Anti-emperyalizmDünya HaliEnternasyonalizmSiyasol

12. Uluslararası Tecrite Karşı Mücadele Sempozyumu

Tecride karşı mücadeleden anti-emperyalist birliğe doğru bir adım.
Sempozyum üzerine Okan Özer’le konuştuk: “Anti-emperyalistse, halk düşmanlığı yapmıyorsa ittifak kurulabilir. Yani burada bir çizgi belirlemek gerekiyorsa İkrime’de 45 çocuğu katleden, o zihniyeti meşrulaştıranın karşısında ama Siyonizm ve emperyalizmle savaşanın yanında olurum”


Sempozyum 2

12. Uluslararası Tecrite Karşı Mücadele Sempozyumu’ndan bir kare

 

26 Şubat-1 Mart 2015 tarihleri arasında Lübnan‘ın başkenti Beyrut‘ta önemli bir toplantı oldu. Uluslararası Tecrite Karşı Mücadele Platformu‘nun, KHİAM 1 İşkence Kurbanları için Rehabilitasyon Merkezi ile birlikte düzenlediği sempozyuma dünyanın pek çok ülkesinden temsilci katıldı.

Henüz sonuç bildirgesi yayınlanmadı ancak Sempozyum katılımcıları 11 Mart‘ta Berkin Elvan ve İç Güvenlik Paketi gündemi ile yapılacak olan boykota destek için bir bildiri yayınladılar.

Biz de Siyasol olarak önemli bir anti-emperyalist kavşak olabilecek sempozyuma Türkiye’den katılarak “ülkemizde gençliğin yaşadığı sorunları ve devrimci gençliğin durumu” hakkında bir sunum yapan Okan Özer‘le söyleşi yaptık. Kendisine teşekkür ederiz.

  • Sempozyum ve katılımcıları hakkında okurlarımıza bilgi verir misin?

Sempozyum, başlık olarak 12. Uluslararası Tecrite Karşı Mücadele Sempozyumu olarak duyuruldu alt başlığı ise “George İbrahim Abdallah’a Özgürlük” oldu. Haricinde ‘Anti-Emperyalist Cephe birliği vurgulandı ve bir nevi temellerinin atıldığı bir toplantı havasında geçti. Katılımcılar arasında büyükelçiler, milletvekilleri, resmi/gayriresmi devlet temsilcileri dünyanın farklı bölgelerinden Marksist-Leninist örgütler, İslamcı örgütler ve hatta ulusalcı örgütler de vardı fakat ortak payda anti-emperyalist birlik oldu. Söylem, “farklılıklarımız var ama düşmanımız ortak emperyalizm‘ yönündeydi. “Birlik olursak emperyalizmin bize olan saldırılarına karşı koyabiliriz” vurgusu vardı. Tabi bir de tecride karşı mücadele eden örgüt temsilcileri, eylemciler, televizyon dünyasından isimler, gazeteciler, avukatlar ve farklı meslek kollarından katılımcılar vardı.

Georges İbrahim Abdallah-Lübnanlı bir devrimci. ABD ve Siyonist İsrail temsilcilerine yönelik eylemlerden dolayı 1984'ten beri Fransa'da hapiste. 1999'da cezasının zorunlu kısmını tamamladı ancak Fransız mahkemeleri pişman olmadığı gerekçesiyle, Abdallah'ın şartlı tahliye hakkını dokuz defadır reddediyor.

Georges İbrahim Abdallah-Lübnanlı bir devrimci. ABD ve Siyonist İsrail temsilcilerine yönelik eylemlerden dolayı 1984’ten beri Fransa’da hapiste. 1999’da cezasının zorunlu kısmını tamamladı ancak Fransız mahkemeleri pişman olmadığı gerekçesiyle, Abdallah’ın şartlı tahliye hakkını dokuz defadır reddediyor.

  • Tecride Karşı Sempozyum’un geçmişi F tiplerinin ilk açıldığı döneme uzanıyor. Ancak bu sempozyum biraz farklı oldu. Bunu neye bağlıyorsun?

Evet, tecrit demişken ülkemizde Halk Cephesi‘nin kavram olarak beynimize kazıdığı hapishanelerdeki tecrit akla geliyor fakat burada tecrit çok daha geniş ele alındı. Örgütlere uygulanan tecrit, -ki sempozyum günlerinde Mısır, Hamas‘ı terör listesine aldı- Küba, Venezüela, İran, Kore D.H.C gibi ülkelere uygulanan tecrit de dahil edildi. Bence katılımcıların sorunlarının farklılığı bunun nedeniydi. Küba, Venezuela gibi ülkelerde devrimci tutsaklara bir tecrit işkencesi uygulanmıyor fakat ülke olarak bir tecrit halindeler, onların da dahil edilip sahiplenmesi için yapıldığı yönünde fikrim.

  • Küba büyükelçisi de sempozyuma katılmış. Küba, devrimcilerle kamuoyu önünde yan yana gelmekten genelde kaçınıyor. Kolombiya barış süreci ve Erdoğan ziyaretinin yarattığı tepki gündeme geldi mi? İzlenimlerini anlatır mısın?

Evet, sempozyumda en çok ilgi çeken de kendileri oldu. En çok soruyu onlar aldı. Dediğiniz gibi kaçınan bir tavırları vardı ve hatta sadece izleyici olarak katılacaklarını duymuştum. Büyükelçi son anda karar değiştirmiş olsa gerek. Küba Büyükelçisi bir nevi eleştirilere üzüldü ve uzun bir propagandaya başladı: “Bize güvenin, biz sizi asla yalnız bırakmayız” dediler sık sık. Akıllara “Sovyetler de bize güvenin diyordu ama bir sabah uyandık ve bir baktık gitmişler“i getirdi. Üst üste gelen sorular içerisinde R.T. Erdoğan da vardı, belki bilerek cevaplamadı, belki de gelen farklı dillerden cevapların toplu çevirisi ulaştığında cevaplarken soruyu unuttu. Ben şahsen iyimser düşünmek istiyorum, “unuttu” diyelim cevabı tarih verir zaten bize.

Küba’nın ABD ile buzları eritme politikası, Kolombiya barış süreci, Chavez ve Erdoğan üzerine:

Che kapatmış elleriyle yüzünü

  • Sempozyuma Latin Amerika’dan ABD’den, Avrupa’dan çokça katılım olmuş. Tabi bir de Ortadoğu’dan katılanlar var. Gelenleri olumlu olumsuz yanlarıyla kıyaslasan neler söylersin?

Herkesin kendi sorununu gündemleştirip, öne çıkarma çabası dışında bir olumsuzluk görmedim. Haricinde temsilci düzeyinde veya görevli olmayan Arap katılımcılar bence biraz saygısızdı, çünkü Arapça harici konuşmaları çok dinlemediler.

  • İslami hareketlerle devrimciler nasıl bir ilişki kurmalı sorusu sürekli gündemde. İran örneği hafızalarda, IŞİD ve diğerleri ise güncel örnek. Kimi sol çevreler anti-emperyalizm kıstasının iyi sonuç vermediğini, Lübnan Hizbullahı’nın da Rusya ve Çin’le dost olduğunu belirtiyor. Hatta Rojava’daki ittifaklara buradan gerekçe üretiliyor. İttifak konusundaki düşüncen nedir?

Bunun için çok uzağa da gitmeye gerek yok İBDA-C örneğine bakarsak cevabı almış oluruz. Hapishane direnişlerinde bazı devrimci örgütlerden daha ileri tavır sergilediler ama günümüzde savruldukları nokta ortada. Haricinde İslamcı örgütler her zaman düzene hizmet etmiştir ve pragmatistlerdir. Benim düşüncem bu yönde. Fakat her İslamcı örgütü de aynı kefeye koymak doğru olmaz diye düşünüyorum mesela İsrail’e karşı giriştiği savaşta Hamas’ı desteklerim.

Anti-emperyalistse, halk düşmanlığı yapmıyorsa ittifak kurulabilir. Yani burada bir çizgi belirlemek gerekiyorsa İkrime’de 45 çocuğu katleden, o zihniyeti meşrulaştıranın karşısında ama Siyonizm ve emperyalizmle savaşanın yanında olurum.

  • Rojava ve Suriye’de süren savaş sempozyumda kimler tarafından nasıl gündeme taşındı?

Rojava‘ya atıfta çok bulunmadılar. İtalyan ve İsviçreli katılımcılar PKK’yi emperyalizme karşı mücadele etmediği için eleştirdi. Fransız KP’si ise konuşmasının bir bölümünde Kobanê’yi selamladı diyebilirim. Haricinde gündem olmadı.

Twitter’daki @Okmeydaniii hesabı başarılı bir sosyal medya haberciliği yaparak sempozyum boyunca yaşanan gelişmeleri duyurdu.

  • Bugün Lübnan’da durum nasıl? Hizbullah’ın sempozyuma yaklaşımı, diğer sol hareketlerle ilişkisi nasıldı?

Açıkçası Beyrut’u çok gezme fırsatım olmadı sempozyum yoğunluğundan dolayı. Örgütlerin kendilerine ait bölgeleri var. Bir yerde Hizbullah güçlü, biraz gidiyorsunuz EMEL‘in sözü geçiyor, başka bir yere gidiyorsunuz Mukaveme Suriye‘nin denetiminde, ama hayat olağan akışında.

Sokaklarda M-16’lı askerler var, devletin askerleri tabi bunlar. Biz, Hizbullah’ın denetimindeki bölgede kaldık. Hayat çok pahalı, elektrik kesintileri sık yaşanıyor ve internet biraz sıkıntılı. Bana 10 yıl önceki İstanbul’u hatırlattı açıkçası.

Hizbullah’a gelecek olursak milletvekilleri katıldı sempozyuma gayet olumluydular, devrimcileri dostları olarak görüyorlar.

  • İran’ın AKP ile arası iyi, diğer yanda ise Suriye ve Lübnan’da çıkarları çatışıyor. Birden fazla İran mı var yoksa ikili mi oynuyorlar?

İran‘ı muhtemelen sempozyumun Amerikan ve İsrail karşıtı damarı cezbetmiş olsa gerek. Ulusal İlkeler Cemiyeti‘nden bir kadın temsilci katıldı, gayet ateşli bir konuşma yaparak sempati topladı diyebilirim. İslami yapılar önceki soruda da belirttiğim gibi bence pragmatisttir, çıkarları uyarsa Marksistlerle de işbirliği yaparlar, doğalarında var ikili oynamak.

  • Ülkemiz devrimcilerinin göbek bağı Ortadoğu’da kesilmiş. 1971’in önderlerinin, kadrolarının yolu Filistin kamplarından geçmiş, yine 1980 sonrası bu kamplar ikinci bir adres olmuş. Ama bugün Ortadoğu, Suriye Savaşı üzerine solda büyük bir cahillik var. Sence neden?

Verdiğiniz tarihler hep darbe dönemleri ve ’80 darbesi sonrası hepimizin bildiği gibi solun üzerinden dev bir silindir geçiyor, hareket alanı daralıyor, başını kaldıramayacak duruma geliyor. İlişki kuracak bağlarını kaybetmiş gibi gözüküyorlar somut bir ilişki olmaması aynı zamanda bilgi aktarımında da kısıtlılığa yol açıyor.

Sempozyumda oluşturulması hedeflenen Anti-Emperyalist Cephe‘nin en çok önemsenen noktası da alternatif bir medya inşa edilmesiydi bunda tüm katılımcılar mutabıktı, böylece o cahillik de kırılabilir. Bu durumun katılımcılar da farkındaydı.

  • Ortadoğu’nun bir batak olduğu üzerine ülkemizde çok geniş bir mutabakat var. Zıt kesimler bile bu noktada buluşuyor. Ortadoğu’da ilkelerle değil, çıkarlarla iş yapılabildiği söyleniyor ve devrimci eleştiriler “siz buraları bilmiyorsunuz” diye aşağılanıyor. Senin düşüncen ne?

Çünkü Ortadoğu’da İslamcı örgütler aktif, onların sözü geçiyor ve yine tekrarlayacağımız gibi doğaları gereği pragmatistler, ilkelere sadakat ise sadece devrimciler de olur. Benim düşüncem bu yönde… Ne zaman ki Ortadoğu’da devrimci bir örgüt güç bulur o zaman ilkelere sadık bir mücadele ortaya çıkar ve eminim o zaman bu bataklık kurutulabilir.

  • Yani PKK/YPG’nin çarpık ittifaklarının belli-haklı bir yanı var mı? Çünkü senin de dediğin gibi Ortadoğu’da sol zayıf.

Hayır, diyemeyiz çünkü PKK’nin İslamcı örgütlerden bir farkı var ve olmalı. PKK‘nin devrimci bir tarihi ve bu tarih üzerine inşa olmuş bir yapısı var. Aksine bu çarpık bu yanlış anlayışı yıkacak güç olmalı. Ve ayrıca PKK’nin ittifak yaptığı güçler de Lübnan Hizbullahı tarzı örgütler değil emperyalizmin ılımlı(!) muhalif güçleri.

  • Tecride karşı direniş, devrimciliği yaşatmayı başardı ve bugün çok geniş kitlelerle buluşma şansına önayak oldu. Tecrit, direniş ve bugüne, Gezi’ye uzanan bağ sempozyum katılımcıları tarafından görülüyor mu? Ya da nasıl görüyorlar?

Katılımcıların hepsinin hemfikir olduğu zihniyet “Direnmeyen çürür” oldu, fakat direkt bu konuda bir konuşma olmadı. Haziran Ayaklanması ile ilgili konuşmamın Berkin Elvan bölümünde yer verdim, bunun haricinde çok gündem değildi.

  • Sempozyuma yalnızca sosyalistler katılmadı. Peki gerek sosyalist olanlar gerek sosyalist olmayanlar sosyalizm ve ulusal kurtuluş / halk kurtuluşu arasındaki ilişkiye nasıl bakıyorlar?

Sempozyum teorik tartışmalardan daha çok, “Farklılıklarımız var ama anti-emperyalist cepheyi kurmalıyız” yönünde gelişti. Örgütlerin, temsilcilerin hepsi emperyalizm karşıtı ama dağınıkken emperyalizm gerek ekonomik gerek medya tecridiyle eziyor. Birleşirsek, birlik olursak karşı koyarız düşüncesi hakimdi.

Haricinde içinde ”Biz solcu değiliz ama..” geçen cümleler de az kullanılmadı. Örneğin benim konuşmamın ardından -ya Suriye ya Sudan’dan- milliyetçi gençlik örgütü başkanı konuşmuştu “Sol bir tarihimiz yok ama emperyalizm ve siyonizme karşı savaşanların yanındayız” tarzı bir konuşma yapmıştı.

  • Solcular arasına bile sızan bir “radikal demokrasi” virüsü var, Arjantinli Laclau’nun özellikle Latin Amerika solu üzerinde bir etkisi olduğunu da biliyoruz. Bu etki hakkında bir gözlemin oldu mu?

Maalesef çok hâkim olduğum bir konu değil. Latin Amerikalılar arasında sadece Kolombiyalılar’ın, Venezuellalılara yönelik “Latin Amerika sadece onların reformist politikalarından ibaret değil” tarzı çıkışmalarına tanık oldum.

Radikal demokrasi tezi ve devrimini yapamayan Venezuela’da bitmeyen darbe tehlikesi üzerine:

Diren Venezuela

  • HAMAS, AKP ile sıkı bağları olan bir hareket. Sempozyuma yaklaşımları nasıldı?

HAMAS sempozyuma açıkçası mesafeliydi, sebebi de AKP. Halk Cephesi’ni iyi tanıyan bir örgüt, yani AKP ile olan savaşını biliyor, ama propagandasını yapma fırsatından da geri kalmadı. Örgütlerin masalarının bulunduğu salon ve sergi alanına en hazırlıklı gelenler onlardı.

İki üç TIR süt için AKP’yi kendilerine dost sanmalarını komik buluyorum fakat Siyonizm’e karşı savaşta tecrit edilen bir örgütü de yalnız bırakmak doğru değil. Doğru çizgiye doğru itilmesi gerektiğini düşünüyorum, tabii onlar da adım atmalı.

  • Halkla temasınız oldu mu? Sence biz toplum olarak, yaşam biçimiyle batıya nazaran doğuya mı yakınız?

Evet, biraz oldu. Hayatımda ilk defa yurtdışına çıktım ve bu Beyrut oldu. Beyrut halkı ne kadar farklı diğer doğu halklarından bilmiyorum ama ben Arapça konuşanların yaşadığı bir Antalya gördüm. Bence çok benzeşiyoruz toplum yapısı olarak.

  • Sempozyum Nisan’da ülkemizde tekrarlanacakmış. Biraz bilgi verir misin?

Aslında bir tekrarı değil çünkü Türkiye‘de yapılacak olan, Eyüp Baş Uluslararası Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği Sempozyumu, bu ise tecride karşıydı. Diğer yıllardan farklı olarak Türkiye’deki bunun ikinci ayağı gibi gerçekleşecek. Anti-Emperyalist Cephe gündeminden ötürü olsa gerek.

12 Nisan‘da Grup Yorum‘un Tam Bağımsız Türkiye konseriyle başlayacak. Umarım İstanbul’daki de Beyrut’taki gibi geçer çünkü geçtiğimiz sempozyum biraz ”farklı”ydı.

@OkaaanOzer

(FILES)- A file picture taken on July 3, 1986 shows former Lebanese militiaman George Ibrahim Abdallah during his trial in Lyon, centraleastern France. Abdallah, a former guerilla in the Popular Front for the Liberation of Palestine (PFLP) who has spent 28 years in French jails, was granted parole on November 21, 2012 but remained behind bars following an appeal by the state. Abdallah, 61, was arrested in 1984 and sentenced to life in prison three years later for his involvement in the 1982 murders of US military attache Charles Robert Ray and Israeli diplomat Yacov Barsimantov. A branch of the Paris appeal court will examine on January  10, 2013, the appeal of the prosecutor against his conditional release.  AFP PHOTO HO
  1. “Khiam Lübnan’ın güneyinde bir yerleşim yeri. Aynı zamanda İsrail’i Güney Lübnan’ı işgal altında tuttuğu yıllarda işkenceleriyle ünlü bir hapishaneydi. Lübnan Hizbullahı ve Lübnan Komünist Partisi’nin de içinde olduğu cephe İsrail’i yendi. Güney Lübnan’la birlikte Khiam’ı da özgürleştirdi”
Etiketler: , , , ,

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Yandex.Metrica