Silahlı Mücadele

Bunlar daha iyi günlerimiz

Bunlar daha iyi günlerimiz. Giderek daha fazla söylenen bir söz halini aldı bu.
Kitleler mecbur kalmadıkça eline silah almaz, bir tehdit hissetmeli ve o tehdide karşı kendini korumasız hissetmeli. Öyle ki hissettiği tehdit, eline silahı alınca alacağı riskten, ceza almaktan, hedef olmaktan daha büyük olmalı.
Ortadoğu ve Ukrayna’da halklar öz savunma ile katillere karşı koyabiliyor.


10. Karaburun Bilim Kongresi‘ne 1 sunulan bu bildiri

Aleksey Mozgovoy’un hatırasına adanmıştır.

Aleksey Mozgovoy

Aleksey Mozgovoy

Soykırım, katliamlar ve özsavunma

Bunlar daha iyi günlerimiz. 2 Giderek daha fazla söylenen bir söz halini aldı bu. Kısık sesle, yüksek sesle, içimizden ya da birbirimize ama kesinlikle giderek daha fazla söylediğimiz bir söz bu: bunlar daha iyi günlerimiz.

Kışın geldiğini evin kapısının önüne kar yağıp, yollar kapandığında anlamak kadar acı verici bir şey olmasa gerek.

Ülkemizdeki sol, yurtsever, ilerici kesimin kahir ekseriyeti evet artık farkına vardı ki, ortada bir Suriye devrimi filan yok. Cihadçılar varken Esad’ı tartışmak saçmalık. Cihadçıları getirmek ABD ve diğerlerinin fikri, para Körfez ülkelerinden çıktı. AKP de para için getir-götür işleri yapıyor.

Yine de bu algı, ampirizmin sınırlarından çıkmış değil, cihadçı deyince kargadan başka kuş tanımıyormuşuz gibi IŞİD’ten başkasını pek gündemimize almıyoruz. Suriye zihinlerde hala uzak. 911 km’lik sınırın ortadan kalktığının, cihadçı trafiğinin hedefinin Suriye ile sınırlı olmadığının ise henüz tam bilincinde olduğumuz söylenemez. Son 7-8 yıldır iniş ve çıkışlarıyla gelişen muhalefete, bu muhalefet içinde solculara, Kürtlere ve Alevilere karşı cihadçıların vurucu bir güç olarak hazırlandığının yeni yeni ayırdına varıyoruz.

Soykırımın tanımı; “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” olarak yapılmış.[1]

Ortadoğu’da halklar yeni bir Sykes-Picot ile karşı karşıya. Emperyalizm ile ilişkileri iyi olan ama birbiri ile kavgalı onlarca küçük devlet ve devletçik kurulmak isteniyor. Yeni enerji hatları kurulmak isteniyor. Tabi emperyalistler arası çelişkiler de var. Batı liderliğindeki blok karşı tarafın olanaklarını da tüketmek istiyor. Katliam, sürgün ve soykırım burada işlevli bir araç olarak ortaya çıkıyor.

Soykırım, uluslaşma ve kapitalist pazar paylaşımında yapılanların en uç boyutta ifadesi. Asimilasyon ve sürgün politikalarının sonuç alamadığı yerde soykırımın ortaya çıktığını görüyoruz.

Diğer yöntemlerle sonuç almak zaman aldığı ya da istenen sonuçları yaratmada bazen yetersiz kaldığı için soykırıma başvuruluyor.

Bu tanımın ışığında bugün Ortadoğu’da süregiden savaşlar birer soykırıma azmetme olarak, bu suçun faili cihatçılar, azmettiricisi ise emperyalizm olarak karşımıza çıkıyor.

Gezi’den hemen önce yaşanan Reyhanlı bombası, son yaşanan Diyarbakır bombası, Suruç’taki canlı bomba bize gösterdi ki yeni seri katilimiz cihatçılar.

Katili kim durdurabilir?

Katliamları, sürgünleri ve bunlarla beraber büyüyen soykırımı kim durdurabilir?

Ordular mı? Evet olabilir. Kızılordu gibi bir ordu olsa böyle bir şansımız olabilirdi. Fakat Kızılordu bile pek çok katliamı, sürgünü yetişip engelleyemedi.

1941 Eylül’ünde Ukrayna Kiev’de yaklaşık 60 bin komünist, Sovyet savaş esiri, Yahudi ve Roman iki gün içinde Babi Yar denilen yerde öldürülür.[2]

Gerillalar mı? Evet olabilir.

O tarihlerde Ukrayna, Nazi işgali altındaydı ve Sovyetler işgal altındaki topraklarda gerilla birlikleri örgütlüyordu.

Tanya (Zo­ya Ana­tol­yev­na Kos­mo­dem­yans­ka­ya) anısına dikilen heykellerden biri. Genç kız Zafer Günü kutlamaları için heykeli temizliyor.

Tanya (Zo­ya Ana­tol­yev­na Kos­mo­dem­yans­ka­ya) anısına dikilen heykellerden biri.
Genç kız Zafer Günü kutlamaları için heykeli temizliyor.

Nazım Hikmet’in Bursa hapishanesinde yatarken yazdığı Tanya şiirini sanırım hepimiz biliyoruz. Tanya da işgal altındaki bölgelerde savaşan bir gerillaydı.[3]

2014’te IŞİD Musul’u ele geçirdikten sonra Şengal bölgesine yaklaşmaya başladı. Halk KDP’den silah istedi, ancak alamadı. IŞİD Şengal’e saldırdığında halk yakındaki dağlık bölgeye doğru akın etti. Söylenene göre dağlık alanın girişinde iyi bir yerde mevzilenmiş küçük, yalnızca 6-7 kişilik bir PKK gerilla birliği binlerce insanın hayatını kurtarıyor.[4]

Ancak yine de ordu ve gerillanın yetmediği, ulaşamadığı, ya da tutuk davrandığı için amacına ulaşan onlarca katliam var.

1965’te Endonezya’da ordu içindeki faşistler darbe yapar ve bir iki ay içinde çoğunluğunu Endonezya Komünist Partisi üye ve taraftarlarının oluşturduğu bir milyon insan katledilir.[5] Bugün Endonezya’yı emperyalizmle iyi ilişkiler içindeki iki İslami cemaat yönetiyor.[6]

Komünistler, ordu içinde güçlü olmalarına, ülke çapında üç milyon üyeye sahip olmalarına rağmen silahlanmamışlar, ordunun silahlarına el koyma gibi bir gaye gütmemişlerdi.

1954’te Guatemala’da ilerici Arbenz hükümeti darbe ile devrildi. Arbenz ordu içinden gelen bir sosyalistti, ama tehditler apaçık ortadayken bile halkı silahlandırmadı. O dönemde Che oradaydı ve yaşananlar onun devrimci düşüncelerini şekillendirdi.[7]

O halde ilk olarak katliam, sürgün ve soykırıma karşı en etkili araç nedir, sorusunun cevabını arayacağız.

Dünden bugüne failin değişimi

Soykırım, katliam ve sürgünler elbette sistematik olmaları sebebiyle resmi bir damga taşır. Ancak kapitalizm için bu işleri ikinci veya üçüncü dereceden taşeronlara ihale etmek her zaman tercih sebebi olmuştur. Genel gidişata baktığımızda da bu tercihin arttığını görüyoruz.

Örneğin İsrail destekli Lübnan faşist örgütü Falanjistlerin Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarında 1982’de yaptığı katliam.[8] Ya da 1980 öncesinde Çorum ve Maraş’ta MHP eliyle yapılan katliamlar.

Yine de bu olaylarda hukuk diliyle söylersek fail ile azmettiren arasındaki bağ nispeten açıktır, teşhis daha kolaydır. Bu teşhis önemli, çünkü halk kendini kime karşı savunacağını bilmek zorunda.

Şimdiki halde ise fail ile azmettiren arasındaki bağ daha dolaylı ve karmaşık. Nusra, IŞİD, Ahrar-üş Şam ve diğer cihadçı paralı asker çetelerine verilen silah, eğitim ve lojistik destek daha iyi kamufle ediliyor. ÖSO bu çevrelere verilen desteğe aracı olan ve emperyalizmin elini temiz gösteren bir perde olarak kullanılıyor. Eğit-donat’ın bir fiyasko olarak sunulması ise bu perdenin en süslü tarafı. Son beş yıldır cihadçıları getiren, eğiten, donatan ve savaşa yollayan kimdi?

Dahası IŞİD özelinde ortaya çıktığı gibi kundakçının itfaiyeci rolüne büründüğünü görüyoruz. ABD liderliğindeki koalisyon IŞİD’i sadece Ortadoğu’yu yıkmak için değil, aynı zamanda yıkım sonrasındaki müdahalede de bir bahane olarak kullanıyor. İkna olanların çokluğuna bakarsak ne kadar inandırıcı olabildiklerini görebiliriz.

Kısacası karşımızda bir soykırım, katliam ve sürgün aracı olarak cihadçı çeteler var.

Bu çalışmada daha çok Ortadoğu’da yaşanan örnekler ele alınacak. Ancak Ukrayna da konumuz dahilinde. Orada cihadçı çetelerin rolü çok tali. Kafkas kökenli vahhabi-selefi gruplar Kiev’le birlikte hareket ediyor.[9] Orada halkı tehdit eden asıl güç ise paralı asker ordusu Blackwater elemanları.[10] Blackwater’ı Ebu Gureyb hapishanesi ve Irak’ın farklı yerlerindeki katliam ve işkencelerinden hatırlayabiliriz. O tarihlerde Irak’ta cihatçı çeteler hem çok cılızdı, hem de iki grup da parayla kullanıldıkları için birlikte ele almamızda bir sorun yok.

Katillere karşı öz savunma

Öz savunma soykırım, katliam ve sürgünleri engelleyebilir.

Sebebi basit, bir katil sürüsü sizi muhalifliğinizden, kökeninizden, inancınızdan ötürü, sahip olduğunuz şeyleri elinizden almak, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmek için üzerinize geldiğinde sizi sizden başka kim koruyabilir ki? Diğer yandan öz savunma bu suçların bir aracına da dönüşebilir, halklar din, mezhep ve milliyet temelinde birbirine düşebilir. Gelin biz önce güncel ve başarılı örneklere bakalım.

  • Suriye’nin hemen tüm bölgelerinde NDF,
  • Suriye Kürdistanı-Rojava’da YPG ve YPJ,
  • Irak’ta Haşd El Şabi,
  • Yemen’de Halk Komiteleri,
  • Doğu Ukrayna’da Halk Milisleri ilk akla gelenler.

Aralarındaki siyasi farklılıklar da önemli ancak baktığımızda benzerlikleri çok fazla. Nedir bu benzerlikler? Birincisi geçmişlerinde sosyal ve siyasal çalışma geleneği var, yumurta kapıya dayandığında gelip de haydi silahlanalım demiyorlar. Öncesinde bölgedeki halkla her düzeyde ilişkileri var. İkincisi halkın eline silah vermede tereddüt etmiyorlar.

Klasik savaşlarda tümüyle yenilmek veya kazanmak dışında alternatif genelde olmazken, yeni çağın savaşlarında savaş daha uzun vadeli kısmen yenilgi, kısmen zaferlerle dolu bir süreç halinde gelişiyor

Suriye’de NDF yaklaşık 100 bin kişiyi kapsıyor.[11] Ordu dışında ancak orduya bağlılar. Kuruluş tarihi 2012. İçlerinde kadınlar da var. Köylerin, mahallelerin savunulmasında önemli rol üstleniyorlar. Çünkü Suriye ordusu klasik bir ordu olarak cihadçıların açtığı savaşa ilk başta iyi cevap veremedi. Sonradan savaşa uyum sağladı ve bunun bir biçimi olarak da bu savunma komitelerini geliştirdi, halka silah dağıttı, onlara eğitim verdi. Cihadçıların askeri üstünlüğüne karşı birkaç hafif silah ne işe yarayabilir ki derseniz internetten İştebrak katliamına dair videoları izleyebilirsiniz. Bazen küçük bir karşı koyuş bile daha fazla insanın tahliyesi veya takviyenin gelmesi için yeterli zamanı yaratabiliyor. Suriye üç tarafından sınırları açık olmasına ve düşman komşularına rağmen halen ayaktaysa silahlı halk sayesindedir. Suriye ordusu ve NDF muhaliflere göre 400 yerde aktif biçimde savaşıyor[12] (SOHR).

YPG/YPJ örgütlenmesinin geçmişi PKK’nin ve Öcalan’ın Suriye’de kurumlaştığı 19 yıllık himaye döneminde yaptığı siyasi ve sosyal çalışmaya dayanıyor. Sonrasında Suriye’nin Batı’ya ve Türkiye’ye yaklaştığı dönem (ki bugün Suriye bunun olumsuz farklı sonuçlarını da yaşıyor) bu ilişkiler kısmen bozulsa da Suriye, savaşın ve işgalin başladığı dönemden Kobane’de ABD desteği geldiği döneme kadar, YPG’ye ağır ve hafif silah desteğinde bulundu.[13]

Burada konumuz açısından asıl önemli olan için halk içinde belli bir ilişki zemininin şart olması. Doğrudan siyasi çalışmayı içermeyen, sosyal çalışma diyebileceğimiz her türden örgütlenme çalışması bu tür kriz dönemlerinde üzerinde durulabilecek bir zemin sunuyor.

Türkiye devrimci, muhalif geleneğinde bu tarz bir çalışma geleneği zayıf, örgütlenme deyince sadece siyasi örgütlenme anlaşılıyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse sosyal çalışma bir toprağı sürmek gibi, sürülmemiş bir toprağa hiçbir şey ekemezsiniz.

Irak’taki Haşd el Şabi örgütlenmesi de bu gerçeği doğruluyor.[14] Geçmişteki sosyal yardım ağları üzerinden örgütlenen Şii ağırlıklı bu güç Irak’ta IŞİD’in pek çok yeri almasını engellediği gibi IŞİD’e karşı da büyük başarılara imza attı.

Yemen’deki Halk Komiteleri Ensarullah hareketi ve ordu ile birlikte Yemen halkını Suudi Arabistan ve diğer saldırganlara karşı koruyan önemli bir güç.

Donetsk’te ise halk milislerinin geçmişinde gelişmiş bir sanayi havzası olan bölgenin güçlü işçi sınıfını ve onun geleneklerini görüyoruz. Kiev’de faşist bir yönetimin kurulması, bu kesimi Sovyet dönemine sahip çıkmaya yöneltmekle kalmadı 2. Paylaşım Savaşı’nın tecrübelerini yeniden yorumlayan güçlü anti-faşist bir mücadele çıkarttı. Bu halk milislerinin sayısı kesin verilmemekle beraber on binlerden bahsediliyor.[15]

Tüm bu güçler örgütlü oldukları yerlerde halkları korudular ve ayakta kalmayı sağlayabildiler. Bugün savaşlar nizami yaşanmıyor, iki ordunun karşılıklı savaşması şeklinde cereyan etmiyor.[16] Klasik savaşlarda tümüyle yenilmek veya kazanmak dışında alternatif genelde olmazken, yeni çağın savaşlarında savaş daha uzun vadeli kısmen yenilgi, kısmen zaferlerle dolu bir süreç halinde gelişiyor.[17]

Geçmişte Kuzey İrlanda, Filistin ve Latin Amerika’daki yoksul mahallelerde ve Irak Savaşı’nda şehir savaşları ve ayaklanmalar üzerine önemli bir tecrübe biriktiren emperyalistler bugün bunu Suriye, Ukrayna’da daha geliştiriyor. Gezi’deki palalılar, Berkin’in cenazesinden sonra mahalleyi basmaya gelen Burakcan’lar, 6-8 Ekim Kobanê ayaklanmasındaki Hüda-Par’cılar gidişatı haber veriyor.

Bu savaşta önemli rol oynayan ve sahiplerinin elinin temiz kalmasını sağlayan paralı asker çeteleri, taktiklerini insansızlaştırma, enerji kaynaklarını tutma (IŞİD Suriye ve Irak’ta önemli gaz, petrol ve su kaynaklarını elinde tutuyor), mülkiyetin topluca el değiştirmesini sağlamak (mesela Okmeydanı kentsel dönüşümü) ve psikolojik savaş üzerine geliştiriyorlar.

Hedef aldıkları bölgede gizli bir şekilde örgütleniyorlar, biz sol kesim gibi öyle basın açıklaması, stand açma, miting vb. ile ilgilenmiyorlar. Kişiden kişiye ilişkiler üzerine gidiyorlar. Sarsıcı eylemleri yine medyayı etkili bir şekilde kullanarak geniş kitlelere ulaştırıyorlar. Devamında insansızlaştırma ve boyun eğdirme geliyor. Enerji kaynaklarına ulaştıklarında kendilerine ait bir ekonomiye ve militanlarına düzenli maaş ödeme gücüne ulaşıyorlar.

Doğrudan ve tümden hedef aldıkları kesim Aleviler ve azınlıklar, ancak duruma göre herkesi düşman ilan edebilecek bir zihniyete sahipler.

İçlerinde önemli ve eşit sayıda Türk ve Kürt var. Onları belli bir milliyete özel olarak yakın ya da düşman olarak düşünmek yanlış olur.

Kobanê’de 25 Haziran 2015’te 200’e yakın insanı, milisi ve gerillayı öldürdükleri katliamda YPG’nin müttefiki Burkan el Fırat içindeki ilişkilerini kullanarak şehre sızmışlardı.

İnsan ne zaman eline silah alır?

Öz savunma sonuçta silahla olabilecek bir şey ve hiç kimse durup dururken eline silah almaz. Yaşar Kemal, ünlü kahramanı İnce Memed’i “mecbur insan” olarak tanımlardı. İnce Memed’in sevdiği ile bir yuva kurmaktan başka bir hayali yokken, koşullar onu her seferinde dağa çıkmaya zorlar.

Peki sıradan hayatlar yaşayan insanlar, kriz koşullarında birer savaşçıya dönüşebilir mi? Ya da ne kadarı dönüşür? Tek başlarına halkı nereye kadar koruyabilirler?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar önemli.

Tarihin destanlaşmış anlatılarına baktığımızda iki cevap görebiliriz. Asker milletler/savaşçı halklar ve “düşman tarlanın sınırına gelince bakarız” diyenler.

İskoçların milli kahramanı Willliam Wallace Cesur Yürek’, Londra’ya karşı savaşmak istediğinde yanında tecrübesiz İskoç köylülerinden başka kimseyi bulamamış ve yenilmişti.[18]

Spartalıları, 300’leri duymuşsunuzdur.[19] Herodot’un aktardığı, tarihin gördüğü en savaşçı halk. Erkekleri ve kadınlarıyla küçük yaştan askerlik üzerine şekillenen bir hayatları olmuş. Pers/İran imparatorluğu antik çağda Yunan şehirlerini birer birer düşürdüğünde, 300 kişiyle İmparatorun devasa ordusunun karşısına çıkan Spartalılar’dan başkası olmamış. Diğer şehir devletlerinden desteğe gelen savaşçılar birkaç gün sonra onları yalnız bırakır. Sparta Kralı Leonidas onları kınar, hiçbiri profesyonel asker değildir.

300’ler de yenilir. Biri hariç hepsi ölür.

İki örnek de gösteriyor ki tek başına kahramanlar-ordular, ya da tek başına halk bir yere varamıyor. Nitekim sonrasında iki yerde de eksik olan tamamlanmış ve savaş kazanılmıştır.

Bu tabi çatışmanın doğası üzerine teknik bir yorum.

Öz savunma halkların aleyhine nasıl döner?

Öz savunma belli bir mezhep, din ya da milliyet odak alarak yapılırsa pekâlâ mezhep çatışmasının ya milliyetçi gerilimlerin bir aracı da olabilir.

Haseke’de, 22 Nisan 2015 akşamı, bir grup YPG’li, YPG’nin müttefiki Süryani milislerinin iki ileri gelenini evlerinden alır, yolda gözlerini bağlar ve saldırır, üzerlerindeki silah ve paralara el koyar. İki kişiden David Jendo olay yerinde ölür, diğeri ise ağır yaralı halde kurtulur. Elyas Nasser olayı kamuoyuna duyurur,[20] bir hafta sonra YPG bir açıklama[21] yaparak “Süryani soykırımının yıldönümünde böyle bir olayın yaşanmış olmasına tepkisini” belirtir, “bunun bölgedeki bütün dini ve etnik grupları hedef alan bir suç olduğunu ilan eder ve adalet sözü” verir. Devamında yapılan mahkemede iki sanık için 20’şer yıl, ikisine ise 3-4 yıl ceza istenir. Ancak mahkeme iki sanığa 2’şer yıl ceza verir, diğer iki sanık ise beraat eder.

Süryani Askeri Konseyi’nin tepkisi üzerine dava yeniden görülür ve ilk istenen cezalar verilir[22]. Cinayetin emrini kimlerin verdiğine dair ise mahkeme bir açıklamada bulunmaz.

Süryani Askeri Konseyi, YPG ile ilişkisini sürdürse de bu olay ciddi bir güvensizlik kaynağı olmuş durumda.

Şu anda Süryanilerin ilişkileri Suriye Arap Ordusu ve NDF ile daha iyi durumda.

2015’in ilk aylarında Haseke’de NDF ile YPG arasında lokal çatışmalar yaşandı sonrasında Suriye Ulusal Güvenlik Başkanı Ali Memluk Haseke’ye gelerek YPG ile görüştü, görüşme sonrasında Haseke NDF komutanı ve askeri genel komutanı görevden alındı.[23]

Emperyalist ülkelerin, bölgedeki devletlerin ve ulusal özlemlerin beraber ve ayrı ayrı oynadıkları roller düşünüldüğünde mezhep, millet temelindeki öz savunma güce ulaşıldığında kolaylıkla bir zaafa dönüşebilir.

Öz savunma pekâlâ mezhep çatışmasının ya milliyetçi gerilimlerin bir aracı da olabilir

Bu konuda en çarpıcı örnek kuşkusuz Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesindeki milisler. Faşizme karşı ve ekonomik haklar için verilen mücadele, bölgenin güçlü işçi sınıfı geleneklerinin de yardımıyla sosyalist bir hatta doğru evrilmeye başlamıştı. Ukrayna’nın geriletilmesi Rusya’yı rahatlatıyordu, halkın sosyalizme özleminden kaynaklı Sovyet dönemi sembolleri daha yoğun öne çıkıyordu, Moskova bir yere kadar buna da katlanabilirdi ancak sosyalist bir programa yeniden dönülmesini iki emperyalist kutup da kabul etmezdi.

Sosyalist halk milislerinin komutanı, şehir savaşında yeni bir çağı haber veren Aleksey Mozgovoy[24] oldukça profesyonel bir şekilde katledildi. Sosyalist bir programı henüz yeni ilan etmişti.[25]

Peşinden Temmuz ayında Rusya’nın Donetsk Halk Cumhuriyeti’ne müdahalesi geldi, pek çok isim ya görevden alındı, ya suikasta uğradı, ya da etkisizleştirildi. Peşinden Ukrayna ordusundan generallerin transfer haberleri gelmeye başladı.

İki emperyalist kamp doğrudan ya da dolaylı savaşırken bir tarafa yaslanarak, bir yere kadar yol almak mümkün, ancak bağımsız bir iradenin oluştuğu noktada iki tarafın da şimşeklerini üzerine çekmek kaçınılmaz.

O halde bu koşullarda öz savunma sadece sosyalist olmakla kalmamalı aynı zamanda da güçlü bir anti-emperyalizm içermelidir.

Gelin bu sonuçlar ışığında kendi geçmişimize bakalım:

Malatya’dan, Çorum’a Gazi’ye halk kendini nasıl savundu?

Sivas, Çorum, Maraş ve Malatya.

Nedense hep amacına ulaşmış katliamları hatırlıyoruz ve onları da sadece trajedi boyutuyla anıyoruz. Oysa her biri çok farklı bilgiler veriyor bize.

Nisan 1978’de Malatya’nın Adalet Partili belediye başkanı Hamit Fendoğlu’na bombalı bir paket yollanır, sonrasında Aleviler ve solcular hedef gösterilir ve Fendoğlu’nun aşiretinin de katılımıyla on binlerce insan, sol-Alevi mahalle Paşaköşkü‘nün girişine dayanır.

Dönemin tüm devrimci grupları bir araya gelerek ortak bir savunma kurarlar, barikatlar kurulur, mahallenin girişinde makineliler hilal biçiminde, görünecek bir şekilde dizilir, gelenlerden birkaçının ayağına ve havaya açılan birkaç el ateşten sonra, kitleyi hem sakin olmaya davet eden, hem de aba altından sopa gösteren etkili bir konuşma yapılır.[26]

Provokasyon boşa çıkar, kışkırtılmış halk dağılır. Bunun üzerine asker gelir, başlarındaki komutan o dönem yüzbaşı rütbesinde olan sonrasında JİTEM kurucusu olarak tanıdığımız Arif Doğan’dır.[27]

Faşistler hınçlarını şehirdeki dükkanlardan çıkarır. Birkaç öğrenci öldürülür.[28]

Büyük bir kitle katliamı hedeflenirken plan boşa çıkar.

Birkaç ay sonra Maraş’ta benzer bir katliam girişimi yaşandığında oradaki devrimciler bu basireti gösteremez, katliamı öngöremez, hazırlık yapmaz ve sonuç ağır olur. Maraş’ta güçlü bir sol varken, bunun önemli bir kısmı Türk Sünni kesimden iken tablo tersine döner, şehir Alevilerden, Kürtlerden ve soldan büyük oranda arındırılır.[29]

Bu kitle katliamlarının hedefi solu daraltmaktı, kitle bağlarını kesmekti ve bunda da bir ölçüde başarılı oldu. Başarının büyüklüğü devrimcilerin önderliğinde verilen savunmayla ters orantılıydı.

Çorum katliamı yine benzer bir şekilde başladığında devrimciler halkla birlikte mahallelerin girişine Malatya’daki gibi barikatları kurarlar ve makinelileri koyarlar, bugün Çorum’da bir Alevi varlığından bahsediliyorsa bunu o savunmaya borçlular.[30]

Kuşkusuz Çorum’da da pek çok insan öldürüldü ama bu Maraş’ta olduğu kadar olmadığı gibi aynı oranda bir göçe, bozguna da sebep olmadı. Öldürülenlerin çoğu güvenli mahalleler dışında tek başına faşistlerce yakalanan korunmasız insanlardı.

Sivas katliamı günler öncesinden yapılan hazırlıklarla başladı, şehre Hicret koşusu adı altında pek çok İslamcı militan getirildi. Yine de 2 Temmuz günü öğlen saatlerinde kitap stantlarının olduğu tarihi medrese içindeki arkadaşlarımıza saldırdıklarında sayıları birkaç yüz bile değildi.

Barikat kuruldu, çatışma çıktı ve püskürtüldüler. Sonrasında devrimciler, kitleye Sivas’ın demokrat-Alevi mahalleleri olan Kolej ve Alibaba’ya gidilmesi önerisinde bulundu. Bu öneriye katılanların bugün hepsi sağ.[31]

Erdal İnönü’nün vaatlerine inanıp otele gidenleri ise her sene anıyoruz. Medrese saldırısı öğlen yaşandı, otelin yakılması ise sekiz saat sonra. O saate kadar o güruh şehirde tur atıp sayısını artırdı.

Günler süren hazırlık, devletin göz yumduğunun her aşamada ve her düzeyde gerici-faşistlere hissettirilmesi ve yine de geçen kocaman sekiz saat.

Geçtiğimiz 22 senenin ve beş yıllık Suriye savaşının ardından benzer bir durumda yeterli sayıya ulaşmak için katillere kaç saat gerekeceğini her birimiz kendimize soralım.

Gazi Mahallesi’nde 1995 12 Mart’ında kahveler tarandı, bu defa bir galeyan tiyatrosu oynanmadı. Failler görünürde meçhuldü. O gece halk bir protesto yapıp evine dönseydi onlar için her şey farklı olurdu, dönmediler, failin peşine düştüler “hedef karakol” diyenlerle birlikte yürüdüler.[32] Günlerce barikatların ardında direndiler.

Gazi, bugün de “Bir mahalle nasıl korunur?” bunun örneklerini yaratmayı sürdürüyor.

Diğer yandan her yer, artık adlarını ezbere bildiğimiz o birkaç mahalle gibi değil, bir eylemden dönerken girdiğimiz ilk sokakta başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Ali İsmail’e en çok bu yüzden yandık.

Kitleler mecbur kalmadıkça eline silah almaz, bir tehdit hissetmeli ve o tehdide karşı kendini korumasız hissetmeli. Öyle ki hissettiği tehdit, eline silahı alınca alacağı riskten, ceza almaktan, hedef olmaktan daha büyük olmalı.

Norveç’te 2011 Temmuz’unda bir ırkçı faşist Sosyal Demokrat Parti yaz kampına saldırdı ve 77 kişiyi öldürdü.

Sosyal demokrat bir Norveçli, Norveç hükümetinin ırkçılara karşı tavrını göstermelik bulabilir[33], nitekim katliamdan kurtulan biri böyle düşünüyor ancak yine de Norveçli ortalama bir sosyal demokratın kendisini savunmak için silaha sarılmayı düşünmesi için çokça saldırı yaşaması lazım. Norveç yasalarının ve hükümetinin kendisini değil de saldırganları koruduğunu tekrar tekrar tecrübe etmesi lazım.

Son sözü Lenin’e bırakalım “Silah kullanmasını öğrenmeyen, silah sahibi olmaya çalışmayan ezilen bir sınıf, köle muamelesi görmeye layıktır”

@s_altunoglu

Partizan

[1] http://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10007043, erişim tarihi 15.08.2015

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Babi_Yar, erişim tarihi 15.08.2015

[3] http://russiapedia.rt.com/prominent-russians/history-and-mythology/zoya-kosmodemyanskaya/, erişim tarihi 15.08.2015

[4] http://www.gazetecileronline.com/newsdetails/14574-/GazetecilerOnline/sincari-iside-teslim-etti-barzani-ezidileri-satti, erişim tarihi 15.08.2015

[5] https://en.wikipedia.org/wiki/Indonesian_killings_of_1965%E2%80%9366, erişim tarihi 15.08.2015

[6] http://www.vananalizhaber.com/endonezyada-nu-ve-muhammediyye-cemaatlerinin-kongrelerinden-izlenimler/, erişim tarihi 16.08.2015

[7] https://www.greenleft.org.au/node/56590, erişim tarihi 15.08.2015

[8] http://www.dunyabulteni.net/haber/286223/sabra-ve-satilla-katliami-nasil-gerceklesti, erişim tarihi 15.08.2015

[9] http://www.ozguruniversite.org/index.php/guencel-yazlar/1512-cia-nazileri-ve-cihatclar-koordine-ediyor, erişim tarihi 15.08.2015

[10] http://actualidad.rt.com/actualidad/view/121889-video-mercenarios-blackwater-ucrania, erişim tarihi 15.08.2015

[11] http://gezite.org/ndfli-kadin-savascilar/, erişim tarihi 15.08.2015

[12] https://twitter.com/hasansvri/status/616711298806460417, erişim tarihi 15.08.2015

[13] http://haber.sol.org.tr/dunya/esad-erdogan-musluman-kardeslerdir-kobaniden-sonra-ypg-ile-iliskiler-degisti-109467, erişim tarihi 15.08.2015

[14] http://siyasol.org/ortadogu-islamcilik-ve-demokrasi/, erişim tarihi 15.08.2015

[15] http://www.evrensel.net/haber/255226/donbassta-yasananlarin-sinifsal-karakteri-2, erişim tarihi 16.08.2015

[16] http://siyasol.org/abd-ve-israile-karsi-silahlanmis-halkin-cagi/, erişim tarihi 16.08.2015

[17] http://gezite.org/yeni-cagin-savaslari/, erişim tarihi 16.08.2015

[18] http://www.bbc.co.uk/history/historic_figures/wallace_william.shtml, erişim tarihi 16.08.2015

[19] https://www.awesomestories.com/asset/view/300-Thermopylae-and-Rise-of-an-Empire, erişim tarihi 16.08.2015

[20] http://auginhaninke.blogg.se/2015/may/kurdish-betrayal-of-assyrians-continues.html, erişim tarihi 16.08.2015

[21] http://www.aina.org/news/20150429204716.htm, erişim tarihi 16.08.2015

[22] https://twitter.com/SyriacMFS/status/624928282304229376, erişim tarihi 16.08.2015

[23] https://twitter.com/hasansvri/status/591942956053041152, erişim tarihi 16.08.2015

[24] http://www.liveleak.com/view?i=424_1432729907, erişim tarihi 16.08.2015

[25] http://haber.sol.org.tr/video/prizrak-hayalet-tugayi-komutani-aleksey-mozgovoyun-manifestosu-109291, erişim tarihi 16.08.2015

[26] Kişisel görüşme

[27] https://tr.wikipedia.org/wiki/Hamit_Fendo%C4%9Flu, erişim tarihi 16.08.2015

[28] Kaynaklarda sayı 3 ila 8 arasında değişiyor.

[29] http://siyasol.org/maras-katliami-ve-iki-alinin-bize-biraktigi/, erişim tarihi 16.08.2015

[30] Yaz Mevsiminde Katliam ve Direniş/1980 Çorum/Gazi Eke, s. 137.

[31] http://peoplesfront.info/index.php/oezguen-yazlar/tuerkce/53-2-temmuz-1993-sivas-katliam-ve-tuerkiye.html, erişim tarihi 16.08.2015

[32] http://www.ozgurluk.info/sehitlerimiz/sehitler-html/Ali%20Haydar%20Cakmak-anlatim.htm, erişim tarihi 16.08.2015

[33] http://www.dw.com/tr/norve%C3%A7-katliam%C4%B1n%C4%B1n-ard%C4%B1ndan/a-17800177, erişim tarihi 16.08.2015

  1. 10 yıldır Karaburun’da yapılan kongre bu sene ele aldığı soykırım, katliam ve savaşlar konusundan dolayı Karaburun’da yapılamadı. İlçe belediye yönetimi gelenekselleşen desteğini çekti ve hasmane bir tutum takındı.
  2. Yazı bildiri sunma kurallarına olarak hazırlandığı için yapılan atıflar altta dipnot olarak listelenmiştir.
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica