Kürdistan

Cizre Kürtleri, Rimelan Kürtleri ve ABD

ABD’li temsilci Brett McGurk’u karşıladıkları Rimelan’ın biraz açığından Dicle Nehri geçiyor. Baharda Dicle’nin suları kabaracak Cizre bodrumundan enkazla birlikte nehre taşınan cenaze parçalarını alıp oraya taşıyacak
TSK’nın Rojava’ya saldırısına “dur” diyen ABD himayesine muhtaçsanız, Türkiye’de TSK’ya karşı isteseniz de direnemezsiniz.
Türkiye’de istihbaratla, Rojava’da ABD’yle birlikte yönetilen bir güç halk saflarından uzaklaşır


Mustafa Sarıkaya ve Güler Otaş‘ın anısına

İş makinaları Cizre‘de yıkılmış binaların enkazını Dicle Nehri‘ne döküyor. Davutoğlu, Cizre’nin huzura kavuştuğunu duyuruyor. Enkazların içinde ceset parçaları çıkıyor. Herhalde Dicle’ye bu kadarı ağır geldi, hepsini alamadı sularının içine. Masanın tekrar kurulacağına dair şimdilerde kimsenin pek inanmadığı sözler ediliyor. İnanmayanlar bahar geldiğinde gerillanın harekete geçeceği sözlerine inanmayı tercih ediyor. Bahar gelince Dicle’nin suları kabaracak ve enkazın altında kalanları sürükleyip götürecek. Şimdilik kesin olan bu.

Barış masası Cizre’de o bodrumda kalanların üstüne yıkıldı. O enkaz masanın enkazıdır. Kürt halkının bir kısmının (BDP-HDP seçmenleri diyelim) 6-8 Ekim 2014‘te Kobanê için ayaklanması barış sürecinin amacına henüz uzak olduğunu devlete gösterdi. Barış süreçleri tasfiye içindir ve tüm avutmalara, kandırmalara rağmen isyan varsa hiçbir barış süreci ilerlemez. Devlet 6-8 Ekim isyanını Kürt gericiliğine katliam için yol vererek ve İmralı’dan gönderilen mesajla durdurdu. Ama bunun Kürt halkının dipten gelen öfkesini bitiremiyeceğinin farkındaydı.

Davutoğlu: “6-7-8 Ekim kalkışması sonrası yaptığımız güvenlik toplantılarında… askerimize polisimize talimat verdim, Ben bir gün size ‘O gün geldi’ diyeceğim, o güne bütün hazırlıklarımız tamam olmalı. Bütün eksiklerinizi tamamlayın” diye açıklıyor o günleri. O tarihlerde AKP’ye güven olmayacağını söyleyen HDP dışındaki sosyalistler ise Kürt halkının özgürlüğünü, mutluluğunu, barış içinde yaşamasını istemeyenler olarak itibarsızlaştırılıyor, hedef gösteriliyordu.

Ekim 2014’ten sonra aslında İmralı’daki masa fiilen son buldu. Onun yerini Rojava’da ABD ile kurulan ilişkiler aldı. “PKK kötü ama YPG iyi” bütün dünyanın paylaştığı kullanışlı bir formül oldu. PYD, Kobanê isyanı öncesine kadar Ankara’da devlet katında karşılanırken artık terörist görülüp, vurulmaya başlandı. İmralı Tutanakları‘na1 göre Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde Irak Kürdistanı’na benzer bir yapı kurulmasını asla kabul etmeyeceğini, bunun “kırmızı çizgisi” olduğunu söylemiş Sırrı Süreyya Önder’e. Ancak Türkiye’nin PYD ile olan mesaisine baktığımızda itirazının orada bir yapı olmasına değil, o yapıyı kimin idare edeceğine dair olduğu görülüyor. Türkiye, Öcalan üzerinden PYD’yi Şam karşısında bir tutuma sürüklemeye çalıştı ancak Suriye’de savaşın gidişatı buna elvermedi. ABD ise savaşın dengelerini gözeterek PYD üzerinden PKK’yi yerli, kalıcı bir güç olarak kazandı.2

Tasfiye sadece ezerek değil, dönüştürerek de oluyor. “Gezi olmasaydı ABD, Kürtlere silah vermezdicümlesi ABD’nin korkusunu ve önalma gayretini gösteriyor. Buna Suriye’nin eşsiz direnişini de eklemek gerek. Suriye bu kadar direnmeseydi ABD için Kürtlerin değeri bu noktaya gelmezdi.

ABD, PKK’yi Rojava’da rehin aldı

Türkiye’nin Abdullah Öcalan aracılığıyla PKK üzerinde belli oranda sahip olduğu kontrol doğrudan ABD’ye geçti. ABD, Rojava‘da kurduğu ilişkiyle PKK’yi kendine bağlıyor ve dönüştürüyor. Bu İmralı’da kurulan ilişki gibi bir insanın ömrüne bağlı değil, daha kalıcı, emperyalizm açısından daha az maliyetli ve getirileri daha fazla olacak. “Öcalan öldüğünde ne olacak?” sorusuna ABD’nin cevabı bu.

Suriye'nin kuzeydoğu ucundaKi Rimelan'da mevcut bir pist ABD tarafından genişletilerek bir üsse çevrildi

Suriye’nin kuzeydoğu ucundaki Rimelan‘da mevcut bir uçak pist ABD tarafından genişletilerek bir üsse çevrildi. Savaştan önce Suriye’den talep edilenlerden biri de ABD’ye üs vermesiydi.

İnişli çıkışlı süreçte bir sayfayı ardında bıraktığını düşünen PKK, sansürleyerek3 de olsa İmralı görüşmelerinin tutanaklarını yayınladı. Kürdistan’da çatışmalar ve katliamlar sürerken açığa çıkan bu tutanaklar sol tarafından muhtemelen çok fazla eleştirilmeyecek ve istihbaratla içli dışlı örgüt yönetmek daha da kanıksanacak. Oysa bunların bir kısmı bilinen ya da aşikar olan gelişmelerdi. O yüzden ABD’nin bir gerilla gücünü dönüştürmesini de muhtemelen geç tespit edip, iş işten geçtikten sonra refleks göstereceğiz. Rimelan’da kurulan masada neler konuşulduğunu ise hiç bilmiyoruz. PKK kısmen Rusya ve İran’la ilişki geliştirip bunu dengelemeye çalıştı ancak bunlar sadece artı bir bağımlılık getiriyor.

Cizre bodrumunda öldürülen Mehmet Yavuzel'in Berkin öldüğünde yazdığı şiir

Cizre bodrumunda öldürülen Mehmet Yavuzel‘in Berkin öldüğünde yazdığı şiir

Rojava’daki ABD-PKK ilişkisi, barış sürecine tepki gösteren yurtsever Kürtlerin devrimcilere yönelme ihtimalinin önünde bir set oluyor. Türkiye’de devrimci hareketin yeniden güçlenmesi için aşması gereken bir engel bu. Kuzeydeki Kürtlerin ezilmesinin yaratttığı öfke Rojava propagandası ile dindirilmeye çalışılıyor.

Rojava askeri açıdan savunması zor bir yer. IŞİD’e karşı ABD liderliğindeki uluslararası koalisyondan kabul görmek için YPG kimi cihadçı örgütlerle Burkan El Fırat’ı kurmuştu. İlk dayatmada siyasi iradesinden taviz veren PYD’nin Rojava’da devrim iddiasının da sonuydu bu. Siyasi kararların bağımsız alınmadığı yerde hiçbir devrim yaşamaz. Geçici olduğu söylenen ittifak, Rusya’nın savaşa girmesinin ardından yeni bir isimle ve yeni katılımlarla daha da kalıcılaştı. Suriye Demokratik Güçleri SDF/HSD adını alan bu oluşumda YPG dışındakilerin militan sayısı Sputnik’e göre 10 bin civarında. Rusya savaşa girince YPG’nin yanına kapılanıp, değişen dengelerden faydalanma yoluna giden çapulcu sürüsü denebilir kısaca. Geçmişte Kobanê’de, Haseke’de yaşanan canlı bomba eylemlerinin failleri, yatakçıları hep böyle gruplardan çıktı.

SDF bileşenleri. Bu listeye sonradan başka cihadçı örgütler de eklendi. (Özgür Gündem)

SDF bileşenleri. Bu listeye sonradan başka cihadçı örgütler de eklendi. (Özgür Gündem)

7 Kasım 2015’te ABD uçakları “yanlışlıkla” Haseke güneydoğusunda YPG’lileri vurdu, pek çok YPG’li hayatını kaybetti. 21 Şubat 2016’da Haseke‘de bu defa kimliği belirsiz bir uçak4 yine YPG’lileri vurdu. Bu defa atılan bomba füze değil misket bombasıydı.

Yani birilerinin himayesine muhtaç, istendiği an herhangi bir yerinde canlı bomba patlatılan, destek aldığı iki emperyalist gücün de herhangi bir konuda had bildirmek için her an “yanlışlıkla” vurabildiği bir yer Rojava. PKK, Kuzey’de kırda ve şehirde topyekün bir mücadeleye girmekten imtina etmesinin bir sebebi de bu, PKK’nin iradesi Rojava’da rehin durumda.

Son bir ayda ABD, YPG üzerine defalarca açıklama yaptı. Hepsinden de aynı şeyi söyledi. Ama Türkiye’nin kendini savunmasını meşru bulduğunu da her seferinde tekrarladı. Yani Sur’da, Cizre’de PKK’nin ezilmesine AB’nin ya da ABD’nin en ufak bir itirazı yok. Aksine destekliyorlar. Onlar sadece Kürt halkı yeterince ezildikten sonra masanın kurulmasını istiyor.

Suriye 1935 etnik harita

Fransız mandası dönemine ait Suriye-Lübnan milletler ve mezhepler haritası (1935) Azez-Cerablus arasında ciddi bir Kürt nüfusu görünmüyor.

Afrin-Kobanê arasında Halep’in kuzeyinde iddia edildiği kadar yoğun, PYD’nin tutunabileceği bir Kürt nüfus yok. Dağınık haldeki nüfusu toplasanız kuşatılan bir Cizre, bir Sur etmiyor. 15 milyon insanı ilçe ilçe, mahalle mahalle sıraya konulup teslim alınırken topyekün direnmeyen bir ulusal hareketin, Kürtlerin azınlıkta olduğu bir yere gücünü yoğunlaştırması tuhaf değil mi? Üstelik de Tışrin Barajı’ndan batıya ya da Afrin’den doğuya ancak ABD geç deyince geçiyorlar. Öncelik Kürt ulusal taleplerine göre değil ABD’nin önceliklerine göre belirlenince hiç tuhaf olmuyor. Çünkü silahı onlar veriyor, hava savunmasını onlar veriyor, eğitimi onlar veriyor. Çünkü Azez-Cerablus hattı enerji hatları açısından da, savaşın gidişatı açısından da kilit bir nokta halindedir. Ulusal kurtuluş mücadeleleri tarihi, parçanın bütüne feda edildiği çok örnek görmüştür5. Ama bütünün parçaya kurban edildiği böyle bir örnek pek yaşanmamıştır.

SDF Telal Ali Silo Tışrin Barajı'nda SDF bayrağı ile poz verirken. Silo belli sayıda ABD askeri ve danışmanın baraj etrafında konumlanmış olduğunu açıklamıştı.

SDF sözcüsü Telal Ali Silo, Tışrin Barajı‘nda SDF bayrağı ile poz verirken. Silo, belli sayıda ABD askeri ve danışmanın baraj etrafında konumlanmış olduğunu açıklamıştı.

Pentagon’un eski kıdemlilerinden Michael Rubin, Amerika’nın Sesi’ne şu açıklamayı yapıyor “ABD, PYD’nin iyi iş yaptığına inanıyor. Hissiyat değişiyor. PKK ile PYD’nin farklı olduğu yolundaki hayal ürünü bir kurguyu sürdürmek, PKK’yı terör örgütleri listesinden çıkarmaktan daha kolay. Sonuçta, hukuki anlamda olmasa bile diplomatik kafalarda olan bu.”

Rojava’da ABD’yle, Türkiye’de istihbaratla içli dışlı olmanın getirdiği açmaz

PKK, İmralı’daki masa bozulmasına rağmen devletin belli başlı ilçeler ve mahalleler üzerinden uyguladığı master plana topyekün bir cevap vermiyor. Şehre taşıdığı silahlarla ve sınırlı sayıda gerilla ile verdiği direnişi değil, devletin katliamlarını öne çıkartıyor. Devlet sanki hayaletlerle mücadele ediyormuş gibi ölen militanlar, direnişleri genelde konu edilmiyor. Baskıyı, katliamı anlatmak devletin teşhiri açısından elbette anlaşılır bir durum ancak, karşı direniş daha fazla anlatılmadığında katliamların vahşeti kitleleri olumsuz bir ruh haline sürüklüyor.

PKK, YDG-H’nin barış sürecinin cicim aylarında bile gösterdiği yerel direnişlere iradi müdahale etti. Bu aynı zamanda ulusal hareket içindeki sınıfsal tartışmaya da bir müdahaleydi6. Sur-Diclekent olarak sembolleşen tartışmanın büyümesini engellemek için müdahale etmek zorundaydılar. Ancak müdahale, Rojava’yı ve İmralı’yı tehlikeye atmayacak kadar sınırlı olmalıydı. YDG-H’nin yerini YPS aldı. Cemil Bayık bu dönüşümü sağlamış gerillaları “kendi kararlarıyla gitmiş gönüllüler” olarak anlatmayı tercih ediyor.

TSK’nın Rojava’ya saldırısına “dur” diyen ABD himayesine muhtaçsanız, Türkiye’de TSK’ya karşı isteseniz de direnemezsiniz.

Emine Ayna “Siz ne dersiniz, ufukta ne var?” sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Ancak teori üretebiliyorum. Son süreçte devletin bu kadar hukuk ve vicdan dışı yaklaşımlarına Avrupa’nın ve ABD’nin bu sessizliğini hayra yormuyorum. Bunu Türkiye açısından söylüyorum. Irak, Kuveyt’e girerken Avrupa da ABD de ses çıkarmadı. Irak, Halepçe ve Enfal katliamını gerçekleştirirken yine ses çıkarmadı. Saddam’ın tüm faşizan yüzü ortaya çıksın, tüm çılgınlıklarını yapsın ki ben oraya girdiğim zaman halk beni kurtarıcı olarak görsün, dedi adeta. Ve sonunda felaket bir müdahalede bulundu.

– Nereye girecekler Suriye’ye mi?

Hayır hayır, Türkiye’den bahsediyorum. Irak’a girdiklerinde Kürtlerin kurtarıcısı olarak girdi değil mi? Türkiye’nin bugün bu yaptıklarına göz yumarak Kürtlerle Türkiye devleti arasındaki uçurumu derinleştirip yarın öbür gün Türkiye’ye müdahale ettiğinde Kürtlerin refleksi onlara kucak açmak olacak.”

Cizre'de bodrumda teslim olmamak için kendini vuran Ali Pişkin

Cizre‘de bodrumda teslim olmamak için kendini vuran Ali Pişkin

Özyönetim ilanından sonra devlet operasyonlarına hız verdi bugün master plan olarak duyduğumuz plan işliyor. Yaklaşık yarım milyon insanın göç ettirilmesine yüzlerce insanın ölümüne, binlercesinin de tutuklanmasına dayanan bu plan işliyor. Demirtaş “Hem hükümetin hem de PKK’nin toplumdaki derin kırılmayı ölçemediğini ya da görmek istemediğini” söylüyor. Belki de Türkiye kapitalizmini yürütebilmenin tek yolu olarak bu kalmıştır. İki halk bir yıl içinde ardı ardına ciddi bir oranda ayaklanmışken iki halkın birbirine daha da mesafeli ve düşman haline getirilmesi sadece kapitalizme yarar. Özyönetim bildirisine baktığımızda Türkiye’de hâkim kapitalist sisteme karşı bir tepki olmadığını aksine dönen çarktan pay istendiğini, yetki paylaşımı istendiğini görürüz. Peki bunu kimin adına talep ediyorlar. Sur’da Diyarbakır’ın yoksulları direnirken, şehrin Dicle kenarında boy gösteren villalarda oturan burjuvalar için elbette. Bu insanların çoğu dünün mağdurları üstelik. Diğer barış süreçlerinden artık biliyoruz ki. Dün mağdur olanların küçük bir kısmı yarın bunun ekmeğini yiyecek ve bunun karşılığında kendi milletlerinden milyonlarca mağduru avutma rolünü üstlenecek. “Kürdistan sadece Kürt yoksul emekçilerinindir” diyemiyorlar ya da Kürdistan’da burjuvazi olmadığını iddia edebiliyorlar.

Kuşkusuz Türkiye’nin mevcut haliyle, mevcut yöneticileriyle yönetilemediği fikri giderek daha çok kabul görüyor. Buna karşı egemen çevrede farklı planlar var. Planlar AKP içinden bir iktidar alternatifi çıkarıp görece kansız bir geçişten, sıkıyönetime kadar değişiklik gösterse de hepsi tek bir noktada buluşuyor. Dipten gelen iki ayrı dalgayı birleşmeden ezmek ve iki halkın en ileri kesimlerini birbirinin yüzüne bakamaz hale getirmek. Yönetme krizi egemenleri genelde kısa kesin çözümlere yöneltir.

Bunlar olurken Kürt halkının silahlı gücü, Brett McGurk’a plaket veriyor. Peki kimdir bu kişi? Irak işgalinden bu yana Ortadoğu üzerine görev yapan ABD’li üst düzey bir diplomat. Irak’ta Şii-Sünni çatışmasının dolayısıyla bugünkü IŞİD’in ortaya çıkmasına en büyük katkıyı koyan ekipten biri. Kobanê kuşatıldığında kurban bayramıydı, IŞİD’in elindeki bıçak ise ABD yapımıydı. Kundakçıdan itfaiyeci olur mu? Oluyor? Hatta yaktığı ‘ev’den plaket alıp, evi idare etmeye bile başlıyor.

Brett McGurk’u karşıladıkları Rimelan‘ın biraz açığından Dicle Nehri geçiyor. Baharda Dicle’nin suları kabaracak Cizre bodrumundan enkazla birlikte nehre taşınan cenaze parçalarını alıp oraya taşıyacak.

Bu görüşmeden ve plaket töreninden bir süre sonra İran‘da bir ordu komutanı rutin bir anma programında sözü PKK’ye Kandil’e getirip uyarılarını sıraladı. TAK eylemini, resmi açıklamadan iki gün önce gayriresmi üstlenen Cemil Bayık7 üzerinden Ankara eylemi ile İran’la kurulan bağa ve PKK’nin ABD’yle ortaklığının İran’ı hedef alacağı öngörüsüne karşı verilmiş bir cevap.

YPG'liler ABD yapımı, tanesi 153 bin dolar olan FGM-148 Javelin füzesiyle

YPG’liler ABD yapımı, tanesi 153 bin dolar olan FGM-148 Javelin füzesiyle

PYD‘nin Moskova’dan sonra açacağı 2. büro Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag‘da. Neden mi? Çünkü Çek devleti Kürtlere silah satan, silah satışına aracılık eden neredeyse tek devlet. 5 yıldır süren Suriye savaşında ABD’li silah şirketleri iki kat büyümüşler. “Emanetini 40 yıldır taşıyorum” dediğiniz Mahir Çayan tezlerinde emperyalist ekonominin askerileştiğini vurgular.

Syces-Picot‘dan yüzyıl sonra Kerry-Lavrov anlaşmaları Ortadoğu’ya damga vuruyor. Emperyalizmin bütün günahlarını üzerine yıktığı IŞİD ise militanlarını, yöneticilerini Suriye’de, Irak’ta her nasılsa o ateş çemberinden çıkartıp Çin’in devasa arazilere sahip olduğu Afrika’ya yerleşiyor, Rusya’nın savaş suçlarının ve işgalinin verimli bir cihatçı üretim merkezine çevirdiği Kafkaslar’a yerleşiyor.

Ateşkesler ve seçim dönemine giren Suriye’de ise gerisi kimin hangi şehri, ilçeyi ne kadar hızlı alabildiğine kalmış.

Ezilen ulus milliyetçiliğinin haklılığı her savrulmayı aklar mı?

TAK’ın Ankara’da TSK karargâhlarının olduğu bir bölgede askeri servis araçlarına bombalı bir araçla yaptığı eylem solu yeni bir açmaza sürüklüyor. TAK, PKK’nin Çetinkaya mağazası, Başbağlar Katliamı gibi eylemlerde ortaya koyulan burjuva milliyetçi bir tepkinin devamı. PKK bu eylemlerin yarattığı tartışmadan kendini azâde kılmak için TAK adını kullanmaya başladı. Sivas’ın batısında artık bir çizgi halini almış bu eylemleri TAK adıyla üstleniyorlar. Ankara-Anafartalar, Ankara-Kumrular, Antalya gibi eylemler “Kürtler ölüyor, Türkler de ölsün” sözünün eyleme geçmiş hali.

2013-2015 arasında yani masa varken TAK tarzı eylemler yapılmıyordu. Şimdi yeniden başlandı. Burada dikkat çeken ise eylem bildirisinin dilinde ve eylem yerindeki değişim. Daha önceki bildirilere göre milliyetçi vurgular daha az, bunların yerini sosyalist bir örgütün diline öykünme almış. Eylem hedefleri eskisine oranla belirgin. Yine de o klasik PKK abartısı sürüyor. Normal sivil trafiğin aktığı yerde yapılan eylem sanki Genelkurmay’ı vurmuşlar gibi aktarılıyor. Ölen siviller, içlerindeki solcular “kurunun yanında yanan yaş” muamelesi bile görmüyor.

İktidar hedefinden, bilimsel düşünmekten uzaklaştığı için elinde vicdandan başka bir şey kalmayan HDP’ye entegre sola “ezilen ulusun her yaptığını onaylamak”tan başka bir misyon kalmıyor.8 Elinizde vicdan kalmışsa haklı olana verirsiniz, kaçınılmaz bir sonuç bu. Sol hep zayıf, güçsüz ama ideolojisi öyle güçlü ki adeta manevi bir noterlik gibi. Ülkede kim halkın aleyhine bir şey yapsa kirlenen ellerini solun engin hoşgörüsü ve vicdanında yıkıyor.

Barış sürecinde solun bir kesimi reform beklentisiyle PKK’nin peşine takılmıştı, şimdi de radikal sol, TAK eylemlerini meşrulaştırarak farklı bir uçtan PKK’nin peşine takılıyor. Gerçekten takdir etmek lazım. PKK soldan her kesime hitap edebiliyor demek ki!

“İki uluslu bir ülkede tek halka dayalı devrim olmaz” dediği için PKK’nin ‘Türk solu’ yaftasını vurduğu sosyalistleri hem içine almak hem de onlara alternatif olmak istediği sır değil. Geçmişte Devrimci Halk Partisi gibi başarısız denemeleri oldu. Ziyadesiyle amatör Devrimci Karargâh da böyle bir girişimdi. PKK devletle yakınlaştığında solu yasal zemine çekmeye çalışıyor, devletle çatıştığı dönemde ise böyle Devrimci Karargâh’la, TAK’la militanlaşan solu ve solun sempatisini kullanmaya çalışıyor. Bunu başaramasa bile Ankara bombası gibi eylemlerle yurtsever Kürtlerin “lanet olsun barışa” deyip devrimcilere yönelmesini engellemiş oluyor. Bedellerine rağmen tüm bunların devletin faydasını görmekten geri durmak istemeyeceği bir durum olduğunu belirtmek gerek.

Sema Pişkinsüt‘ün Meclis İnsan Hakları Komisyonu‘nda olduğu dönemdi. Kimi işkence olaylarının üzerine gitmesi yeni bir işkence karşıtı kampanyaya vesile oldu. Biz de işkence mağdurları olarak başımızdan geçenleri hem savcılıklara hem de Meclis’e yazdık. Mustafa (Sarıkaya) ile 1994 yılının farklı zamanlarında Sivas’ta işkence görmüştük. İkimize gelen cevap da aynı oldu. Yapılan işkence kabul ediliyor ancak bahsettiğimiz polislerin PKK’li Güler Otaş‘ın 1996 yılında yaptığı canlı bomba eyleminde öldüğü bildiriliyordu.

Türkiye’de canlı bomba eylemleri ilk kez 1996 yılında PKK’nin siyasi ve askeri açmazlarına karşı bir çıkış çabası olarak görüldü. Gerçekten de bu nasıl karşılık verileceği bilinemeyen yeni bir biçimdi. İlk eylemlerinde kabaca da olsa gözetilen silahlı-silahsız ayrımı ortadan kayboldukça yarattığı etki tersine döndü.

Güler Otaş, bir şekilde TEM ekip otosuna binmeyi başarıp öyle patlatmış kendini, şimdi ise sivil trafiğe açık bir yolda rastgele adeta “amiral battı oynar” gibi eylemler yapılıyor, eylemden sonra bakıyoruz ki ölenler içinde solcu, halktan insanlar bile var, havaalanında sivil uçaklar vuruluyor, temizlik işçileri ölüyor.

Mustafa (Sarıkaya) Tokatlı Türk bir devrimci olarak yıllarını içerde geçirdi. Eşinin kardeşi PKK tarafından çatışmada öldürülmüş bir askerdi. Yıllarca süren aile içi gerilimden sonra bunun bedelini Mustafa ödedi. Görünüşte adli ama siyasi sebeplerin tetiklediği bir cinayette kaybettik onu.

Kürt ulusal hareketi kendi milletinden burjuvaların talepleriyle meşgul, bunu görece yasal bir çizgide sürdürürken de, çatışmalı bir şekilde sürdürürken de sadece dar burjuva çıkarlarla ilgili.

Tek başına kurtuluş arayışı tıkandığında Güler Otaş’ları feda ettiler. Dün görece halktan yana bir çizgi sürerken sessiz sedasız Mustafa’ları verdik.

Peki bugünden sonra kimi/kimleri vereceğiz?

@s_altunoglu

  1. Alıntılar Avrupa’da Weşanen Mezopotamya tarafından yayınlanan özgün ismiyle “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa-İmralı Notları” kitabından yapılmıştır
  2. PKK’yi PYD’den ayrı bir güç olarak değerlendirmek emperyalizm açışından bir tercih iken sol açısından naif bir yoksayma hali. YPG verilerine göre Ocak 2013-Ocak 2016 tarihleri arasında hayatını kaybeden YPG’lilerin 359’u Türk, 323’ü Suriye, 32’si İran, 7’si Irak vatandaşı. İçlerinde Avustralya ile Azerbaycan’dan 2 ve İngiltere, Almanya, Yunanistan ile ABD’den birer kişi de var. Savaştaki en çok kayıp Kobanê kuşatmasında verilmiş. 284 kişi.
  3. Metni okuyan bu sansürü bariz bir şekilde görecektir. Mesela Gezi Ayaklanması‘nın sürdüğü günlerde 7 Haziran 2013’te yapılan görüşmede üstelik Sırrı Süreyya Önder Erdoğan’ın Gezi vetosundan dolayı heyette yokken bu vetoya, Gezi’ye dair tek kelime geçmemesi PKK sansürünün boyutunu gösteriyor. Yine 2013 Newroz mesajına soldan gelen tepkiler tek tek isim isim, örgüt örgüt konuşulurken DHKP-C‘nin sözünün tutanaklarda geçmemesi hayatın ve siyasetin olağan akışına alenen ters.
  4. Rus uçağı veya ABD uçağı olduğuna dair teyid edilmemiş iddialar var.
  5. Mesela bugünkü İrlanda‘nın kuruluş anlaşmasında İrlanda milliyetçi hareketi, Protestan nüfusun da bulunduğu Kuzey İrlanda‘dan vazgeçmişti.
  6. Demirtaş’ın “Fakat ulusal mücadele bu kadar tarihi ve kritik bir süreçten geçerken yurtsever taban içinde sınıflar arası bir gerilim ve karşı karşıya geliş, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve mücadelesine yarayan bir durum değil” demesi egemenlerin klasik “birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde” söylemlerine ne kadar da benziyor. Oysa Demirtaş’ın da kabul ettiği gibi “mücadelenin yükünü yoksullar çekti, hep çekti”
  7. Cemil Bayık-İran ilişkisi bir söylenti değil, İmralı tutanaklarında sık sık geçen bir durum. Öcalan, Cemil Bayık ve İran’ı sık sık birlikte anıyor ve hemen her defasında Cemil Bayık’a iletilmek üzere İran’la ilişkide dikkat edilmesi mesajını yolluyor
  8. Bir örnek olarak Ali Ergin Demirhan’ın “ezilen ulusun terörü haklıdır” şeklinde özetlenebilecek yazısı için bakınız.
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica