Anti-emperyalizmBiyografi

ABD’nin Türkiyeli devrimcilerle ilk karşılaşması

1968’de CIA Türkiye İstasyon Şefliğine atanan Duane Clarridge’in Dolmabahçe’de devrimcilerle ilk yüzleşmesi.
ABD askerlerinin ziyaretlerinde yaşananlar bugün de siyasi hayata yön veriyor.


Her devrin casusu

Clarridge’in kendi kaleminden anıları

Size çok metinli bir yazı sunuyoruz. Konumuz kıdemli bir CIA ajanı olan, Türkiye’de de görev yapmış olan Duane Clarridge. Komplolar ve kışkırtmalar, karşı istihbarat faaliyetleri toplumsal siyasi mücadelede kuşkusuz herşey değildir ancak onlara gereğinden az bir önem atfetmek de sakat bir tutum olur.

Kitapçıların ve kitap satış sitelerinin en gözde raflarının üst akıl, şifre, oyun, kripto vb kelimelerle yazılmış kitaplarca doldurduğu ülkemizde nedense hâlâ çevrilmemiş bir kitabın bir kısmını sizler için çevirdik.

1968’de CIA Türkiye İstasyon Şefliğine atanan Duane Clarridge‘in Dolmabahçe’de devrimcilerle ilk yüzleşmesi. ABD askerlerinin ziyaretlerinde yaşananlar bugün de siyasi hayatımıza yön veriyor.

Yaklaşık yarım yüzyıl sonra silahlı siyasi muhalefetin ve genel olarak toplumsal muhalefetin anti-emperyalist düzeyinin ne durumda olduğu, siyasi fraksiyonlar arasındaki çelişkilerin geçmişte günümüze nasıl bir seyir izlediği oldukça tartışmalı. O dönemki sosyalist liderler ülkede kalmayı tercih ederken, sonradan emperyalist ülkeler bir sürgün ve barınma yeri oldu. Emperyalizmle ilişki kurma, desteğini alma ya da en hafifinden emperyalizmin müdahalelerinden beklentiye girme bir eğilim olarak güçlendi. Duane Clarridge’in altını çizdiği gibi emperyalizm 1970’lerde Türkiye’deki politik muhaliflere dair bir veri tabanına sahip değilken, kimin kim olduğunu bilemezken, bugün örgütlü muhalefet neredeyse hiç sürprize yer vermeyecek kadar açıkta. Beklenmedik gelişmeler ise örgütsüz potansiyelden çıkıyor.

Aydınlanma

Morgan Freely‘nin Aydınlanma romanı Duane Clarridge, Robert Koleji, ağırlıkla bu kolej içinde örgütlü PDA çevresini ve Sandık cinayetini anlatır.

CIA ve yerli ortakları sadece Kanlı Pazar’ları, Kızıldere‘leri yaratmadılar, devrimcilere duyulan sempatiyi engellemek için devrimcileri öldürüp örgüt içi infaz süsü verdiler. Kızıldere ve Denizler’in idamından hemen sonra tam da iktidara duyulan nefret, devrimcilere duyulan saygı ve sempati canlıyken, Adil Ovalıoğlu Proleter Devrimci Aydınlık çevresi içinde öldürüldü.

Adil Ovalıoğlu’nun kardeşi Muhittin Ovalıoğlu yıllar sonra gazetelere konuşma fırsatı bulduğunda “Adil’in öldürülmesi, sol içi bir infaz değildir, bir MİT operasyonudur. Kendileri itiraf ettiler. Hürriyet gazetesinde yayımlandı yıllar önce” diyecekti.

Sandık cinayeti olarak da bilinen bu cinayet aynı zamanda dönemin keskin devrimci pozundaki Proleter Devrimci Aydınlık (TİİKP-TİKP-SP-İP-VP olarak devam eden Perinçek grubu) çevresinin ilişkilerini de gözler önüne serdi.

İbrahim Kaypakkaya‘nın PDA çevresi içinde öldürülmesi girişimi de bunun bir parçasıdır.

İlk metin Duane Clarridge‘in kendi anılarının Türkiye bölümünden, İstanbul 1968-71 başlığını taşıyor.

“Maggie, Cassi, Ian ve ben o olaylı yılın ortasında, 1968 Haziran’ında, İstanbul’a vardık. Vietnam’la alakalı savaş karşıtı fikirler revaçtaydı. ABD bu savaşı kaybetmiyordu ama kazanmamayı seçiyordu. Geçmişte takılı kalmış ağır aksak yürüyen değil de hayalgücü sahibi, yeniliğe açık, tecrübeli bir askeri ve politik liderimiz olsa Vietnam az bir zaiyatla bir zafer olabilirdi. Vietnam hayatımın tam anlamıyla hayal kırıklığıydı.

1968’in başlarında İstanbul ve Ankara’da, özellikle üniversitelerde, Türk hükümetine karşı gösteriler düzenlenmişti. O sırada bu gösteriler Amerikan karşıtı olmaktan büyük ölçüde uzaktı ama bu sadece bir zaman meselesiydi. Türkiye’nin NATO’ya girmesine bağlı olarak ABD’nin ülkede oldukça büyük (ve belli bölgelerde görünür) bir askeri varlığı vardı. Amerika’nın dünya sahnesinde bir düzen gücü olarak rolünün yanında, Türkiye’de ABD’nin ve hatta NATO’nun Türk hükümetinin uğursuz payandaları olduğu ve çekilmelerinin hükümetin çöküşüne yol açacağı manzarasını çizmek ajitatörler için kolaydı. Bu görüş, iktidarda olmayan Türk sol politikacılar tarafından destekleniyordu.

ABD’yi Türkiye’yi sömürmekle suçluyorlardı – nasıl olduğu ise hiçbir zaman tam olarak tarif edilmiyordu. (Bu iddia, ödedikleri vergiler Türk ekonomisine o veya bu şekilde akan ve Türkiye’yi olası bir Komünist Blok saldırısına karşı savunmaya hazır Amerikalı vergi mükelleflerini şaşırtmış olmalıydı.) Elbette ABD, Türk hükümetini, daha önce daha az mutabık olduğu hükümetleri desteklediği gibi, destekliyordu ve bu yöndeki asılsız iddialara rağmen Türkiye’deki siyasi sürece karışmamıştı.

Varışımızdan kısa bir süre sonra Maggie ve ben, Betty Carp’ın Dolmabahçe Sarayı’na bakan apartman dairesinde öğle yemeğine davet edildik. Betty Türkiye’de doğmuştu, artık bir Amerikan vatandaşıydı ve on yıllar boyunca Amerikan konsolosluğunda çalışmıştı. Bu harikulade ve zeki kadının, o zamanlar Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’daki ABD temsilciliğinde genç bir konsolosluk görevlisi olan Allen Dulles’ın sevgilisi olduğu rivayet edilirdi. İyi arkadaş oldukları kesindi; oturma odasındaki fotoğraflar bunu kanıtlıyordu. Bir kısmımız manzaranın tadını çıkarıyor ve Dolmabahçe Sarayı’nın karşısına demirlemiş Amerikan Altıncı Filosunun lojistik biriminde çalışan denizcilerin karaya çıkışını izliyorduk. Denizciler rıhtımda dolanıyor ve kendilerini İstanbul’da gezdirecek otobüsleri bekliyorlardı. Aniden bir grup üniversite öğrencisi (ve şüphe yok ki o şekilde giyinip gelen başkaları) stadyumun yanından inen tepeden aşağı doğru akın ettiler. Amerikan karşıtı sloganlar atarak denizcilere saldırdılar. Betty’nin evinden çaresizce öfkeli kalabalığın iskeleye doğru atılışını ve denizcileri Boğaz’ın gri sularına itişini izledik. Nihayetinde polis gelip isyancıları dağıttı. Birkaç denizci yaralanmıştı ve olay aslında çok daha fazla zaiyata yol açabilirdi. Bu, CIA kariyerim boyunca devam edecek terörle münasebetimin de başlangıcıydı.

Dolmabahçe

Polis Dolmabahçe’de ABD askerlerini denizden çıkarırken

Bu hadise Türkiye’deki ciddi değişimlerin de başlangıcıydı. Sıkıntılı bir dönemin başlangıcını işaret ediyordu; Türk ekonomisi durgunlaştı ve hükümet birçok ithalata yasak getirdi. Ortalama vatandaş kötümserleşmeye hatta her şeyi kadere bağlamaya başladı. Parklar çöp içinde yüzüyordu; insanlar evlerini boyamaz olmuştu. İstanbul hiç alışılmadık biçimde kasvetli bir yer olmuştu. Yabancılar için hayat, artan Batı karşıtı tutumlar sebebiyle kötüleşmişti. Öğrenci isyanları üniversiteleri çürütmüştü; sık sık gösteri ve protestolar oluyordu. Amerikalılar -sadece Amerikalı oldukları için- saldırı ve soyguna uğrar olmuştu.

Vietnam’a olan öfke bu Amerikan karşıtlığının görünen sebebiydi ancak kışkırtanların çoğu Vietnam’ı haritada bile bulamazdı. ABD’nin yıllar önce Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerden yana çabalarını desteklemeyişi de tuzu biberi olmustu. Yılın sonunda tahrikçiler terör eylemlerine başladı. Cinayetler işlenmeye başlandı; ölenlerin çoğu Türkler olmasına rağmen Batılılar ve diğerleri de hedef oluyordu. Örneğin Karadeniz’in uzak bir köşesinde bir dinleme üssünü işleten bir İngiliz grup kurşunlandı [Kızıldere]; İsrail’in İstanbul başkonsolosu öldürüldü; Amerikan elçisinin arabası Ankara’da bir üniversiteyi ziyareti sırasında devrilip yakıldı ama şans eseri elçi kaçtı.Yerel teröristlere karşı çalışmalar bilhassa Amerikalıları hedef aldıkları için görevlerimizden biriydi ancak bu ortamda pek bir şey başarmak mümkün değildi. Bizim Dev-Genç gibi bir Türk terörist grubun içine nüfuz etme ihtimalimiz de çok küçüktü, grubun açık bir kapısı bulunmuyordu. Hedefe ulaşmak için, en azından acilen ulaşmak için, gerekli altyapımız yoktu. Ayrıca bu terör hadiseleri bir gecede tüm olgunluğuyla patlak verdiği için bir veritabanımız yoktu – kimin kim olduğunu bilmiyorduk. Türk makamlarla yakın temas halindeydik ama bizim yardımımıza ihtiyaçları olmadığını net bir şekilde belirttiler. Terör eylemleri onların iç meselesi ve bir utanç vesilesiydi; ABD gibi yakın bir müttefikten dahi yardım istemek başarısızlığın ve yetersizliğin kabulü olacaktı.

Sokaklardaki, özellikle üniversitelerin çevresindeki, politik şiddet sıradanlaşmıştı. Bu yüzden yabancı topluluklardaki bizler çok daha dikkatli olmaya başlamıştık. Durumun gerektirdiğini düşündüğüm bazı zamanlarda sokakta kendime ait silahı taşır olmuştum. Çoğu resmi çevrede CIA’in İstanbul şefi olarak tanınıyordum ve teröristlere maruz kalmam hep bir ihtimaldi.

İkinci metin, geçmişte sol içinde yer almış, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nin yazarları arasında yer almış daha sonra burjuva basında köşebaşı yerlere gelmiş Murat Yetkin‘in Duane Clarridge’in ölümü üzerine kaleme aldığı yazıdan pasajlar.

“Her dönemin en karanlık ajanı

Size karanlıkların gerçek prensini anlatmaya nereden mi başlamalıyım? Tabii ki yıllarca Amerikan istihbaratı CIA’in istasyon şefliğini yaptığı İstanbul’dan… Nisanda hayatını kaybeden Duane R. Clarridge, aklınıza gelebilecek en ajan gibi ajandı. James Bond onun yanında yeniyetme kalırdı…

‘Karanlıklar Prensi’ denilince Türkiye’de akla gelen isim Amerikalı Richard Perle olur. Perle, evet istihbarat dünyasına da aşina, ama 1980’ler-90’lar boyunca kapalı kapılar ardında çok iş bitirmiş, Ortadoğu’daki her taşın altından çıkmış bir siyasi danışmandır.

Duane İran

‘Karanlıklar Prensi’ Duane Clarridge, İran skandalından sonra Kongre’ye ifade vermeye askeri kamuflajla gitmişti (üstte)

Ama Perle, Duane R. Clarridge’in yanında, ‘Küçük Prens’ gibi kalabilir.Size karanlıkların gerçek prensini anlatmaya nereden mi başlamalıyım?

Tabii ki yıllarca Amerikan istihbaratı CIA’in istasyon şefliğini yaptığı İstanbul’dan.

Ama müsaadenizle önce Clarridge’i İstanbul istasyon şefliğine taşıyan ilk büyük operasyonundan söz etmemiz lazım.

HİNDİSTAN MACERASI

1962 yazında Clarridge Hindistan’ın Madras şehrine istasyon şefi olarak atanır. Seçimler yaklaşmaktadır ve Komünist Parti’nin kazanacağı kesin gibidir. Bu, ABD’nin Sovyetler’e karşı Soğuk Savaş’ta Güney Asya’yı tamamen kaybetmesi demektir.

Ama bir yandan Moskova-Pekin arasında anlaşmazlık başgöstermiştir ve Amerikan istihbaratı Madras’taki Komünist Parti il örgütünün, Yeni Delhi merkeze tepki olarak Çin yanlısı, Maocu eğilimler taşıdığını saptamıştır.

Clarridge bir operasyon planı yapar. Çin Komünist Partisi’nden geliyormuş gibi mektuplar, makaleler göndermeye başlar Madras il örgütüne; “Başarılarınızı takdirle izliyoruz” tadında. Çin asıllı bir CIA ajanıyla Madras’lı komünist liderler, sanki Pekin’den gönderilmiş gibi gizli buluşmalara giderler. Lafı uzatmayalım, kısa süre içinde, Mao’nun haberi bile olmadan dünyanın ilk Maocu komünist partisi, yani Hindistan Komünist Partisi-Marksist Leninist (IKP-ML) tamamen CIA yönlendirmesiyle kurulur. Bölünen komünistlerin kaybettiği seçimi Kongre Partisi kazanır.

12 MART’I ÖNCEDEN BİLDİ

Clarridge ile 1999 yılında Ankara’da yaptığım bir görüşmede, kitabında ‘istihbarat başarısı’ olarak söz ettiği 12 Mart 1971 darbesine dair sorular sordum. Ayrıntıya girmeden, 12 Mart Muhtırası’nı iki gün önceden Washington’da ilettiğini kibirli bir gülümsemeyle söyledi ve sustu.

Clarridge CIA’in Ankara istasyonunda da çalışır 1973 yılına dek. O yıllarda Türkiye’de tanışıp evlendiği ikinci eşinden doğan oğluna, en yakın arkadaşlarından MİT İstanbul Bölge Başkanı Tarık Şahingiray’dan hareketle ‘Tarık’ adını koyar.

İRAN KONTRA SKANDALI‘Karanlıklar Prensi’nin asıl şöhreti 1981’de CIA Latin Amerika operasyonlarının başına getirilmesiyle başladı.

Bu üç yıl içinde neler mi yapmıştı? Mesela Grenada Adası’ndaki solcu hükümeti ABD askeri işgaliyle deviren darbe A’dan Z’ye onun planlaması.

Ama Grenada darbesi diğerinin yanında ayrıntı kalıyor.

Şu İran-Kontra skandalı vardır ya…

Hani Nikaragua’da solcu Sandinista hükümetini devirmek için parayla oluşturulan darbe gücü Kontra’ların finansmanı meselesi (Amerikan ambargosu altındaki İran’a gizli silah satışı olayı)…

İşte onun fikir babası Clarridge.

Yani hem o kontrgerilla gücünün oluşturulması hem de finansmanının yasadışı silah satışından sağlanması fikrinin…

Yargılanıp mahkûm olan Yarbay Oliver North da icra subaylarından birisi.

Orada da Türkiye’yle ilgili önemli bir ayrıntı var.

İsrail ve Güney Kıbrıs’tan kalkan nakliye uçaklarının bir kısmı Ankara Esenboğa Havaalanı’nı İran’dan önceki ikmal durağı olarak kullanmışlar, o kadarı ortaya çıktı zaten.

Ama Clarridge, bütün skandalın patlamasında bir Türk Dışişleri görevlisinin kargoyu sorgulamasının rol oynadığını da söylüyor.

Belgelerde ‘boru parçaları’ olarak görülen şey, İran’ın Irak’a karşı kullanmak istediği füzelerdir aslında.

Clarridge de Kontra skandalı nedeniyle sorgulanıp ‘Kongre’ye yalan ifade vermekten’ mahkûm olmuş, ama o sırada ABD Başkanı seçilmiş olan eski CIA Başkanı (baba) George Bush tarafından affedilmiş cezası.

Bir ayrıntı daha: Clarridge’in CIA İstanbul İstasyon Şefliği’ni devrettiği Alan Fiers da, İran-Kontra skandalında yargılanıp ceza alanlar arasında.

İstanbul’da görev yapan ajanlar hep öne çıkmış.

MİT’Çİ HİRAM ABAS’IN MEZARINI ZİYARET

Kontra skandalı nedeniyle fazla öne çıkan Clarridge’i CIA hangi görevde dinlendirmiş biliyor musunuz?

Avrupa Operasyonlar Şefi görevinde…

Avrupa’da daha çok Dax LeBaron takma ismiyle tanınmış.

Ama orada da Filistinli grupların terör eylemleriyle uğraşmış, bir yandan Sovyetler’e karşı Fransızlarla çalışırken..

Türk istihbaratçısı Enver Altaylı’ya göre, o dönem MİT, Ermeni örgütü ASALA’nın Türk diplomatları katletmesi ve diğer terör eylemlerine karşı Avrupa’da yaptığı bazı operasyonlarda Clarridge’den yardım görmüş.

Zaten Clarridge’in MİT ile dostluğu derin. 1990’da İstanbul’da bir suikast sonucu öldürülen MİT mensubu Hiram Abas ile dostlukları eskiymiş, öyle yazıyor. (Abas’ın 1972’de THKP/C’lilerin NATO üssündeki üç İngiliz teknisyeni kaçırıp Kızıldere’deki çatışmada öldürmesi olayında yer aldığı hep yazılmıştır. Bu günler, Clarridge’nin CIA Ankara istasyonunda çalıştığı döneme denk geliyor.)

Clarridge, 1988’de emekli edilmesinden sonra da Türkiye’ye ilgisini sürdürdü, her fırsatta da Abas’ın mezarını ziyaret etti.

Emekli olduktan sonra özel istihbarat grubu kurdu. Afganistan savaşına böylece dahil olmuş, hayatının iyice karanlık bu dönemine dair pek az şey biliniyor.

‘Karanlıklar Prensi’ bir ay kadar önce, 9 Nisan 2016’da yemek borusu kanseri tedavisindeyken öldü.”

Etiketler: , , , , , , , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica