırlanırken 7 Mart’ta bir soru soruluyor. Sorulduktan 4 gün sonra da Hasan Ferit Gedik mahkemesini sahiplenen ve çoğu Grup Yorum’un yoldaşlarından oluşan insanlar çivili sopalarla polis lincine maruz kalırken internete “düşüyor.” #11MarttaBerkinİçinBoykotVar diyemeyenler (ya da demesi istenmeyenler) #GrupYorumBoykot diye bir etikete yönlendiriliyor.

Mevzubahis soru geçtiğimiz iki yıl içindeki “iki devrim”den bahsediyor (Bir devrim kimi keser ki, en az iki!) Biri “Rojava Devrimi” diğeri Rojavê Kurdistanê yani Batı Kürdistan içindeki bir bölge olan Kobanê’deki2 devrimdir.

Hasan Ferit Gedik’in yoldaşları mahkemede linç edilirken susanlar, Berkin için #11MarttaBerkinİçinBoykotVar diyemeyenler (ya da demesi istenmeyenler) #GrupYorumBoykot diye çığlıklar atıyorsa ortada objektif bir komplo vardır.
Soru her açıdan tuhaftır, ne yani, Rojava’da bir devrim olmuş, yetmemiş Rojavalı Kobanêliler bir devrim daha mı yapmıştır? Bu kez kimi devirmişlerdir, PYD’yi mi? Sovyet Devrimi yetmemiş bir de Petrograd Devrimi mi yapılmıştır, nedir yani?

Soruyu soranın –ve aldığı kaydı zamanı geldiğinde değerlendirmek için “Dur bakalım ne diyecek?” diye elini ovuşturan arkadaş(lar)ının– devrimden de devrim kuramından da, Rojava’dan da Kobanê’den de pek haberdar olmadıklar bellidir. Bunlar beceriksiz komplocu adaylarıdır, devletle barışanlar adına devletle barışmak istemeyenlere “Twitter tetikçiliği” yapmak üzere oradadırlar.

İleride koalisyon ortağı olursak bakanlık, olmadı vekillik, o da olmadı vekil danışmanlığı, hiç olmadı belediye meclis üyeliği, hani bir dairede iş falan kapar mıyım diye bir tweet iki tweet diye küçümsemeden siyasi kariyerini başlatan Türküyle Kürdüyle yancı beyazlar olmasa geldiği yere de gelmeyecek bu beceriksiz girişimin bir önemi yok.

Grup Yorum’un savunulmaya ihtiyacı yok, bunlarda saldırılarını kemale erdirecek çap yok. Onların gazına gelen “samimi solcular” da çok geçmez bir sonraki konserde Yorum’un Kürtçe ve Türkçe şarkılarıyla halaya, gowende durur.

Biz bu tartışmadaki olumlu yöne bakalım.

Gözleri yaşartan devrim sevgisi

Sosyalizm yerine radikal demokrasi, sınıf çatışması yerine kimliklerin (çatışması bile değil) ifadesinin “yükselen değer” olduğu günlerde kimsenin devrimden vazgeçmek istememesi ne güzel. AKP’nin bile içinde “devrim” geçen yayın organı var. Bu toprakların devrimci tarihinin onurlu bir bileşeni olan Kürt hareketinin yanında saf tutanların devrimi sevmesinde şaşacak bir şey yok, sevinilecek bir şey var.

Yine de bir siyaset bilimi kavramı olan “devrim” kavramının işaret ettiği şeyin ne olup olmadığını bilmek gerek. Hele de odasını toplamayı reddeden ergenin domestik itaatsizliğine “devrim” dediği bir zamanda.

Öncelikle Marksist olsun olmasın devrim kuramlarının çoğu şu noktada buluşurlar. Bir olguya devrim diyebilmek için

  1. kendisinden önceki devleti ya da siyasal rejimi devirmiş olması (politik devrim)
  2. yerine yeni bir sosyo-ekonomik düzen getirmiş olması (sosyal devrim)

gerekir. Görüldüğü üzere, bir şeyin devrim olabilmesi için iki dönüşüm söz konusu olmalıdır:

Bunlardan ilki yani siyasal dönüşüm, mesela darbeler yoluyla da olabilir, birileri çıkar iktidarı devirir. Yahut bir halk hareketi sonucu birileri iktidara geçer ama toplumu dönüştürecek cesarete sahip olamazlar ya da düpedüz satılırlar ve devrim ilk aşamasında kalır.

İkincisi, yani sosyal dönüşüm ise en azından teoride kademeli olarak (“reformlarla”) da gerçekleştirilebilir.3 Dolayısıyla bunlardan tek birinden başlı başına devrim olarak bahsedilemez, bahsedilirse de ciddiye alınamaz.

Baştan sona devrim kuramına adanmış ilk ve en önemli Marksist-Leninist metin Devlet ve Devrim’de Lenin şöyle der:

Eğer devlet, sınıflar arasındaki çelişkilerin uzlaşmaz olduğu gerçeğinden doğduysa, eğer toplumun üzerinde ve “ona gitgide yabancılaşan” bir iktidar ise, açıktır ki, yalnızca zora dayanan bir devrim olmaksızın değil, ayrıca egemen sınıf tarafından yaratılmış bulunan ve içinde o “yabancı” niteliğin maddeleştiği devlet iktidarı aygıtı da ortadan kaldırılmaksızın, ezilen sınıfın kurtuluşu olanaksızdır.

Böyle bir şey sevilir tabii, devrim sevilmez mi deli misin sen? İnsanların girişimlerini devrim olarak yüceltmesi de olumlu bir şeydir. Ama kavramlar yalnızca iyi niyetle tartışılamaz, tartışılacak olursa kötü niyete dönüşmeleri (Grup Yorum meselesindeki “boykotçular” gibi) an meselesidir.

Rojava: Çok hamaset, az bilgi, daha da az destek

Rojava hakkında çok hamaset az bilgi var. Ama ulaşabildiğimiz kadarıyla şunu biliyoruz:

  • Suriye yönetiminin emperyalist müdahaleyle başı dertte olduğu bir vakitte önderliği yıllarca Şam’da “misafir” kalan, gerillaları Şam kontrolündeki Bekaa’da eğitilen Kürt yurtsever halk güçleri belli yerlerde yönetimi ele geçirdi.
  • Adına “komün” denilen özyönetim aygıtları kurdular.
  • Bu aygıtlarda kadınlara ve diğer milliyetlere de önemli roller tanıdılar.
  • Ancak Suriye ile bağlarını kesmediler. Esad yönetiminden silah desteğinin yanı sıra “Rojava Devrimi” görevlilerinin bazıları memur maaşlarını Şam’dan almaya devam ettiler.

Oradaki ekonomi üzerine çok şey bilmiyoruz, ama anlaşıldığı kadarıyla hâkim ekonomi bir küçük üretici kapitalizmi. Emperyalist kuşatma altındaki bir küçük-burjuva diktatörlüğü olan Suriye’deki üretim tarzıyla niteliksel bir farkı yok. Savaş yüzünden zaten pek bir ekonomi de yok ortada. Dış yardıma bağlı bu ekonomide muhtemelen halk eskisinden daha yoksul ne yazık ki. Sosyal devletçi bir kapitalizmi öngören bir “Rojava Anayasası” telaffuz edildi fakat son görüşmelerde onun da ne kadar uygulanabileceği muamma. Vazgeçildiği de söylendi, ısrarcı olunduğu da.

Bugün Rojava hamasetinin baş aktörleri “Rojava Devrimi”nden daha az bahsedip IŞİD’e TIR TIR silah gönderen Hakan Fidan’larla daha az samimi olsalardı Batı Kürdistan halkı daha az kayıp verirdi.
Biraz siyaset bilen birisi Marksist olmasa bile ortada bir devrim olmadığını görür. Ne mevcut devlet aygıtı zorla yıkılmış ne de yerine çok farklı bir sosyo-ekonomik düzen kurulmuştur. Hele bir Marksist-Leninist için (eğer bizden fena halde gizlenmiyorsa) orada devrim olmadığı zaten açıktır. Mao’nun devrim yolunda öngördüğü aşamalardan biri olan Kızıl Siyasi Üsler‘den çok daha geri bir özyönetim girişimi söz konusudur.

Bu sadece bir girişimdir, özyönetim değildir, çünkü başlangıçta hem askeri hem ekonomik olarak Esad yönetimine bağlıydı, şimdi ise adına “Koalisyon Güçleri” denilen emperyalist ittifaka. Bu ittifak ve Türkiye bir yandan Kobanê’yi ancak ölmeyecek kadar besliyor bir yandan da IŞİD tehdidini yok olmayacak kadar denetimde tutuyor ki bu tehditle Kürt halk güçlerini Arap halk güçlerine karşı bir alet olarak kullanabilsinler.

Bir şeyin değerli olması için ille devrim olması gerekmez

Halktan yana güçler bir konjonktürden yararlanıp az çok kendini yönetmeye çalışıyorsa ve topraklarını muazzam kahramanlıklarla savunuyorsa Marksistler bundan ancak onur duyar. Bu halk güçlerinin halk gücü olarak kalıp emperyalizme alet olmaması veyahut emperyalizm tarafından ezilmemesi için desteğini hep verir. Rojava direnişi dünya halklarının onurudur, ancak ortada bir devrim yoktur. Keşke olsa, ama yoktur.

“Ben devrimim” diye dünyayı ikna etmeye çalışan başka bir devrim gören var mı? Sovyet, Çin ya da Küba Devrimi’nin düşmanları çok şey dediler ama “Orada olan devrim değil” demediler. Çünkü iktidar değişti. Yeni bir toplum kuruldu. Devrim bu süreci tanımlayan nötr bir sözcük. Yokken var demenin anlamı yok, olması için çalışmanın anlamı var. Rojava’da gerçekten devrim isteyenler “devrim demediler” diye yazıklanmak yerine Rojava Anayasası’nın kısıtlı da olsa, kapitalizm içinde de olsa daha fazla adalet öngören toplumsal çerçevesinin uygulanması ve bu çerçevenin gerçek bir toplumsal dönüşüme doğru evrilmesi için ısrar etseler daha iyi olur.

Öyle değerli Kürt ve devrimci savaşçıları şehit verdik ki, Arinlerimiz, Suphilerimiz öyle güzeller ki onların uğruna öldüğü şeyin bir devrim olmasını istememiz çok anlaşılır. Bu aynı zamanda bütün o “radikal demokrasi”, “sınıf yerine kimlik” saçmalıklarının da kimseyi ikna etmediğini gösterdiği için de çok güzel. Lakin devrimci teori temennilerle değil somut durumun somut tahliline dayanmak zorunda. Dayanmadığı zaman devrim sevgisi dolayısıyla devrimcilere saldırmak gibi bir paradoksa düşmek an meselesi olur.4

Bugün Rojava hamasetinin baş aktörleri “Rojava Devrimi”nden daha az bahsedip IŞİD’e TIR TIR silah gönderen Hakan Fidan’larla daha az samimi olsalardı Batı Kürdistan halkı daha az kayıp verirdi.

Kürt halkı çok uyanık olmalı. Nerede çok hamaset varsa orada o kadar karanlık iş dönüyor demektir. “Rojava Devrimi” diye başımızın etini yiyenlerin orada çocukları aç bırakan ve Kobanê’de yüzlerce insanı ölüme mahkûm eden hükümeti engellemek için hiçbir bir ciddi adım atmamış olması ironik falan değildir, hamasetin ikiyüzlülüğe ne kadar kolay dönüşebileceğinin ikonik bir göstergesidir, o kadar.

Anlayın artık, siz devrimci değil radikal demokratsınız

Ayrıca ne bu devrim sevdası arkadaşlar? Siz devrimden vazgeçtiniz. Siz “radikal demokrat“larsınız, devrime karşısınız, bu gerçekle barışın artık. Bütün radikal demokrasi teorisi zaten devrim teorisine karşı yazılmıştır. İktidarı ele geçirmeden devleti içeriden, hegemonya mücadelesi yoluyla dönüştürmeyi öngörür. Titreyin ve kendinize gelin. Devrimi bu kadar çok sevmeniz eski alışkanlıklarınızdan dolayı. Ama düzene böyle entegre olamazsınız. Devrimi istemiyorsanız adını da rahat bırakın, olmaz mı?

@prometeatro

  1. İlk ne zaman kullanıldı bu sözcük bilmiyorum, ama Dadaloğlu’nda “Padişah tahtında devrim olursa” diye bir dize geçtiğini biliyorum.
  2. Soruyu soran Beyaz Türk sesi Kobanê’nin adındaki şapkalı E’yi bile telaffuz edemeyip “Kobani” diyor.
  3. “Bunun örnekleri arasında “burjuvazi ile iktidarı paylaşmayı öneren, özünde burjuvaziye uşaklığın teorisi olan ‘toplumsal ilerleme’, ‘barışçı geçiş’, ‘kapitalist olmayan yol’” gibi tezler vardır ki (Kürdistan Devriminin Yolu s. 60-61’de belirtildiği üzere) “demokratik halk devrimi yapmadan reformlar yoluyla, kerte kerte sosyalizme geçiş -tezi bir- revizyonist tez{dir}.”
  4. Elbette devrimi falan zerre umursamadıkları halde bunu devrime saldırmak, Türkiye Devrimci Hareketi ile Kürt mücadelesini birbirinden ayırmak, Kürdistan’ı devrimden uzaklaştırmak için bahane yapan gizli ya da açık Barzanîcileri, tirşikçileri bu “iyi niyetli yanılgı” içinde saymıyorum. Bu ve önceki paragraf, yazı daha sonra gözden geçirilip kısmen düzenlenirken eklendi.
Etiketler: , , , , ,

5 Yorum

  1. suna mitralyoz diyor ki:

    rojava devrim degil ama mahallelerde ahlak bekçiliği yapıp, kadınları sokak ortasında dövüp teşhir edip, eşçinselliği hastalık olarak kodlamak devrim? öyle ise rojava’yı tercih ediyorum. rojava devrimi devrim değil evet, birçok tespite katılıyorum, keşke olsa. yalnız türk toplumunun muhafazakar değerlerine tutunma da devrim sayılamaz. stalin’in en gerici ve artık tüm sol çevrelerden dışlanan görüşlerine tutunmak da çok matah değil. grup yorum ve mahalleleri çok seviyoruz ama keşke bu kadar tutucu olmayı seçmeseler, en fazla eşcinsellik hakkında, zira bu tutum diğer pratikleri de pek ilerici olmayan bir çerçeveye oturtuyor.

  2. Devletin doğuşunu bu şekilde ele alırsanız (yadsımıyorum ama mevcut bilgi birikimi içinde sadece sınıfların savaşımına dayandırmayı da yeterli bulmuyorum) yapacağınız yorum bundan öteye gitmez. İnsanın oluşumu, toplumların tarihi mevcut arkeolojik bilgiyle maalesef Marksist teoriyi aşan bir noktada duruyor. Marks’ın kuramsal olarak konuya getirdiği bakış açısı yadsınamaz ölçüde belirginliğini koruyor ve konu hakkındaki araştırmalara bilgi birikimi açısından ön açıcı rol oynuyor, bu yadsınamaz. Fakat 300 yıllık bir teoriyi dogmatik bir yorumla boğuntuya getirip ilahi bir değer katmakta oluşumun doğasına aykırı olur. Marks’ın bu konu hakkındaki değerlendirmelerinin Morgan’ın o dönem ilkel toplumlar araştırmasına dayalı geliştiğini (sözüm ona) Marksist bir yazar için bilinmesi elzem bir durumdur. Bunu geliştirip günümüz bilgi-birikimiyle sentezlemesi de bir görevdir. En azından diyalektik bakış bunu gerektirir.
    Şimdi daha nesnel bir açıdan bölgeye bakalım ve şu soruyu soralım: Kürtlerde sınıfsal gelişim Marksist teorideki gibi ilerlemeci bir şekilde gelişmiş midir? Yani sınıfsal ayrımlar belirgin midir? Kürt toplumunu yakından tanıyan biri için bu soruya cevap vermek zor değildir. Hala aşiretçiliğin yoğun yaşandığı bir toplumsal gelenekten söz ediyoruz. Bırakın kendi işçi sınıfını yaratması henüz işçi sınıfının karşısına dikileceği bir burjuva sınıfı da (gerçek anlamda) oluşmuş değildir. Sanayi desen (ilerlemeye bakarsak) henüz bu topluma bir beş yüz yıl sonra ulaşacaktır. Böylesi bir toplumsal form içinde her şeyi Marksist kurama uygun bir devrim beklemek en hafif değimle safiyane bir beklenti olur. Oturup klavyenin başına günlük politik atışmalardan bilimsel değerlendirmeler üretmek yerine hakkında değerlendirme yapılacak bir toplumu tanımaya enerji tüketmek çok daha isabetli olur diye düşünüyorum.
    Bir olguya devrim diyebilmek için öne sürdüğünüz iki gerekçe de bölge gerçekliği karşısında komik duruyor. Bilmediğiniz veya görmek istemediğiniz şey Rojava halkının tarihi mücadelesidir. Rojava da neredeyse her aileden bir şehit vardır Kürdistan mücadelesinde ve Rojava halkı tarihi boyunca aktif mücadelenin içinde yer almış bir halktır. Ortaya çıkan durum nitel ve nicel birikimin devrimsel bir sürece evrilmesidir. Tabi siz orda bir anda böyle bir durumun ortaya çıktığını düşündüğünüz için anlam veremiyorsunuz. Kürtte kimmiş niteliksel bir birikim yapıp devrim gerçekleştiriyor diyememenin sancısını yaşıyor gibi cümleleriniz. Sosyal devrim içinse Rojava daki kadının statüsüne bakılsa çıplak gözle anlaşılacak bir durumu bu kadar ötelemenin ne anlamı olabilir mantık almıyor doğrusu.
    Gidip yerinde gören biri olarak Rojava’nın ben devrimim demesine gerek bırakmayacak ölçüde belirgin bir devrim olduğunu söylemek isterim. Benim anlamadığım ise Rojava halkının yoldaş olarak bildiği sözüm ona devrimcilerin Rojava devrim değildiri neden bu kadar tartıştıklarıdır. Bu durum “benim olmazsa taciz ederim” anlayışından başka bir anlama gelmiyor maalesef. Grup Yorumun böyle bir değerlendirme de (şahıs bazın da) bulunmuş olması bence talihsizliktir ve bir halk üzerinde kırgınlıktan öteye bir sonuçta yaratmayacaktır. Marksist kuram kimsenin tekelinde değildir ve geliştirmeye, anlamlı yorumlara büründürülmeye, moderniteye uyarlanmaya her olgu gibi ihtiyacı vardır. Bırakın artık Marksist imamlığı da yapabiliyorsanız çıkın sokağa halkı örgütleyin. Bizlerin halkların devrimini tartışmaya, günlük politik söylemlerden düşmanlık yaratmaya ihtiyacımız yok, sırtımızı dayayabileceğimiz yoldaşlara ihtiyaç ve bu da bir birimizi anlama çabamızdan doğar ancak.

  3. persapolis diyor ki:

    değerli Suna halk cephesini ahlak bekçiliği yapmakla suçlamış ve fuhuşu bir kültür olarak dayatan, kadın bedenini metalaştıran kişiliklere verilmesi gereken cevap senin nazarında ne olmalı bilemiyorum. Ancak 16 yaşındaki küçük kadınları zorla çalıştıran defalarca uyarılan insanlar dayak yiyor… Bizzat tanığı olarak söylemem gerekirse sadece kadınlar dövülüyo diye magazinsel bir olaymış gibi afişe edip küçük yaştaki kadınları zorla pazarlayan tabir-i cayiz ise ablarlarını dövünce ses edenler küçük yaşta istem dışı bu uygulamaya maruz kalanları neden konuşmuyor. Küçük burjuvazi misali hayvan hakları adı altında magazinsel eylem yapıp yanı başında insanlar öldürülünce tayip erdoğan deyimiyle iki maymunu oynamanın manası yok.

  4. Hergün 3-5 cenazenin geldiği duygusal bir ortamda devrim mi? Degil mi tartışması başlatmak direniş e zarar verir. Sol demek once vicdan demektir. Ayıp hic mi vicdan kalmadı zaman 200 000 Çocuk, yaşlı, kadin perisan durumda. Hergun şehitlerin geldiği şu günlerde devrimcinlerin yapması gereken tek sey direniş e destek vermektir. zirvalamak değil.
    Ben apocu değilim ama onlar bu direnişe öncülük etmeselerdi en az 50000 ezidi 100000 de sadece kobane li katledilmişti. Yine barış da buradan bir teori patlatirdi vayv şöyle öldüler böyle öldüler diye.Bugün kobane de savaşanherkess ki ezici çoğunluğu apocu Olması bu gerçeği değiştirmez Birer kahramandir öyle parti cepheliler gibi savunmasiz sex iscilerini döven, metin kahraman gibi savunmasız sanatciyi konserinde dövüp hastahane kapısına bırakan sahte kahraman değiller.

  5. Pingback: Siyasol – Eşme ruhuna selam, devrimci ruha el Fatiha

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica